Powered By Blogger

3 Aralık 2013 Salı

Cemaat, fitne mi? Rahmetin açılan kapısı mı?

Tartışmalar fitne mi rahmet mi kararını siz verin.

Ben farklı bir noktadan yaklaşma yanlısıyım.

Efendim hadislerde geçer ve çok iyi bildiğimiz bir hadis şöyledir "Ümmetin ihtilafında rahmet vardır." Bu fitne tartışmalarından sıyrılıp konuya böyle odaklanalım.

Diğer taraftan cemaatler siyasetten uzak dursun sözlerinin çokça söylendiği bu günlerde, asıl hedefin laiklik fikrini zihinlerde kaim kılmak olduğunu ve İslamın birer devlet toplum  modeli olan cemaaleri - o bağlamda muminleri de - siyasetten idareden uzak tutmak olduğunu unutmayalım. Müslümanlar varsa müslümanın fikrine göre devleti de olacaktır. Onun idare üzerinde hakkı da olacaktır. Yeri geldiğinde yücelttiğimiz Dört halifeler devrini yeri geldiğinde yere batırdığımız saltanat dönemlerini neyle açıklıyoruz? Fazileti istişareli şuralı ve biatlı topluma verirken diğerini batırmamızın espirisi bu açmaz değil mi?

Mekke döneminde devlet yoktu, ama Medine döneminde devlet kuruldu. Mekke döneminde çekirdek toplum için mücadele edilirken peygamberlikten vaz geçilme karşılığında şehrin idaresi teklif edilmişti. ve red de edilmişti. Medine dönemi ise adını Akabe buluşmalarından alan bir biat merasimiyle başladı. İstenen toplum ve şehir bulununca da İslam idaresi kurulmuştu. Bu noktada duralım. Kurulan İslam devleti sadece müslümanların devleti olarak da tasavvur edilmemişti. Kurulan devlet müslümanların idarede olduğu ama ekaliyetleri red etmeyen bir dünya  modeliyle kurulmuştu.

Sonra malum tarihimiz 1400 yılı aşkın devam etti. Cumhuriyet kurulduğunda ise kesintiye uğradı. Laik devlet ve siyasetten uzaklaştırılmış  toplumla karşılaştık. Yeni devrin diline hakim olamayan müslümanlar  ise hem varlardı hem de yoklardı. Moral bozukluğu, baskılar ve asırlık miras ise tamire muhtaçtı. Bu dönem Said Nursilerin dönemidir. Hiç yüksünmeden sürgünü kabul eden, diklenmediği gibi korkmayan da bir alim eliyle İslam toplumunun inşası başlatıldı. Sürgünler zindanlar hapishaneler bu yüce kametin etrafına Anadolu'nun her tarafında güzel insanlar topladı. Anadolu'yu bir daha yeşermez dyip terkedenlere inat o istikbalin nesline hitapta dur olmadı. onlara cennet asa bir bahar için acele ettiğini kışta geldiğini bir gün hatırlamalrı dileği ile kaleme sarılmıştı. Anadolu bu devirde yeşerebildiği kadarıyla yeşerdi. ama asıl işinin buzdağlarını hohlayarak eritme olduğunu biliyordu. yoksa yer demir gök bakır kalacaktı.  Sürgünde yeşeren bu umutların kökü asr-ı saadet banisi yüce nebi'nin Bitlis -Ahlat taraflarına göç etmiş soyundan filiz vermişti. Akla hitap eden tefekkür İslamı ve kalbi inşa eden tasavvuf islamı burada çıkış bulmuştur. Said Nursi asra ustad olarak İsparta'ya kadar gelirken Küfreviler  tarikatı silsilesinin önemli kolu Erzurum'da Alvarlı efe hazretlerinin eliyle bir fideyi büyütmekle meşguldu. Yıllar yılı takip etti. Bu arada tefekkür inaşsı için yazma devri de İparta merkezli olarak bitmişti. Büyük ustadın işaret ettiği yüce minarelerin şerefelerinden yazdıklarının ilanına sıra gelmişti. Oda başlaamk üzereydi ve başladı da.

Süreç 60 ihtilalini sonra 70 ihtilalini gördü. Derken "biz gelecekte nerede olacağız?" fısıltıları İzmir'de avaz avaz haykıran bir sese dönüştü. Kürsülerde asr-ı hazır insanına İslam tefekkürüyle yoğrulmuş sohbetlerde halkanın ilk topluluğu oluştu. Bunlara rol model olarak takdim edilen ise  sahabelerdi. Sahbenin örneğine rastlamanın mümkün olmadığı o günlerde hicranlı gönüllere  müjdeler de verildi. Denildi ki sizler de Peygamberimizden kardeşlik selamını aldınız. Yetmez mi?

İlk topluluk heyecanları ufukları neydi bilinmez ama tefekkürünü nurlardan kalp inşasını Alvar'dan alan zat rüyasında yeni kurulan dünyayı çoktan görmüştü. Her yaz miniklerin terennüm ettikleri o rüya dizeleri gözlerden akan şelaleler misali dünyaya akmaktadır, zaten.

Kan - ter - gözyaşı yeni dünyayı kuran üç unsur.  Ve geldik bu günlere ne bir kişi var ne bir topluluk yerinde saymayı istemekte. Şaşılacak şey ancak Nebi ufkunda değer bulur ki o da ahir zaman kardeşliğidir.

Onların nişanları ise yaftalanmalarıdır. Onlara İsrailiyat yakıştırmaları bir bilseniz ne kadar büyük makamdır bir müjdedir? peygamber dememiş miydi benim ümmetimin alimleri beni israilin peygamberleri gibidir. Hakaret olsun diye söylenen o sözler aslında neymiş görün. Hem zaten onların ufkunda ahir zaman sahnelerini yetiştirme cehdi de var. Onlar isterler ki isa mesih deccalı öldürmeye gelirken hristiyanlığı her gün bir nefes daha tasaffi ederek islama raptedilecek isevilerin topluluğunun muallimleri olmak.

Bayraktarlık onlarda olsa da bu yüce vazifeler  için kendileri yanlız mı? Bencilce davranma mı lazım? Hayır. Elbette değiller. O kadar çok kardeşleri var ki. Ol mahiler ki deryadalar deryayı bilmezler, misali. Dünyanın her tarafında her meslekten her meşrepten kardeşleri var. Ama şimdilik yanlız yürümekteler. karanlığı aydınlatırlarken -tıpkı kardeşleri gibi-  farkında olmadan ihtilaf etmekteler. varsın olsun ihtilaf. sonu helallikle biten ihtilaf  değil mi?

Bir düşünün. ellerinizin arasına başınızı alın ve yere de çömelin düşünün. bu tartışmlar nedir?

Bir kere  bu tartışmaların kazandırdıkları herkes için çoktur. Bilhassa için çokçadır. Cemaat bu gün milletine hizmet için siyasette ve hayattiyetin her yerinde -kabul edilsin edilmesin - olma mücadelesinin mükafatını görüyor. Referansları sağlam ellerden çıktığından temsiliyle, lafzıyla din merkezli oldu ve bu zihinlerde tescillendi. uluslarası dini temsiliyeti ise hiç su götürmez bir gerçek olarak benimsendi. Cemaat aynı zamanda diplomasi hem iyi hamleler yaptı. Cemaat rakiplerini çok iyi deşifre etti. Hem siyasi cenahı hem de Nur bakışlı rakiplerini bu minvalde sayabilirsiniz. teorik nurcu değil pretik hayatta nurcu olma devri. iyi anlaşılmalı ve iç ihtilaflar -mesela sadeleştirme mevzuu- aşılmalı. Her kes kabilyeti ölçüsünde geleceğin dünyasında yer alacak bunu gösterdi.
 
Neden anlaşamazlara bir de şu gözle bakalım;
 Benim şahsi fikrim; sosyal iktidar yoluyla topluma faydalı olmaya çalışan cemaatlerin sahasına siyasal iktidar yoluyla yönetici kliğin zoraki girişi sorun oluşturdu. Elinde siyaset topuzu olan  siyasi güç sosyal iktidar alanına genel bir tepki oluşturma pahasına girdi. Siyaseten kendine olan desteği sosyal alanda da isteyince işler karıştı.Fitne diyenler de oldu rahmet diyenler de..

Sonra arada zihniyet farkı da var. Biri ahlat merkezli tarikat ve ahlat merkezli medrese fikri ile beselenmiş cemaat diğeri İstanbul mederselerinden, Mısır'dan İran'dan beselenmiş harekat. doku uyuşmazlığı ve rekabet olacaktı ve normali de budur. ahlat merkezli seyyidlerden beselenen alvarlı efe ve said nursi farkı cemaatte var. erbakan hoca ile fetullah gülen hoca neden anlaşamıyorlardıysa benzer anlaşmazlık aynen devam etti. bunun aşılması lazım. gidiş gelişler mi? münazaralar mı? ne sağlayacaksa sağlasın. 

Bu günler ders olacaksa

2004 yılından sonra olmadı 2006 yılından sonra bu gidişten sonuçlar tahmin etmeliydi. Dershane alternatifleri fikirler hazır tutulmalıydı. ÖSYM merkezli reforumlarla pratik düşünen yeni nesillerin ellerinde eğitimde bir dünya markası oluşur. Dünya ölçme ve değerlendirmeyi biizm değerlerimizle yapar, buna inanın.

"Kimse Yok mu?" derneği bile kaç yıl sonra kuruldu. Varoşlar daha girilmemiş hizmet alanları. Cemaatlerin eski tarayıcı anlayışı zayıfladı. Oralarda olan toplumu daha rasyonel kucaklar.

Siyaseti yönlendirme cemaatin işi olacaktıysa bunun için çok geriden takip ettiğini bilelim. Önemli rakip görüştekiler mesela BDP siyaseten çok aktifse onunla mücadele edilecek zeminde siyaset atakları şart. Bu bakımdan Türkiye'nin muhafazakar baskın gruplarıyla ilişkilerini güçlendirmesi elzemdir.  Liberallerin fikirlerine her zaman ihtiyaç vardır. Bir Cengiz Candar, bir Hasan Cemal her zaman kıymetlidir. 

Dışta cemaat devletimize vizyoner yol gösterirken devlet ayak uydurmada zorlanırken içte çok eksik var. şimdi bu alan daha iyi etüt edilir. Bunun da  yolu düşünce kuruluşlarıdır.

sevgi ve saygılarımla

Hiç yorum yok: