Powered By Blogger

7 Eylül 2013 Cumartesi

SUAT GÜVEN - ŞİA'NIN NASIRI MI? CEMAATFOBİSİ Mİ? Ömer Lekesiz'in "İtirazımız İran'a mı Şia'ya mı?" yazısının eleştirisi



SUAT GÜVEN - ŞİA'NIN NASIRI MI? CEMAATFOBİSİ Mİ?
Ömer Lekesiz'in "İtirazımız İran'a mı Şia'ya mı?" yazısının eleştirisi
Giriş
Ömer Bey geçmiş dönemde nasıl bir çizgi çizdi? Neleri savundu nelerle birlikte oldu? Onu bilemem ve merak da etmem. Onun eleştirmen kişiliğinden kaynaklanan yazılarını fırsat buldukça sağda solda bulur okurum. Okurken  keyif aldığım bir yazardır.
Eleştiri mantığına gelince cemaat konularında çok duyarlıdır. Cemaatin tartıştığı konularda fikrince ters düşen mevzularda çok acımasızdır. Örnek mi? İslamcılık konusu gündemde iken Ali Ünal ile Ali Bulaç tartışmasında Ali ünal'ı nasıl eleştirdiğine bakılabilir. Bu konuyu aşağıda ayrıca irdeleyeceğim, diyerek burada kısa kesiyorum.
GYV bildirisiyle alakalı kaleme aldığı yazılarında da cemaati eleştirdi. Hizmet Hareketi sözcüğünü anlamakta zorlandığını, GYV nin bildiri yayımlama hakkına sahip olamadığını açık açık yazdı. gerekçesini ise kendince yaptığı bir cemaat izahatında buldu. gerçi yaptığı cemaat izahatı evlere şenlik bir hal almıştı, ama o bunun farkında olmayarak cemaat hakkında hükmünü de verecekti, bu arada..
Ömer beye göre cemaat bildiriyi ne gerekçeyle olursa olsun yayımlıyorsa ve dünyada yagınlığını referans da ypıyorsa bu ülkede Müslüman olan bir iktidara başkaldırı, diklenmeydi. bildiriyi yorumlarken cemaati imtiyaz isteme gibi haksız bir töhmetin altında da bıraktı. diğer taraftan cemaati bu kendi icadı olan diklenme ve imtiyaz istemeden dolayı darağacına yollarken yeni yeni mesajlar da araya sıkıştırmayı ihmal etmedi.
Mesela ne dedi? Cemaat dünyevileşmiş bir cemaattir. Ne demekse. Sonra uluslararası bazı devletlerle topluluklarla antlaşmalarla kendini bağlamış bir cemaattir. Yahudi ve Hıristiyan dostu ancak Müslümanlara cephe almış bir cemaattir.
sorulsa azizim siz bu kadar sonucu nerden çıkardınız ? cevabı GYV bildirisine bağlayacak. Bildirinin içinde ne var peki onları söyleseniz. üst perdeden red de kabuldür diyecek.
Zannediyor ki her kes saf okumaz anlamaz. Onun hükümleriyle hareket edecek. Herkes önce bildiriyi, sonra içeriğini malum-u ilam bilgilerini tahattur ederek tartmıştı zaten. Onun yazısını ise Hasudun haset namesi olarak okudular zaten.
Ömer beyin "İtirazımız İran'a mı Şia'ya mı?"  isimli yazısına gelince
Yine Gezi Olayları nedeniyle ortaya çıkan tartışmalarda tarafsız bir kalem gibi hareket etmesi beklenemese de karşı tarafı bu kadar aleni desteklemesinin bir geçmişi vardır diyerek geçelim. Ama onu da irdelemek lazım. Aşağıda ona da bir parça değinelim.
Bu yazıyı ya da eleştiri-yorumu yazmama sebep olan yazıya gelecek olursak; efendim konu başbakan'ın SIRADIŞI programına katılması ve gündemle ilgili çeşitli konuları değerlendirirken söz BM değerlendirmelerine geliyor ve İran da İran'a eleştiri de Başbakan'ın sözleri içinde yer alıyor.  O akşam Başbakan neler konuşmuş birlikte okuyalım;
" BM'nin dünyada 196 üyesi var. Bu üyelerin kahir ekseriyetinin burada bir direniş ortaya koyması lazım. Gerçek dünya 5'ten büyük diyorsak o zaman diğer ülkeler bir araya gelerek kendi birleşmiş milletlerini kurabilir. Çekiliyoruz diyebilir, Shanghai, gibi birçok teşkilatlar var. AB'nin kuruluşu da çok farklı amaçlar için kurulmuş bir örnektir.

Eritre'de Etiyopya'da, BM'nin yaptığı hiçbir şey yok, Sudan'ı ikiye böldüler hala Sudan'a yaptırım uyguluyorlar. İsrail ile Filistin arasında yaşananlar ortada. Aynı şey İran için de yapılıyor. İran da tepki koyması lazım ama yapmıyor. İran için karşı koyan biz olduk. Ama İran bizi anlamadı hala anlamıyor.

Humus katliamında merhum Humeyni aylarca Hafız Esad'a randevu vermedi bunun nedeni de katliamdı.

İslam dünyasının içine nifak sokulmuş durumda. Sünni ve Şii kendini koruma refleksi içine girmiş. Sünni ülkeler de kendi içinde sorunlar yaşıyor. Son gezi olaylarında yaşadıklarımız da ortadadır.

Benim dert yandığım üzüldüğüm bütün İranlı dostlarımıza başta Hamaney olmak üzere benim Sünni, Şii ayrımım yok demişimdir. Biz böyle bir ayrımı tanımıyorduk. Bu kavga niye demiştim. Bizi birbirimize bağlayan İslam'dır. İslam içinde bölünmeyi yaşamak insanı kahrediyor. Suriye'de 100 bin insanı öldüren sorarsan Müslüman'dır. O liderlerin arkasında İslam alimleri var. O destekle Sünniler vuruluyor. Sünniler de o reflekse Şiiler'i vuruyor."
Başbakan'ın bu sözleri ertesi gün bir çok mahfilde genişçe tartışıldı. Sağ, sol, yandaş, muhalif, cemaat nasıl vasıflandırılırsa vasıflandırılsın geniş bir kesim tarafından tartışıldı. Dileyen arşiv taraması yapar bakar.
Zaman Gazetesi'nde Ekrem Dumanlı da o sözleri değerlendirdi.
"Başbakan Erdoğan, katıldığı bir TV programında Suriye’yi anlatırken İran ile ilgili derin üzüntüsünü dile getirmiş. Başbakan yerden göğe kadar haklı. Bu takiyyeci İran, Suriye’deki katliama hiçbir zaman insanî de bakmadı, İslamî de. Mısır’da yaşananlara da sevinerek bakıyor. Üstelik her fırsatta Türkiye’ye laf sokuşturuyor. Mezhepçilik akıllarını başlarından almış. Aslında İran dün de öyleydi, bugün de öyle."  (26 ağustos 2013 - illede demokrasi)
Bu yazıda şu ana maddeler ortaya çıkmış
1-  Görüldüğü kadarıyla Başbakan'ın sözleri eleştirilmemiş desteklenmiş. Dumanlı, " Başbakan yerden göğe kadar haklı." abartısıyla bu eleştiriyi desteklemiş. Sonra sözü İran'ın Suriye ve Mısır politikalarına getirmiş ve
2- " İran, Suriye’deki katliama hiçbir zaman insanî de bakmadı, İslamî de. " diyerek İran'ın Suriye içindeki politikasına getirmiş. Bu politikanın bizcesi Ömer Lekesiz'in de malumudur. Yeni şafak, Star ve Yeni Akit gazetelerinde en hararetli şekilde desteklendiğini biliyoruz. yine bu gruplara ait TV ler radyolar, haber siteleri de eklenmeli. Söz  konusu kurumlarda hükümet yanlısı yapılan keskin yorumlar, haberler, analizler değerlendirildiğinde Suriye'de yönetim ve muhalifler değil Türkiye Suriye savaşıyormuş gibi bir görüntü izlenim var denilebilir.
Zaman ve bugün grupları ise hükümeti desteklemekle birlikte itidal tavsiyesinde bulundukları için İsrailcilikle suçlanmaları az olmadı.
Diğer taraftan mültecilere yardım eden devlet kuruluşları yanında yardım kuruluşları sayıldığında KİMSE YOKMU, İHH, DENİZ FENERİ sayılabilir.
Burada da hükümet yalnız bırakılmamış. Ama her seferinde keşke izlediğimiz politika çatışmaya vardırılmasaydı, demiştir.
Bu süre içinde İran medyası ve hükümetinin izlediği politikanın haberleri de yandaş medyada ne kadar yapıldıysa camia medyasında da yapıldı. analizlerle desteklendi.
Diğer taraftan Bölge ile bağlantılı asayiş konularında hükümet karşıtı yayın yapmamış olan camia medyası kıyasiya eleştirildi.
Bu kadar süre geçmiş. hükümet yanlısı yayın yapmış bir medya genel yönetmeni bu sürecin en keskin virajında Başbakanın yaptığı değerlendirmenin çok altında bir değerlendirme ile " İran, Suriye’deki katliama hiçbir zaman insanî de bakmadı, İslamî de. " içini dökmüş.
3-  Mısır’da yaşananlara da sevinerek bakıyor.
Demiş peki hakikat payı var mı? İsimlerini yukarıda saydığımız yandaş medya ile paralel kurulan bu cümle mi  tepki toplayacak?
4-   Üstelik her fırsatta Türkiye’ye laf sokuşturuyor. Fars haber ajansının yayınlarını takip edenler bu durumu yakinen görüyorlar. en son örneği suriye  müdahalesi tartışılırken fars haber ajansının
5-  "tahkiye meselesi"  ve mezhepçilik politikaları

Bu arada İran Türkiye'nin dış politikasını acımasızca eleştirmekte
Siz camiaya İran eleştirisi hakkını kim adına ne adına vermiyorsunuz? İslam adınaysa siz ne zamandan beri İslam'ın temsilcisi oldunuz? İslam adına ortaya koyduğunuz hangi dünya çapında eseriniz var da endaze elinizde fink atıyorsunuz?
Şia sizin neyiniz oluyor?
Şia mezhep mi? cemaat mi? Bunun ölçüsü nedir? İster cemaat ister mezhep olsun bunlar adına konuşma veya bunlara laf söyletmeme hakkını siz kimden alıyorsunuz?
Camiayı eleştirirken pervasızlığınız neden? Neden Şia da aynı pervasızlıkla eleştirilmeyecek?
Sonra yazınızda diyorsunuz ki
Burada ihmal edilmemesi gereken şey başka ülkelerle olan muhtemel sözleşmeleri ya da uluslararası arenada Müslümanları temsil hakkına oynamaları nedeniyle kimi cemaatlerin devlet ve Şia ayrımı yapmaksızın İran'a reva gördükleri mütecaviz dilden uzak durmaktır.
Çünkü adı ve niteliği ne olursa olsun yanlışa düşen veya yanlışta ısrar eden İslami grupları ümmetten ayrımaya kalkışmak başlı başına bir tehlikedir.

"Burada ihmal edilmemesi gereken şey .." diyerek dikkatini çektiğiniz topluluklara ve yazınızın değerli okurlarına " ..başka ülkelerle olan muhtemel sözleşmeleri... "diyerek neyi kastediyorsunuz? "Muhtemel" olan nedir? Sözleşme mi? Nerede? Yalanlanmış bile olsa o Sözleşme nerede? Zihinlerde keskinleştirme adına ortaya attığınız bu "muhtemel" kuşkusu sizce de çok sağlam bir bilgiye benzemiyor mu?, diyerek içinde sıyrılamazsınız.
Ya da bu " ..başka ülkelerle olan muhtemel sözleşmeleri... " nin belirtileri yok mu? Hani ağız birliği etmişçesine eleştiri destek ne var?
Bu muhtemelli cümlenizin devamında diyorsunuz ki, " ya da uluslararası arenada Müslümanları temsil hakkına oynamaları nedeniyle..." ey Müslümanlar bunlardan uzak duralım. Niçin duralım? Çünkü bunlar Müslümanları temsil iddiasındalar. Peki iddia  olmayıp da Müslümanları temsil eden birileri mi var? Müslümanları temsil iddiasın geçelim Müslümanları birileri temsil ediyor da bu temsil de onların Allah'tan peygamberden gelen bir haklarıydı da ve bu hakka birilerinin -zinhar- el uzatmamaları için bir emir mi irad edilmiş? Müslüman'ı temsil iddiasında bulunma ne zamandan beri suç olmuş?
Temsil için cemaati görmek istemeyen zat-ı muhterem ne demek istiyor?
1- Milli görüş, ihvan ve Şia koalisyonu
Mavi boncuğu Milli Görüşe ve başbakana uzatırken onlara yamalamaya çalıştığı İran ve Şia faktörü kendince milli kendince manevi dinamiklerle bağdaşır liderliktir. İran mesafeli olsa da bir gün nasılsa gelecek. Ömer beyin İran'ı devrimci hülyaların İran'ı olarak hala hatırlıdır. O İran'a tepki gösterebilecek muhalif temsili adayların şimdilik bertaraf edilmesiyle vakit geçirilmeli.
2- Şia merkezli İslam dünyası liderliği,
Muğlak ifadeler içinde geçen gönlündeki bu aslan kojüktörün müsait olmasıyla gerçekleşir bir durumdur.  Gerekirse liderliği şimdilik birileri götürsün ama gelecekte Sezar'ın hakkı mezara gitmemeli. Buna uygun iç dış şartlar İran'ın izlediği politikaların -her ne kadar bunu gerçekleştirmeye çalışsa da- topladığı tepki tam kıvamında değil.
İslam ümmetinin birliği adına birilerini kendince paranteze alarak birilerini merkeze oturtarak birilerini de şimdi olmasa da gelecekte mutlaka lazım diyerek pazıl tamamlayanlar İslam adına ne vaat ediyorlar? Sınırlar dışında bir dünya var ve onlar bu dünyayı ne kadar algılıyorlar? Hayalleri Anadolu sınırlarını aşamamış bu insanların geçmiş ve gelecek İslam coğrafyasına ne katkıları olacak? Doğrusu merak etmekteyim.
Siz, İran veya Şia böyle bir iddia için ortaya çıktığınızı var sayalım; size de eleştiri getirilse "Müslümanları temsilen konuşamazsınız, tepki göstermezsiniz" gülünç olmaz mı? demez misiniz Müslümanlık kimsenin tekelinde değildir, ona layıkıyla çalışan onu temsil eder? Yoksa Müslümanları temsil etmeme konusunda konsensüs mu var? Sonra bu temsil nasıl olacak? Müslümanları temsil hakkına oynama çaba gerektirir bir şey ise bundan kim rahatsızlık duyuyor?  İran mı? Eğer İran ise İran bundan neden rahatsızlık duysun? yoksa İran'ın Müslümanların temsilsizliğinden bir menfaatleri mi var? yazınıza bakılırsa öyle.
Yazınızda diyorsunuz ki "Burada ihmal edilmemesi gereken şey .." bu tarz muhtemel sözleşmeli ya da temsil iddiasında bulunan ".. cemaatlerin devlet ve Şia ayrımı yapmaksızın İran'a reva gördükleri mütecaviz dil..."leri var. peki neymiş o dil?  ".. Başbakan yerden göğe kadar haklı. Bu takiyyeci İran, Suriye'deki katliama hiçbir zaman insanî de bakmadı, İslamî de. Mısır'da yaşananlara da sevinerek bakıyor. Üstelik her fırsatta Türkiye'ye laf sokuşturuyor. Mezhepçilik akıllarını başlarından almış. Aslında İran dün de öyleydi, bugün de öyle.' (Zaman, 26.08.2013)"
görüldüğü kadarıyla öne çıkan iki kavram ve İran'a muhtemel eleştirilerin çıkaracağı kötü sonuç. Neden kötü sonuç? Çünkü ".. başka ülkelerle olan muhtemel sözleşmeleri ya da uluslararası arenada Müslümanları temsil hakkına oynamaları.."
Devamında diyorsunuz ki " Çünkü adı ve niteliği ne olursa olsun yanlışa düşen veya yanlışta ısrar eden İslami grupları ümmetten ayrımaya kalkışmak başlı başına bir tehlikedir. "
"adı ve niteliği ne olursa olsun" diyerek camiayı kast ettiğinizi, ama onları "  yanlışa düşen " ve " yanlışta ısrar eden.." ler olarak değerlendirdiğinizi bunun ise Şia gibi "İslami grupları.." suret-i haktan görünerek yaptıkları eleştirileriyle  "..ümmetten ayrımaya kalkış.."tıklarını hiç bir şey olmasa da tehlike olarak yettiğini açıklıyorsunuz.
Ömer bey Camia ne gibi yanlışa düşmüş? İran politikasının eleştirildiği ortamda söz söyleyen yazar arkadaşlarınızı ertesi gün çıkan tefrikada dile getirilen ümmet ayrılıkçısı yaftasından ne kurtarıyor da Ekrem Dumanlı veya "adı ve niteliği ne olursa olsun" camiası bundan mahrum kalıyor?
Bunları yanlışa düşmüşler ve yanlışta ısrar edenler bir anlamda hidayetlerine de artık inanmadığınız bu kesimin yanlışı nedir. Muhtemel kavramı içinde söylediğiniz sözleşmeli olmaları mı yoksa Müslümanları temsil iddiasında ısrar etmeleri mi onların yanlışı?
Düşünebiliyor musunuz bu muhtemel sözleşmeliler camiası hem İslam iddiasında bulanacaklar hem de "tahkiyeci ve mezhepçi İran'ı" tefrik edecekler.
Keşke sorulsaydı onlara muhtemel sözleşmeli misiniz? Müslümanları temsil iddianız var mı? İran'ı tefrik edecek misiniz? hani içimiz de rahat etseydi.
Yazınızın devamında
- "Bu paraleldeki bir gayretin," diyerek Müslümanlar arasına ayrılık sokma gayretini kastettiğinizi ,
" insanlığa hizmeti gözeten" diyerek yeni bir tartışma kapısını daha açtığınızı,
"bu çerçevede Müslümanlardan bile çok Yahudilerle, Hıristiyanlarla işbirliğine büyük önem veren bir cemaat.." diyerek nasıl bir işbirliğinden çok netameli bir iş birliği ifasında bulunduğunuz,
Diğer taraftan
".. cemaatin mensubu (hatta temsilcisi) olarak Ekrem Dumanlı'nın son yazısında ortaya çıkışını üzüntüyle gördüm." diyerek şimdi
1- Siz birilerine muhtemel sözleşmeli diyerek suçlayacaksınız ve sonra aslında muhtemel sözleşmeli olmasa da en az onun kadar suç teşkil eden husus yani Müslümanların liderliğine oynadıklarını ileri sürerek suçlamalarda bulunacaksınız. Bu sizi üzmeyecek de kuruntularınız mı sizi üzecek?
2-  " insanlığa hizmeti gözeten" tırnak içine aldığınız bu ifadenizi ben de tırnak içine alarak irdelemek istedim. Efendim, bir kaç sorum olacak; insan nedir? İnsan nasıl bir varlıktır? İnsanlar niçin yaratıldı ve serencamı nedir? İnsanın maddi ve manevi yaşamı iş bölümü vs nedir?  O bağlamda soralım " insanlığa hizmet.." Ne demektir?
Siz insanlığa hizmet denince evdeki hizmetçiyi mi anlıyorsunuz? Yoksa halka hizmet hakka hizmettir düşüncesini mi ? İlk insan İlk peygamber ve ondan sonra gelen bir çok peygamber ve en son peygamber neyle görevlendirilmişlerdi? O bağlamda Müslümanları temsil iddiasında bulunan bu insanlar İslam perspektifinde İnsanlığa hizmeti gözetemezler mi? Eğer böyleyse tırnak içine aldığınız ifadenizle aşağıladınız.
Bu  çizdiğiniz çerçevede
3-  Müslümanlardan bile çok Yahudilerle, Hıristiyanlarla işbirliğine büyük önem veren bir cemaat ve temsilcisi Ekrem dumanlı ne yapıyorlar?
·         İman ve İslam şartlarından uzak mı yaşıyorlar?
·         Ellerindekini avuçlarındakini Müslümanlardan esirgeyerek Yahudilerle, Hıristiyanlarla mı paylaşıyorlar?
·         Ya da peşin hükmünüze göre zaten öyle yapıyorlar ve bunu da " insanlığa hizmet.." olarak mı yansıtıyorlar?
·         Cemaatin yayıldığı sayısı 100'i aşkın ülkelerde Yahudiler, Hıristiyanlar dışında başka din mensupları da var mı? Mesela Müslümanlar Budistler var mı? Mesela Somali  var mı? mesela Orta Asya, Kafkasya, Balkanlar,  Güneydoğu Anadolu, Suriye Yemen  var mı? Ee varsa bu teziniz gümbürtüde..
Hani sormak lazım siz ne yaptınız diye? Cevap verirken tereddüde düşeceksiniz biliyorum. muhtemelen şöyle diyeceksiniz İran pardon Şia olarak mı yoksa Türkiye'de benim gibi hasetçiler mi? Hangisine göre cevap vereyim?
Bence susunuz. Evet susunuz.  Cevap verip sirkat yapmayın. Aziz dostum Şia dersen İran dersen garabet. İşte Suriye çocuklarının yediği sarin gazı ortada? Onlar hoş bunu cemaat adına yapmadılar ya? Sonra hasetçilik öte tarafta kaseti ibretle izleneceksiniz. niye mi?
Delilsiz suçlamada bulunduğunuz ve çizdiğiniz çerçeveye göre ; muhtemel sözleşmeli, yanlışa düşmüş yanlıştan ısrar eden, Müslümanlı temsil iddiasında bulunan ve olsa olsa İslam'a değil de " insanlığa hizmeti gözeten"  kısacası çelişkiler  ve demagoji içinde yuvarlandığınızı vurgulamak lazım. Genellemelerinizden değil planlarınızın faş edilmesinden dolayı ürperdiğinizi açıklıyorsunuz.
Burada durup biraz düşünelim. Ekrem Dumanlı muhtemel sözleşmeli ya da Müslümanlar temsil adına ortaya çıkmış bir kliğin adamı olarak sakınılması gerekenler sınıfına sokulmuş ve eleştirileri  konusunda Müslümanların dikkati çekilmiş. Hani suret-i haktan görünen bir "fitne" ! ifşa edilmiş ve tehlike de bertaraf edilmiş.
Nur Cemaat(ler)i aleyhine bir kampanya olmamıştır ve olması da mümkün değildir. Çünkü yediden yetmişe herkes bilir ki, Said Nursi'nin 'Hakaik-i imaniye' davasını omuzlarında taşıyanlar -onu hangi tavizler neticesinde ve ne şekilde kurumsallaştırmış olurlarsa olsunlar- kendileriyle aynı meşrepten olmayan Müslümanların dualarına, saygılarına ve desteklerine muhataptırlar.
Sorun Zaman'ın, MİT kalkışmasıyla ve İslamcılık tartışmalarında cemaat dışındaki Müslümanları ötekileştirme çabalarıyla başladığı, Haziran'dan itibarense çelişkiler yumağı haline geldiği 'sanılan' yayın politikası ilgilidir.
(zamanla karışan işler yazısından)
Bir zamanlar hedefe oturttukları nurların Üstadı'nı eserlerini şakirtlerini müntesiplerini şimdi sahiplenme ne adına yapılıyor? Neden eleştirdin? Neden övgüler düzmektesin? Ne değişti? Sen mi? Nurlar mı nurcular mı? Sahi hidayete nasıl ve neden erdin?
"İslamcıların, "Bilimsel materyalizme" karşı duran "Nurcu geleneğe"(!), "çiçekle, böcekle" uğraştığı için değil, aynı ciddiyetle "Bilimsel kapitalizm"le uğraşmayıp, bilakis onun yerli dişlilerinden biri olmaya aşırı şekilde heves göstermesi yüzünden karşı çıktıklarını bilmeyişini mi?"
Sözleri size ait. Hani Mustafa Akyol ile İslamcılık konusunda girdiğiniz bir polemik, işte sözler oradan alındı. Peki Siz nurcuları hangi makam ve mevkie oturttuğunuzun farkında mısınız? Övgü buysa istemez kalsın.
Bu kavramları öne çıkarmadan destek verseydi. Var sayın ki öyle oldu, yine de eleştirmez miydiniz? Eğer eleştirmezdim, diyorsanız bilin ki bir Allahın kulu size inanmaz. Sizin daha önce yazdığınız bir kaç makalenizde işte seçme paragraflar alıntılar.
ŞİAYI KİMLER ELEŞTİRİYOR
Peki İran'ı ya da Şia'yı sadece bu netameli kişiler mi eleştiriyor? Yandaş medyadan Doğan medyasından sol medyadan istemediğiniz kadar İran eleştirisi var. Bunlara Turancı medyayı katmıyorum bile. Çünkü Turancı medyaya kalırsa İranın işi harap bir kaç saat içinde ordunun iranın bir başından vurup bir başından çıkmasını isteyecekler. Yani anlayacağınız Yunus dili İran için zaittir. Yavuz dili konuşulmalı. IV. Murat'ın gürzü konuşulmalı, Genç Osman marşları çalmalı falan
ŞİİLİK


Sunnilik, devlet yönetmesi nedeni ile, Nisa suresinin 59. ayeti "Ey iman edenler! Allah'a itaat edin. Peygamber'e ve sizden olan ulülemre de itaat edin"deki "ulülemr"i devlet otoritesi olarak yorumlamıştır. Hatta 11.yüzyıl başında filozof El Maverdi, "Al-ahkam Al-Sultaniye v'el-Vilayet al-Diniyye" adlı eserinde, resmen dini otoriteyi hükmü altına alan bir devlet felsefesi kurmuş, Şiilik'e nazaran çok daha seküler diyebileceğimiz bir söylem geliştirmiştir. Hatta yukarıdaki ayete binaen, Maverdi'ye gore; "Hükümdar ve devlet zalim de olsa ona itaat gerektir, zira en kötü hükümdar, hükümdarsızlıktan (anarşi) daha iyidir."
Şiilik'i Sunnilik'ten ayıran temel nokta, Hz. Ali ve Ehl-i Beyt'in konumu değildir. Bunun ötesinde, dünyevi işlere bakışta, devlet-toplum ilişkisinde Şiilik ve Sunnilik arasında devasa bir uçurum vardır. Tam da bu nedenle İslam birligi vesaire gibi özlemler bir gerçekliği bulunmayan hayallerdir. Bugün tüm dünya müslüman olsa dahi, birbirinin omzu uzerinde baş bırakmayacak kadar birbirine ters iki felsefedir
MEHMET GÖRMEZ'İN YANKI UYANDIRAN KONUŞMASI NASIL HABERLEŞTİRİLMİŞTİ?
Bu yıl dördüncüsü yapılan Büyükelçiler Konferansı’nda Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez de diplomatlara bir konuşma yapmış.
“Körfez’de Şia, İslâm’ın geleneksel Doğu-Batı gerilimindeki rolünde hamilik üstlenmektedir”. “Modern zamanların ürünü olarak öne çıkan dinî metinleri hayatın gerçeklerinden kopararak kanun metni hâline getiren Selefiliğin yer yer ekstrem çıkışları da Şia karşısında İslâm’ın Sünnî temsiline aday görünmektedir. Şia’nın Batı karşısında İslâm’ın temsiline soyunması, Selefi Vehhabiliğin de farklı versiyonları üzerinden Şia karşıtı Sünnî hegemonik bir güce dönüşme arzusu asla ihmal edilmemesi gereken politik bir alan üretmektedir”.
Bu beyanlardan yola çıkan Bilici; “Bu durumda, Türkiye, yeni Ortadoğu’da politize Şiilik ile reaksiyoner Selefilik arasında mı kalmış oluyor?” sorusunu sormuş.
Bize göre arada kalmış sayılmaz. Kendi içinde farklı versiyonları olan ve modernliğe içe kapanarak tepki geliştiren Selefiliğin modernleşmeyi hayli yüksek yaşayan Türkiye’yi fazla etkileyeceğini sanmıyorum.
Şiîliğe karşı tepkisel özelliğiyle dikkat çeken Selefilik ise aslında İran devrimiyle ivme kazanan yayılmacı Şiîliğe karşı bir reaksiyon hareketidir, arkasında da Suudi Arabistan Krallığı’nın verdiği destek vardır. Çünkü bu ülkede zengin petrol bölgelerinde mukîm olan Şiîler Suudi Arabistan’ı endişelendirmektedir.
Suudi Arabistan büyük Şiî birliği hayâlleri kuran Şiîlikle nüfuz edebildiği Selefiliği ideolojik hesaplaşmaya sokarken en azından bölge halklarına hoş görünen dinî argümanlarını bu zeminde sarsmayı hedeflemektedir. Savunmacı devlet refleksi de diyebiliriz buna.
Bunun çok fazla etkili olduğu söylenemez. Tarihsel olarak Şiîliğin giremediği Patani, Malezya, Endonezya ve Filipin gibi coğrafyalarda İran Devrimi sonrası oluşmuş ve her geçen gün etkisini artıran Şiî varlığına bakarak da bunu anlayabilirsiniz.
Suudi Arabistan’ın desteklediği Şiîlik karşıtı Selefilik, Şiîliğin Ortadoğu’daki yükselişine bile engel olamamış durumdadır.
İran-Irak-Suriye-Lübnan ekseni başka neyi anlatır ki? Şiî hilalinin sadece Türkiye’yi değil tüm Ortadoğu’yu etkilediği ve bir yere kadar yönlendirdiği aşikârdır. Suriye rejimi hâlâ devam edebiliyorsa, halkı pervasızca katledebiliyorsa sebebini buna borçludur. Bu zeminde Şiî nüfuzunun Ortadoğu’da yükselişini sürdürmesi en çok da Suudi Arabistan’ı ürkütmektedir.
Şiîliğin Sünnî coğrafyalarda nüfuzunu artırması İslâm içi bir mezhebin nüfuzunu artırması gibi basit bir olgu değildir. Zira bu güç dengelerini değiştirdiği için Şiî-Sünnî kutuplaşmasını çatışmaya doğru sürüklemektedir. Irak’taki son gelişmeler de ayan beyan bunu göstermektedir.
Şiîlik özüne siyasi talepler mündemiç bir harekettir. Tarih sahnesine bu taleplerle çıkmıştır. Siyasi hedeflerini dinî hedefleri gören bu akım tarihsel olarak kendini hep tahfif amacıyla Çoğunluğun Mezhebi dediği Ehli Sünnet karşısında konuşlandırmış ve neredeyse varlığını Sünnîlik karşıtlığına borçlu bir fırkadır.
Türkiye’nin Ortadoğu’ya bakan siyasi, ictimaî, iktisadî yönünün önünde İran-Irak-Suriye-Lübnan duvarının yükselmesi Sayın Görmez’in ekstrem dediği Selefiliği değil mutedil Sünniliği kışkırtmaktadır.
bu güzel yazıdan sonra
İRAN'IN DIŞPOLİTİKASI
yazınızda ortaya çıkan iki ayırıma göre;
1- İran'ın dış politikası ülke menfaatleri gözetilerek izlendiğinden eleştirilmeli
2- İran'ın Şii kimliğinden dolayı Şiilik eleştirilmemeli
Eleştirilebilir fetvasını kerhen verdiğiniz İran'ın dış politikasına bakalım
Azerbaycan - Ermenistan savaşında
Ermeni tarafını destekledi. Ermenistan'a Türkiye ambargosu olduğunda Ermenistan İran yardımlarıyla ayakta durdu. Neye rağmen Azerbaycan'ın Müslüman ülke olmasına ve İran'da 20 milyon Azeri'nin varlığına rağmen. O Azeriler ki Safeviler devletinin bakiyesi ve İran'ın Şiiliğini koruyan, Fars kültürünü himaye eden halktır. İran Azerbaycan'ının ne durumda olduğu hepimizin malumu.
İran - Afganistan ilişkilerinde
Herkesçe malum olan mücahitler döneminde İran Şii ve Tacik cihatçılarının Şii olanlarını destekledi. Ancak Taliban iktidara geldiğinde katı tutum takındı. Taliban'ın yok edilmesi için başlatılan ABD işgalinde İran açıkça ABD tarafını destekledi.
Sorulması lazım, burada izlenen politika dini mi siyasi mi? yoksa her ikisi de mi? Sonra bu büyük şeytan'a destek nasıl açılanacak?
Irak işgali
İşgali destekleyen İran Şiilerin iktidara gelmesine ve Sünni sürek avlarının düzenlenmesine destek vermedi mi? Müslümanlıksa Sünni Araplar da Müslüman'dı.
Lübnan meselesi
Hizbullah'ı açıkça destekledi. Gerçi Türkiye'de bir ara onu destekledi ya neyse. Ama  Hizbullah Suriye savaşına Direnişçiler aleyhine Şiilik gerekçeleriyle destek veri. İran'ın da desteklediği bu durum tepki topladı.
Türkiye bu aleni durumu en üst perdeden eleştirdi.
25 Mayıs 2013 tarihinde  bir grup gazeteciye  konuyu değerlendirmişti.
Baştan beri Baas rejimimin yanında yer alan İran ve Hizbullah'ın mart ayından beri fiilen sahaya girdiğini belirten Davutoğlu, Banyas'taki katliamın Nusayri-Şii kuşağı oluşturma çabasının bir parçası olarak yorumladı.
"Esed, tüm ülkeye hakim olamayacağını anlayınca Hizbullah ve İran'ın desteğiyle Beka'ya uzanan bir Nusayri-Şii kuşağı oluşturma çabasına girdi. Banyas'taki katliam, tıpkı 1990'larda Bosna'da bir bölgeyi Müslümanlardan arındırmak amacıyla yapılan Srebrenitsa katliamına benziyor. Reyhanlı saldırısı da Güney Lübnan'dan Hatay'a uzanan Nusayri-Şii kuşağını oluşturma çabasının bir parçası."
gazeteler bunu Davutoğlu'ndan İran ve Hizbullah İtirafı olarak vermişleridi.
İran ne yaptı? Tabi ki yalanladı. Aşağıdaki ifadeleri okuyun lütfen.
İran Meclis Başkanı Ali Larijani, Türk hükümetinin İran ve Hizbullah hareketini suçlamasına sert tepki göstererek "suçlamalarının yanlış ve gerçek dışı" olduğunu iddia etti. Larijani, "Türkiye yanlış hesaplarını İran ve Hizbullah'ın üzerine yıkmasın" şeklinde konuştu.

Ali Laricani, İran Meclisi Genel Kurulu'nda konuşan Laricani, radikal örgütlerin Amerika ile mücadele jesti ile bölgede arenaya çıktığını, ancak şimdi Amerika ile elele Resulüllah hanedanı ile savaşmaya başladıklarını belirtti.

Fars Haber Ajansına göre, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun İran ve Hizbullah hareketini "suçlamasına" da tepki gösteren" Laricani, suçlamaların "yanlış ve gerçek dışı" olduğunu iddia etti.

Laricani, Türk hükümetine yönelik olarak da "Ankara yönetimi yanlış hesaplarla Suriye ile savaştığını ve savaşmayı sürdürdüğünü, eğer bu hesaplar yanlış çıktıysa, İran ve Hizbullah üzerine yıkılmaması gerektiğini" savlarını da öne sürdü.
Doğrusunu söylemek lazımsa bu bölgede Resulüllah hanedanı'nın olduğunu ve Türkiye gibi günahkarların da bu hanedanla Amerikan kafirleriyle birlikte Siyonizm'e hizmet için savaştığını da böylece öğrenmiş olduk.
Şimdi Türkiye içine kendi diasporası gördüklerine İran'ın propaganda malzemelerinden verelim.

Davutoğlu'nun bu yorumunu eleştiren İran'ı  sobeleyen yorum ise medyaşafak'ta tercümesini vereceğimiz yazıdaki kesittir. ya

Türkiye ve Bölge Ülkeleri: İran-Irak-Suriye        28 Şubat 2012 Salı

Enis Nakkas

"Türkiye’nin yapmaya çalıştığı şeyin, yani Suriye’nin elini onun iç meselelerine doğrudan karışarak zayıflatmanın gerçekleşmeyeceğini öğrenmesi zaman almayacak. Sonuçta hesaplarını gözden geçirmeye ve bölgedeki rolünü yeniden belirlemeye mecbur kalacak. Suriye rejimi örneğin, bazılarının tahmin ettiği gibi devrilmeyecek. Zira olayların akışı bu tespitimizi doğrulamaktadır. Hatta Suriye bu olaylardan eskisinden de güçlenmiş olarak çıkacak. Suriye’nin güvenliğine kasteden ve rolünü zayıflatmaya çalışanlar, sonuçların hiçbir şüpheye ya da aldatmaya mahal olmaksızın ortaya çıkmasıyla birlikte çıkan hesabın faturasını ödemek zorunda kalacaklardır.

Bugünkü gerçekler, İran, Irak, Suriye ve Lübnan ekseninin stratejik bir tercih olarak direnişi seçmesi sayesinde, sadece Lübnan’da değil bütün bir bölgede aralarında oluşturdukları gerek sıkı stratejik siyasi görüş birliğiyle gerekse ekonomik ve siyasi entegrasyonla sağlam ve önemli bir eksen haline geldiğini göstermekte. Ayrıca her ne kadar Ürdün, siyasi olarak Körfez İşbirliği Konseyi’nin bir üyesi olsa da bölgenin şeklini sosyal ve ekonomik zaruretler gereği Ürdün’ün bir parçası olacağı eksene göre alacağı kesindir. Zira Ürdün, Amerika’nın bölgeden çekilmesiyle birlikte daha önemli hale gelecek olan Irak ve Suriye ile kurduğu ortaklıktan vazgeçemez. Arapça olarak “es Sa” «الساع»  ülkeleri adını verdiğimiz (Elif İran, Lam Lübnan, Sin Suriye ve ayın Irak) topluluk, siyasi, sosyal ve ekonomik düzeyde bölgenin siyasetini çizecek olan stratejik bölgesel anlaşmanın mihveri olacaktır.  Özellikle de iki ülke arasında imzalanan ikili anlaşmalar bunun ne kadar gerçekte tatbik edilebilir olduğunun bir kanıtı olup sadece kâğıtta kalmış projeler ya da gün yüzü görmeyecek anlaşmalar olmadığını göstermektedir. Bölgeye yönelik stratejik algılamayla uluslararası güç dengelerine ilişkin stratejik algılama tamamen uyumlu hale gelmiştir. Demiryolu ağlarının birbirine bağlanması projesi, gümrük engellerinin ve ticaretinin kaldırılması, endüstriyel bütünleşmeyle bölge ülkeleri arasındaki turizm anlaşmaları, önümüzdeki günlerde daha net ve uygulanabilir bir şekilde ortaya çıkacaktır. Ayrıca bu dört ülkenin kurmuş olduğu grupta temsil olunan siyasi, ekonomik ve bölgesel güvenlik manzumesi, tamamlanmak ve uygulanmak üzeredir. Türkiye’ye gelince ya hesaplarını gözden geçirip eşit bir ortak olduğunu kabul ederek bu gruba dâhil olacak ya da yeni oluşan bu sistemin dışında kalacaktır. Bu ikisi dışında başka bir seçeneği yoktur. Şayet dışarıda kalırsa bu grubun yapmış olduğu bütün ticari, ekonomik ve güvenlik anlaşmalarından mahrum kalacaktır."

Es Sefir gazetesinden medyasafak.com için çeviren Hüseyin Şahin

bir yazıdan daha alıntı yapalım

 

"İran’ın Suriye’yi Destekleme Nedenleri"

04 Mayıs 2012 Cuma
İslam Devrimi Muhafızları Komutanlarından General Yedullah Cevani, İran'ın Suriye politikasının nedenlerini masaya yatırdı.

İran’ın Suriye’yi Destekleme Nedenleri

Yedullah Cevani

basirat.ir

Netanyahu başta olmak üzere Siyonist yetkililer defalarca Beşşar Esed’in devrilmesinin Lübnan Hizbullah’ına büyük darbe vuracağını açıkladılar. Nitekim aynı kişiler Beşşar Esed’in devrilmesi planlarının başarısızlığa uğramasının İsraillilerin Siyonizm tarihinde alacakları en büyük stratejik yenilgi olacağını da belirttiler.

Arap ve İslam ülkelerindeki devrimler ve hareketler ortaya çıkmaya başladıktan sonra birçok kimsenin zihninde İran İslam Cumhuriyeti’nin bu değişimler karşısında neden iki farklı tavır takındığı hakkında soru işaretleri oluştu. İran; Libya, Tunus, Mısır, Bahreyn ve Yemen’deki halkçı hareket ve devrimlerin yanında dururken neden Suriye’de muhalifler karşısında ciddi bir şekilde ülkedeki hâkim rejimi savunmaktadır?

Reel gerçekler bu sorunun ortaya çıkmasına neden olmuştur. İran İslam Cumhuriyeti’nin Arap-İslam ülkeleri karşısındaki dış politikası, ayağa kalkmış halkların haklarını savunmaktır. Suriye’de ise bu ülkenin rejimini savunmak Suriye halkının haklarını savunmak ve desteklemek anlamına geliyor. Nitekim İslam Cumhuriyeti, Suriye halkının haklarının ancak reformlar vesilesiyle temin edileceğine inanmaktadır. Bugün Suriye’deki rejim de söz konusu reformları başlatmış bulunuyor. Dolayısıyla halkların haklarının savunulması İran İslam Cumhuriyeti’nin dış politikasının değişmez ilkelerinden biridir ve daima da buna uyulmuştur. Bugüne kadar bölgedeki bütün değişimler karşısında bu ilkeye göre hareket edilmiştir. İran İslam Cumhuriyeti ülkelerinin rejimlerini devirmek amacıyla sahneye çıkan tüm halkları desteklemektedir. Ancak bu tür bir desteği Suriye’de görmemekteyiz. Bilakis İran, Suriye rejimini desteklemektedir. Bunun nedenleri ise şunlardır:

1- Tunus, Mısır, Libya, Yemen ve Bahreyn’deki olaylar ile Suriye’de şuanda cereyan eden hadiselerin mahiyetleri çok farklıdır. Bu değişimler bölgede ilk ortaya çıktığı zaman Devrim Önderi şöyle buyurmuştu: “İran İslam Cumhuriyeti istikbar karşıtı, İslami ve halkçı özelliklere sahip bütün değişimleri destekleyecektir.” Suriye dışında adları zikredilen bütün bu ülkelerde bu üç özellik de vardı. Suriye’de silahlara sarılan muhalifler bu özelliklere sahip olmadıkları gibi sırtlarını verdikleri yer de dünya istikbarıdır.

2- Türkiye ve Fransa’da yapılan “Suriye’nin dostları” toplantısındaki asıl hedef muhalifleri savunmak ve Beşşar Esed’in yönetimden çekilmesi için baskı uygulamaktı. Bu, Suriye’deki olayların halkçı özelliklere sahip olmaktan çok dış kaynaklı olduğunu göstermişti.

3- Terörist mahiyetlere sahip olan Suriyeli muhaliflerin komutası Amerika ve Siyonistlerin elindedir. Bu teröristlerin arkasında açıkça bunları destekleyen, silah veren ama Bahreyn’e karşı halkın karşısında yer alan ve bu ülkenin diktatörünü destekleyen ülkeler vardır. Dolayısıyla bu ülkelerin Suriye halkını destekleme adı altındaki bu girişimleri teröristleri desteklemek için bir örtüden ibarettir.

4- Bütün Arap-İslam ülkeleri arasında sadece Suriye rejimi ve Beşşar Esed en fazla halk desteğine sahiptir. Gecen bir yıl zarfında yetkililerin bütün bu baskılara karşı durmalarının tek nedeni halkın desteğidir. Bu ülkenin sınırları dışından Beşşar Esed’i devirmeyi planlayanlar ve bu gayeyle bazı grupları silahlandırarak Suriye’de olayların çıkmasını sağlayanlar Beşşar Esed yönetiminin birkaç ay içinde düşeceğini ve kendi kuklalarının işbaşına geleceklerini zannediyorlardı.

Eğer bu öngörü gerçekleşmemişse bunun nedeni Beşşar Esed yönetiminin geniş halk desteğine sahip olmasıdır. Suriye’deki halkın Beşşar Esed’i desteklerken diğer ülkelerde ise aksine yönetimlerine karşı ayaklanmalarının nedenlerini geçen yıllar içersinde bilhassa dış politikada izledikleri siyasetlerinde aramak gerekir. Mısır gibi ülkelerin dış politikaları Amerika ve Siyonist rejimle ittifak üzerine kurulmuştu. Bu da Mısır halkı için hakaret ve eziklik hissi anlamına geliyordu. Oysa Suriye’nin dış politikası direniş cephesinde yer alarak Filistinliler için gerekli her türlü desteği sağlamak üzerine bina edilmiştir. Bu da Suriyeliler için övünç kaynağıdır. 33 ve 22 Gün Savaşlarında Mısır ve Arabistan gibi ülkeler Siyonistlerin yanında yer alarak Lübnan’da Hizbullah’ın, Gazze’de ise Hamas’ın yenilmesi için çabalamışlardır. Ancak Suriye bu iki savaşta da var gücüyle Hizbullah ve Hamas’ı destekledi. Arap-İslam ülkelerindeki halklar bu gibi farklı politikaları çok iyi bilmektedir. Zaten bu yüzden Mısır’da halk bir bütün olarak Hüsnü Mübarek’in aleyhinde ayaklanarak Amerika ile Siyonistlerin kuklası olduğunu haykırmıştır. Ancak bu halk Suriye’de kendisini halkın kendisi olarak tanıtan teröristlere karşı Beşşar Esed’i desteklemektedir.

5- Batılı ve Siyonist yetkililerin tutumları açıkça Suriye rejimi aleyhindeki baskıların perde arkasında ne olduğunu bize göstermektedir. Suriye’deki olayların perde arkasında Siyonistler vardır ve bugüne kadar İsraillilerin ürettikleri ve teröristlere verdikleri birçok askeri teçhizat Suriye silahlı kuvvetleri tarafında ele geçirilmiştir. Nitekim Siyonist yetkililerin son aylardaki açıklamaları da teröristlerin ve onların savunucularının gizli hedeflerini ortaya koymaktadır. Netanyahu başta olmak üzere Siyonist yetkililer defalarca Beşşar Esed’in devrilmesinin Lübnan Hizbullah’ına büyük darbe vuracağını açıkladılar. Nitekim Beşşar Esed’in devrilmesi planlarının başarısızlığa uğraması durumunun İsraillilerin Siyonizm tarihinde alacakları en büyük stratejik yenilgi olacağını da belirttiler. Siyonist rejimin savunma bakanı birkaç gün önce aynen şunları ifade etti: “Beşşar Esed’in devrilmesi İran’a ciddi bir darbe vuracak ve İran’ın Lübnan ve Gazze’deki İsrail karşıtı unsurları büyük zarar görecektir.”

Yukarıda zikredilen maddeler İran’ın Suriye’yi bu ülkedeki son olaylarda neden savunduğunu anlamak için yeterlidir. Bu maddelere dikkat edildiğinde bu ülke yönetimine karşı yer alan cephenin Amerikancı ve Siyonist mahiyete sahip olduğu açıkça görülecektir. Maalesef Suriye’nin komşusu olup İslamcı ve dünya istikbarı karşıtı olduklarını ve bütün Müslümanların, bilhassa Filistinlilerin haklarını savunduklarını iddia eden devletler bugün Amerika’nın Arabistan, Katar ve Ürdün gibi Arap müttefikleriyle birlikte Suriye olaylarında ABD’nin yol haritası çerçevesinde İsrail’in menfaatlerini temin etmek için çabalamaktadırlar.

medyasafak    
Nasılmış taraflı yazı? Zevkle okuduk değil mi?
İRAN TÜRKİYE'NİN DIŞ POLİTİKASINA NASIL BAKIYOR
HABER ALINTILARI
İran'dan Erdoğan'a 'kıyafet' eleştirisi
İran'ın Mehr Haber Ajansı, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ı, Osmanlı'yı yeniden canlandırmak istemekle suçladı ve Erdoğan'ın Urfa'da yerel kıyafetler giymesini, “Arap dünyasının sempatisini kazanma' girişimi olarak niteledi...

02 Ocak 2013 Çarşamba - 13:24
TIMETURK / Haber Merkezi


İran'dan Başbakan Erdoğan'ın Şanlıurfa'da yerel kıyafetler giymesinin nedeninin Arap dünyasında sempati kazanma girişimi olduğunu iddia etti.

İran'ın Mehr Haber Ajansı, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ı, Osmanlı'yı yeniden canlandırmak istemekle suçladı ve Erdoğan'ın Urfa'da yerel kıyafetler giymesini, “Arap dünyasının sempatisini kazanma" girişimi olarak niteledi.

Haberine, "Erdoğan Osmanlı'yı canlandırmak için Arap kıyafetleri giydi" başlığını atan ajans, “Türk Başbakanı Türkiye'nin Güneydoğusundaki Suriye mülteci kampını ziyaret ederken yeni bir taktik geliştirdi.

Mültecilerin karşısına, alışılmışın tersine, resmi kıyafetinin yerine Arap kıyafetleriyle çıktı. Yeni doğum yapan bir mültecinin evini ziyaret ederken üzerinde Suudi Arabistanlı vahabilerin kıyafetleri vardı.

Osmanlı'yı canlandırmaya kararlı olan Erdoğan görünüşe göre bu kez Arap giysileri giyme taktiği geliştirdi" diye yazdı.(Ajanslar)


İran’da çok sert özür eleştirisi

İRAN Genelkurmay Başkan Yardımcısı General Mesud Cezayiri, Tel Aviv’in Ankara’dan özür dilemesini değerlendirirken, bu adımın, “ABD, İsrail ve Türkiye tarafından bölgedeki Siyonist rejim (İsrail) karşıtı direnişe zarar vermeyi amaçlayan yeni bir oyun” olduğunu öne sürdü.

Sepah haber ajansına konuşan İranlı komutan Cezayiri, “Küresel küstahlığın dünyadaki önde gelen temsilcisi (ABD), Müslüman aleminde İran’ın yerine koyacak bir ülke arıyor. İslam aleminin seçkinleri uyanık ve bilinçli olmalı, Amerika ile müttefiklerinin kamu bilincini zayıflatmasına izin vermemeli” dedi. Türkiye’yi “Amerikan maşası” diye niteleyen Cezayiri, bir “Amerikan İslam’ı” yaratılmaya çalışıldığını savundu. Cezayiri Mavi Marmara’ya düzenlenen operasyonun Türkiye’ye bölgede farklı bir konum kazandırdığını da hatırlattı.
haber 7den bir alıntı 5 nisan 2013

İran Meclis Dışişleri Komisyonu Başkanı Vahid Ahmedi Türkiye'yi Batı'nın bölgedeki kuklası olmakla suçladı.

İran Devlet Televizyonu Press TV'nin haberine göre Ahmedi, "Türkiye, Katar ve Suudi Arabistan gibi ülkeler Suriye'ye açıkça müdahale ederek Batı'nın bölgedeki kuklaları haline gelmişlerdir" dedi.
Ülkesinin Suriye'deki rejimi desteklemeye devam edeceğini söyleyen Ahmedi, "Çünkü Suriye bölgede bizim müttefikimizdir ve her zaman Siyonist rejime karşı direniş cephesini koruyan ülkelerden biri olmuştur" diye konuştu.
İranlı siyasetçi, son iki yıldır İslam düşmanlarının Suriye'de gerginlik yaratıp sorunlar çıkartarak dikkatleri İsrail'deki Siyonist rejimden başka bir yere çekmeye çalıştıklarını savundu.
Kaynak: DHA
İran'dan Türkiye'nin Suriye politikalarına yönelik eleştirilerin dozu artıyor
14 Aralık 2011
İran, Türkiye’nin laik yönetim sisteminin Arap Baharı ülkeleri için uygun bir örnek olmadığını söyledi.
İran’ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney’in kıdemli danışmanı Ali Ekber Velayeti, düzenlediği basın toplantısında, Türkiye’nin “laik İslam” modelinin Batılı liberal demokrasilerin bir türevi olduğunu savundu.
Velayeti, “Bu model, İslami bir uyanıştan geçen ülkeler için kabul edilemezdir” diye konuştu.
Ferhang-i Aşti gazetesine konuşan Menfaat Konseyi üyesi, din adamı Hassan Ruhani ise “Türkiye Suriye konusunda, muhalefeti destekleyerek sınırı aşıyor” dedi.
Yabancı uzmanlar, bu açıklamaları Türkiye ile İran arasındaki tansiyonun giderek artmasının bir diğer işareti olarak yorumladı.
DAVUTOĞLU’NDAN TELEFON
Akşam saatlerinde, Dışişleri Bakanlığı, resmi Twitter hesabından yaptığı açıklamada, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun İranlı mevkidaşı Ali Ekber Salihi’yi aradığını bildirdi.
Davutoğlu görüşmede, İran’ın, füze kalkanı nedeniyle, Türkiye’ye yönelttiği tehditlerden duyulan rahatsızlığı iletti.
GERGİNLİK YAŞANIYOR
Türkiye ile İran arasında son dönemde bir dizi olay nedeniyle gerginlik yaşanıyor. Türkiye’nin Suriye konusundaki tutumu Tahran’ın tepkisini çekerken, Ankara ise İran’ı PKK konusunda eleştiriyor.
Ayrıca İranlı yetkililer, yaptıkları açıklamalarda Türkiye’yi füze kalkanından dolayı tehdit etme aşamasına gelmiş durumdalar.
İki ülke arasındaki bir diğer sıkıntılı durum da Irak. ABD, yıl sonunda Irak’tan geri çekilmesini tamamlamasının ardından bu ülkede İran’ın etkinliğinden artmasından kaygılı.
Bununla birlikte Irak Başbakanı Nuri el Maliki de bu hafta içinde yaptığı bir açıklamada, ülkesinde İran’dan çok Türkiye’nin etkisini artırmasından kaygı duyduğunu ifade etmişti.
ileİran’dan Türkiye’ye laiklik eleştirisi – Hürriyet PLANET.

kaldıki bu irana yönelik ilk sitem de değildi

Cemil Çiçek'ten İran'lı yetkiliye: 'Çok mu prim yapıyor, çok mu?'

TBMM Başkanı Cemil Çiçek, resmi temaslarda bulunmak üzere Türkiye’ye gelen İran Cumhurbaşkanı Yardımcısı Lütfullah Furuzande Dehkurdi ile görüştü.Çiçek Dehkurdi'ye "Sizde çok mu prim yapıyor Türkiye aleyhine konuşmak?" diye sordu.
İran Cumhurbaşkanı Yardımcısı Lütfullah Furuzande Dehkurdi ile görüşen Cemil Çiçek, son dönemlerde İran'dan gelen sert açıklamaları hatırlatarak Dehkurdi'ye "Sizde çok mu prim yapıyor Türkiye aleyhine konuşmak?" diye sordu.
"Bunu söylemesem olmazdı"
AA'nın haberine göre, TBMM Başkanlık Divanı Toplantı Salonu’nda gerçekleşen görüşmede Çiçek, 12 Haziran’da İran’da seçimlerin olduğunu hatırlatarak sözlerine başladı. Siyasiler olarak Türkiye ile İran ilişkilerini derinleştirmek ve daha ileri götürmek konusunda mesuliyetlerinin olduğunu söyleyen Çiçek, zaman zaman İran ile Türkiye arasında görüş farklılıkları olduğunu ve bunların da tabii görülmesi gerektiğini kaydederek, şöyle konuştu:
"Zaman zaman bizim rahatsız olduğumuz açıklamalar oldu. Benim bunları söylemem gerekir. Bunları söylemezsek bu türlü yanlış sözlere cesaret vermiş oluruz. Son zamanlarda bölgesel bazı konularda fikir farklılığı sebebiyle politikacılardan, bürokratlardan, askerlerden çok sayıda kişinin Türkiye ile ilgili beyanat yarışına girdiğini görüyorum. Acaba İran'ın iç politikasında bu çok mu prim yapıyor? Biz politikacılar bazen prim yapacak laf ederiz ama sizde çok mu prim yapıyor. Türkiye aleyhine konuşmak? Doğrusu bunu bilmek isterim? Türkiye dostluk getiri katsayısı yüksek bir ülkedir. Nükleer faaliyetleriniz nedeniyle Birleşmiş Milletler'de dünyadaki her türlü olumsuz gelişmeyi göze alarak o konuda sizin lehinize oyu kullanan ülkelerden bir tanesiyiz. Bu bile tek başına bu tür beyanların yapılmaması için sebeptir. Bunu söylemesem olmazdı. Dostça ifade etmem gerekiyor. Umut ederim bunlar geride kalsın. Dostluğumuzu incitecek konuları iç politika mülahazasıyla bile olsa son bulmasını arzu ederim."
"İran da Türkiye gibi özgür bir ülke"
İran Cumhurbaşkanı Yardımcısı Dehkurdi ise İran ile Türkiye ilişkilerinin geliştirilmesinden yana olduğunu söyledi. Çiçek'in, bazı İranlı yetkililerin sözlerinden dolayı sitem ettiğini kaydeden Dehkurdi, şöyle devam etti:
"Ülkemizin resmi tutumu bizim dini liderimiz, Cumhurbaşkanımız, Bakanlarımız ve Meclisimizin üst düzey yetkilileri tarafından açıklanıyor. Resmi tutumumuz asla asla Türkiye'ye karşı olmamıştır. Kabul edersiniz ki bizim ülkemiz de Türkiye gibi özgürdür. Orada da herkes özgürce beyanatlarda bulunabilirler. İran kamuoyu Türkiye'ye karşı sevgi beslemektedir. Sizlerden beklentimiz, bu sözlerden rencide olmayın. Belki de bunlar kardeşliğimize dayanarak samimi ortamda gündeme gelmiştir."
Türkiye'nin İran'ın nükleer programı ve uranyum zenginleştirme konusunda verdiği destekten dolayı teşekkür eden Dehkurdi, İran'ın dostluğunun da Türkiye için yararlı olduğunu bildirdi. Dehkurdi, "Sitemlerinizi siyasilere ileteceğim" diye konuştu.

ALİ BABACAN: İRAN BİZİM HAYAL KIRIKLIĞIMIZ

Siyaset - 01 Haziran 2013 10:36

Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, İran'ın dünyada avukatlığını yaptıklarını, her yerde savunduklarını ama İran'ın AKP hükümetinin hayal kırıklığı olduğunu söyledi.

Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, Esad’a destek veren İran’ı eleştirdi. Babacan İran bir İslam Cumhuriyeti. Ama nasıl oluyor da sivil, kadın, çocuk demeden hergün katleden bu rejime destek veriyorlar hayret ediyoruz doğrusu” dedi.
"İRAN BİZİM HAYAL KIRIKLIĞIMIZ"
Rusya’nın Suriye’ye S-300 hava savunma füzeleri dahil yaptığı askeri yardımların tartışıldığı bir dönemde Esad rejiminin en büyük destekçilerinden İran’a yönelik Başbakan Yardımcısı Ali Babacan’dan sert eleştiri geldi. Star'ın haberine göre; Babacan, Esad rejimine verdiği destekten dolayı İran için ‘hayal kırıklığımız’ dedi.
"ADI İSLAM CUMHURİYETİ AMA MÜSLÜMAN KATLİAMINA DESTEK VERİYOR"
“İran’ın Suriye konusundaki tutumu bizim için tam bir hayal kırıklığı. Nasıl oluyor da böylesi bir rejime destek veriyorlar anlamak mümkün değil. İran rejiminin, devriminin kodlarına bakıyoruz; bir İslam cumhuriyeti. Ama nasıl oluyor da sivil, kadın, çocuk demeden hergün katleden bu rejime destek veriyorlar hayret ediyoruz doğrusu.
DÜNYADA İRAN'IN AVUKATLIĞINI YAPTIK AMA?
Sürekli gelip gidiyorlar görüşüyoruz. Açıktan hiçbir şey söylemiyorlar. Büyük bir hayal kırıklığı. Çünkü biz İran’a çok destek çıktık. Bütün dünyada neredeyse avukatlığını yaptık. BM’de, AB’de ve ABD’de sürekli savunduk. Niye? Çünkü komşumuz. Esad’ın içinde olduğu hiçbir çözüm olmaz diyoruz. Gönül arzu eder ki bu işler bir an önce çözümlensin.”
MALİKİ MEZHEPÇİ
Kuzey Irak’ın merkezi hükümetle yaşadığı sorunlarla ilgili de Babacan, şunları söyledi: “Kuzey Irak’la ilgili projeler, Kuzey’i Güney’den ayrıştırıcı bir hal alırsa bunu en başta biz istemiyor, Irak’ın toprak bütünlüğünü savunuyoruz. Bir yandan Erbil’le ilişkilerimizi daha da geliştirmeyi istiyoruz. Ama bunun Erbil’in Bağdat’tan daha fazla uzaklaşmasına sebep olmamasını da diliyoruz. Problemin özü Bağdat’ta. Çünkü Maliki hükümeti son derece mezhepçi Irak’ın tümünü değil sadece kendi kesiminin refahı peşinde. Dileriz ki seçimlerden sonra daha temsil gücü yüksek bir hükümet kurulur. Maliki’nin bugüne kadar izlediği politikalar Irak’ı istikrarsız bir ülke haline dönüştürdü. Diğer Şii gruplar dahi Maliki’nin izlediği politikaya karşılar. “
****
Bunu böylece belirttikten sonra Ömer beyin yazısına geçebiliriz. ilk paragrafları
"Benim kuşağımın romantik devrimciliğini adeta bir utanca dönüştüren Hama katliamından bu yana İran'ın yaptığı politik tercihlerin bir listesini yaptığımızda, onun kendi milli çıkarlarını ümmetin çıkarlarından daima önde tuttuğunu görürüz.
Bunun İran'ın 1979'dan beri devam eden olası bir saldırı karşısındaki yalnızlık paranoyasından beslendiğini söylemek mümkün olabildiği gibi, onun kendine özel -tarikat tarzındaki- bir İslam anlayışını ırkçılık anlayışıyla sıkı sıkıya bitiştirmesinden kaynaklandığını söylemek de mümkündür.
Sonuç değişmemekte, her iki durum da İran'ın halkı Müslüman olan ülkelerle ilişkisinin aşırı politik (hesapçı), dünya Müslümanlarının sorunlarıyla ilgili tutumununsa aşırı pragmatist oluşunu pekiştirmektedir.
Dolayısıyla bu noktalarda İran'a itiraz etmek, onu son Mısır ve Suriye olaylarındaki aymaz, sanki birşey olmamış gibi rahat tutumundan dolayı eleştirmek Müslümanların derdini dert edinen herkesin hakkıdır. "
Ömer beyin buraya kadar olan yazısına diyecek bir şey yok. Türkiyede en azından hükümet yanlısı görünen her kesin savunacağı satırlar ve üsluptur.
Başbakan'ın 'üzüntüsünü dile getirmesi'nden hareketle Dumanlı'nın vermek istediği 'takiyyeci, insani ve İslami olmayan, Müslümanların acısından zevk duyan, Türkiye'ye her fırsatta laf sokan, aklını başından alacak denli mezhepçi ve bu olumsuzluğu dünden bugüne tüm zamanlara yayılan' bir İran portresini benimsemek Müslümanlara ne fayda sağlayabilir?
Dumanlı'nın bu portreyle elde edebileceği olası 'özel fayda'nın neler olabileceğini elbette bilemem ama bunu çok merak edenlere bir açılım sağlayabileceği umuduyla, Ümit Şimşek'in 22.08.2013 tarihli Son Devir'de yer alan 'The Cemaat ve Yahudiler' başlıklı yazısını okumalarını tavsiye edebilirim.
o konuyu güzelce bir şekilde inceledim. bakmak isterseniz (TARİHE TANIK & SUAT GÜVEN isimli blogpost'a ) özetle böyle
SUAT GÜVEN
SİYASET BİLİM UZMANI

Hiç yorum yok: