SUAT GÜVEN - YENİ YAZIM
GYV BİLDİRİSİ ÜZERİNDEN CEMAAT SİYASET TARTIŞMALARI & ÖMER LEKESİZ'İN YAZILARINA ELEŞTİRİ
(21 AĞUSTOS 2013 Soruların hizmeti… 17 AĞUSTOS 2013 Modernizm tabelasızlığı sevmez )Bu iki makaleyi okurken doğrusu Cemaat sorununa bodoslama girişi beklemiyordum. Öncelikle yazılarla bazı kavramların işlenmesi gerekliydi. olmamış. Aceleden iki makale yazılmış onlar da kifayetsiz. En azından başlıkların altı - anlamını muhtevi -bir kaç satırla dolmalıydı. Beklentim o yöndeydi.
Ama olmamış ve olan da olmuş, zaten. Bu mantıktaki yazı akışına gelince, gövde üstünde baş muhal göbekten akıl bakışlar bizi karşılamış. Merkezde kendini gizlemiş ana fikrin düşünce tabyaları sıralana sıralana geliyor, buna sağ kanat tahkimatı diyelim. Ana fikir perçinlenmiş kal'asında mağrur duruşunda ve sonrası hazır bekletilen düşünceler emin adımlarla siperlere sokuluyor. Sonuç kelamın biçtiği ekin tarlaları tabi ki düşman cenahı..
Peki ne olmuş? sabrı olanlara SİMURG hikayesinden bir tüy verilecek.
GİRİŞ
Fethullah Gülen Hocaefendi’nin onursal başkanlığını yaptığı Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı başta sosyal medyada olmak üzere, Hizmet Hareketi’ne yönelik karalama kampanyalarına cevap verdi. ‘Hizmet, bürokrasi üzerinden vesayet kurmak istiyor’, ‘Gezi parkı eylemlerinin arkasında onlar var’, ‘7 Şubat’ta Başbakan’ı tutuklayacaklardı’ gibi iftiralar, vakfın yayımladığı bildiride tek tek çürütüldü. Vakıf, kamuoyunu Gezi olaylarıyla ilgili Fethullah Gülen Hocaefendi’nin yaptığı açıklamaları hatırlamaya davet etti. Gülen’in, bazı art niyetli çevrelerin eylemleri istismar ettiğine dair ifadelerine dikkat çekti. Açıklamada, Hizmet Hareketi’nin faaliyet gösterdiği 150 kadar ülkede hem yöneticilerden hem de halktan çok olumlu tepkiler aldığına işaret edildi. Hareketin bugüne kadar hukuka, demokrasiye ve insan haklarına zıt hiçbir tavrın içerisinde olmadığı belirtildi. İnsanın bulunduğu her yerde hata yapılmasının tabii olduğu da vurgulanarak şu ifadeler kullanıldı: “Hareket, hatalarının tespit edilmesine ve yapıcı eleştirilere sonuna kadar açık olmakla kalmaz, bunları dile getirenlere samimiyetle teşekkür eder. Ancak, karalama kampanyalarına sessiz kalınması mümkün değildir.”
Yukarıya alıntısını yaptığımız gazete haberi aşağıda kritik yapacağımız yazının daha iyi anlaşılmasına yardım edecektir.
Ömer Lekesiz bildiri yayımlandıktan sonra kaleme aldığı iki yazısıyla bildiriden daha çok cemaatin -özelde GYV'nin - böyle bir bildiri yayımlayıp yayımlayamayacağını irdeliyor. İlk yazısında fikrini ifade için önce bir cemaat tanımı yapmaya çalışıyor, irdeliyor ve sonra bu tanımdan hareketle Said Nursi'nin başlattığı 'Kur'an/iman hizmeti' (ifade sahibi Ö.L) cemaat olarak değerlendirip değerlendiremeyeceğimizi analiz ediyor. Ulaştığı sonuçlar ve tanımının ışığında cemaatlerin prensiplerinin neler olması gerektiğini açıklıyor. Oradan da Fethullah hoca cemaatinin kendince çelişkilerini ortaya koyduktan sonra GYV'nin bildiriye neyi hedeflediğini analiz ediyor.
Efendim ben burada yazılar içinde geçen tanımlamalara, değinilen veya değinilmeyen olaylara, bilgilere, tabi bu kadar akışkanlık bulmamakla birlikte başlangıçtan sona kadar bu derin ! analizin çarpıklıklarını görmeseniz her şey iyi görünür. ancak görmek istediğinizde ise -mesela burada - sizi sabırla okuma bekleyecek. Denilebilir ki, güncel tarihsel meseleler ışığında yazıya eleştirel bir gözle baktım.
ÖMER LEKESİZ'E GÖRE CEMAAT KAVRAMI
Ömer beyden cemaat kavramı üzerinde efradını mani ağyarını cami bir tanımı beklediğimizi ifade edersek çok şey mi istemiş oluruz?
"Cemaatler çoğunlukla semavi dinlere mahsus yapılardır. Hem semavi dinlerin bir saklanma devrinden sonra açığa çıkmaları hem de İlahi Kelam'ın (vahyin) İlmi-i İlahi (metafizik) açısından özü itibariyle açıklandıkça gizlenen sırları içeriyor ve bu nedenle sürekli açıklanmaya açık duruyor oluşu cemaatlerin oluşmasındaki en önemli iki teorik nedendir.
Bir ya da birkaç ferdin İlmi-i İlahi esaslarınca İlahi Kelam'ı yorumlama tarzı özel olmaktan çıkıp başkalarının da onlara katılması ve dolayısıyla hayatlarını o anlayışa göre şekillendirmeleriyle genelleştiğinde bir cemaat de meydana gelmiş olur. "
Dikkat edildiyse burada tanımlama yok. Durum tespiti var.
Efradını mani ağyarını cami tanım hiç yok. Cümle cümle irdeleyelim. Bakalım tanıma benzer şey çıkacak mı?
Ömer Lekesiz cemaat olgusunu açıklamak için kurduğu paragrafın ilk cümlesinde diyor ki; "Cemaatler çoğunlukla semavi dinlere mahsus yapılardır." Kimlerin? Cemaatlerin..
Bu cümle "Cemaat dediğimiz oluşumlar nerelerde görülür?" sorusuna verilen cevaptır. ve verilen cevap daha iyi anlaşılsın diye cemaatlerin yeryüzü sirkülasyonu çıkarılacaksa yardımcı cümle olabilir. Ama Cemaat nedir sorusuna cevap değil?
Aşağıya parçalayarak aldığımız iki cümlecikten okumaya devam edelim.
1- "Hem semavi dinlerin bir saklanma devrinden sonra açığa çıkmaları ..."
2- "... hem de İlahi Kelam'ın (vahyin) İlmi-i İlahi (metafizik) açısından özü itibariyle açıklandıkça gizlenen sırları içeriyor ve bu nedenle sürekli açıklanmaya açık duruyor oluşu..." Kimin? Yine cemaatlerin..
Kolay anlaşılsın diye maddeleştirdiğimiz Ömer beyin bu fikirleri " cemaatlerin "oluşmasındaki" en önemli iki teorik neden .. "miş. Tanım yine yok.
Buradaki cümlecikleri siz cemaatler hakkında sunum hazırlarken kullanırsınız. Diyelim ki öyle kullandık cemaatlerin sunumu mantığına göre kullandık diyelim;bu sefer de cemaatleri bildiğimiz dinin kurallarına göre amel etme yerine cemaat içi sır ibadet anlayışının marjinalleşmesi ve ilahi kelamdan metafizikten beslendiği için de meşruiyeti kabul gören oluşumlar ancak cemaat olabilecekmiş. Yerseniz.
"Bu eşsiz mantığa göre ortaya çıkmış cemaatlere örnek verilebilir mi?" dersek, "Neye örnek?" denilecek ki bu cevabı verecek kişide eşsiz cemaat tarikat bilgisinin olması lazım. Bir kere dünya literatürüne hakim olması lazım. O halde bize verilmeyen / verilemeyen bu eksik tanımlamayla GYV bildirisini okumamıza yardım edecek -hadi doğrudan dersek Fetullah hoca cemaatini anlamamıza yardımcı olacak- tanım boşuna beklemiş oluyoruz. Çünkü, yapılmamış. İzaha muhtaç tanımlama sizi hedefe götüremez.
Ama fikir böylemi verilmeliydi? Fikir dediğin üzerine ciddi eleştirilerin bindirildiği temeldir.
Tanımın İçinden Boğulmadan ...
Değerli dostlar ! burada tanımı bulma sevdasından geçtik kurduğu cümlelerin mantığını anlayalım.
Şimdi Ömer beye göre Cemaatler ".. semavi dinlerin bir saklanma devrinden sonra açığa çık .." mışlar.
Semavi dinler (İbrahimi dinler de denilir) Musevilik, İsevilik ve İslam'dır. Bu dinlerden saklanma durumunda olan din Hıristiyanlıktır. Yaklaşık Dört asırlık bir saklı dönemi var ki, biz bunu Ashab-ı kehf ve diğer olaylarla az çok biliyoruz. Peygamberi semaya yükseltilmiş, kutsal kitabı olan İncil yasaklanmış ve şifahi din, kitabi dinin yerini tutmuş. Hurafeler, efsaneler, Avrupa'nın pagan inançlarından tesirle, Roma Kapitolü, Yunan Panteonu'ndan tesirler Sıklıkla Hristiyanlığa hulul etmiş. Kalibresi yüksek Hristiyanların aç aslanlara yem edildiği envai işkenceler sırasında azalmaları; kalanların da muktedirlere yaranma pahasına sefil vaziyetleri de cabası..
İşte bu dönem saklı Hristiyanlık dönemidir ve sırlarla örtülüdür. Çokça cemaatler, cemiyetler bu dönemde ortaya çıkmış ki bu erbabınca malum olan bilgi Hz. İsa'nın tekrar yer yüzüne ineceği ve Müslümanların yardımıyla tasaffiye yöneleceği döneme kadar da devam edecektir.
İşte yazarın sözünü ettiği böyle bir Hristiyanlık ortamı vardı, varlığını da devam ettiriyor.
Neyse konumuz değil uzatmayalım. Ama diğer dinlerin Hıristiyanlık gibi saklanması söz konusu olmamış. İslam'ın ilk üç yılı yasaklı dönem olarak belki sayılabilir ama Peygamberi yaşadığından ve kitabı da korunduğundan aslı dışına çıkmasını gerektirir bir durum yok.
Şimdi bu mantığa göre her hangi biri Cemaatleri tarihin her döneminde esrarlı, genelin ilgi göstermediği ama bigane de kalmadığı oluşumlar olarak ileri sürerse yanlış mı olur? Ama tartışılan konu Türkiye'de geçiyor ve bizim cemaatler de öyle midir? Sorusunu sorarak Linç fitnesinin önüne geçelim. Uzatmadan soralım; bu dediğiniz saklı dönem hangi cemaatleri ortaya çıkardı? En azından Avrupa'dan başlayarak sırasıyla sayın. Bu arada Türkiye'ye de gelin.
Satırları Kurcalamaya Devam
"İlahi Kelam'ın (vahyin) İlmi-i İlahi (metafizik) açısından özü itibariyle açıklandıkça gizlenen sırları içeriyor ve bu nedenle sürekli açıklanmaya açık duruyor oluşu..." cemaatleri nasıl ortaya çıkardı? Diyeceksiniz ki ben ortaya çıkmasından değil "oluşması.."dan söz ediyorum. İyi de bu durumda tanımdan değil süreçten söz etmiş olursunuz. Kaldı ki, cemaat burada kavramsal bir anlamda ifade edilmiş olur ki yine de tanım lazım olur.
Bi dakika siz yukarıda "İlahi Kelam'ın (vahyin) İlmi-i İlahi (metafizik) açısından özü itibariyle açıklandıkça gizlenen sırları.." cümlesi şöyle mi açıklanmalı; İlahi kelamı metafizik yani ilmi ilahi açıklıyor ve ilahi kelam yani vahyin sırlarını da içeren ve sürekli açıklayan - ve bu arada bu açıklama da sürekli hal alıyor- ortam cemaatlerin oluşumuna neden oldu diyorsunuz.
Devamında diyorsunuz ki; "Bir ya da birkaç ferdin İlmi-i İlahi esaslarınca İlahi Kelam'ı yorumlama tarzı.."
".. özel olmaktan çıkıp" " başkalarının da onlara katılması ve dolayısıyla hayatlarını o anlayışa göre şekillendirmeleriyle" "genelleştiğinde" bir cemaat de meydana gelmiş olur. "
Sizin cümleden söz öbekleri yapmamın amacı daha iyi anlaşılmasını sağlamadır.
Burada yine süreç var tanımlama yok. Sonra bu kapsamda hangi din mensupları hangi cemaatler ortaya çıkmış, yani fikir beyanı kimlere göre yapılmış belirsiz.
Sormak lazım. Size ya da erbabına bu cemaat tanımı dahi olamayan cümle nedir ne amaçla ifade edilmiş? Genel özel içinde özel genel içinde. Peki ümmet ne demektir? Mezhep ne demektir? Hani amelde itikatta mezhepler var ya onları nasıl açıklayacağız?
Hasılı kelam önce cemaat nedir? O açıklanmalıydı. Sonra süreç ve kavramsal aşamalarına geçilmesi mümkün olsaydı. Sonra da gazanız mübarek olsun, denilmesini hak etseydiniz. Böyle kör bıçakla baş mı kesilir?
CEMAAT NEDİR?
Peki konu daha iyi anlaşılsın diye cemaat tanımı yapmak istersek, nasıl bir tanım karşımıza çıkar?
İnsan topluluğu, bir fikir ve inanç etrafında toplanmış kimseler. İslâm cemaati.
‘Cemaat’ kelimesinin aslı, toplamak, bir araya getirmek anlamındaki cem’ fiilidir.
‘Cemaat’ sözlükte, insan topluluğu, bir araya gelen insan grubu demektir. Geniş anlamıyla cemaat; bir fikir ve inanç etrafında bir araya toplanan insan topluluğuna verilen addır.
Sonra her topluluk cemaat de olamıyor
Cemaat; rastgele, tesadüfen veya şartların bir araya getirdiği insanlar değildir. Cemaatin üyeleri de yaptıklarını bilmeyen, hangi şartlar altında bir araya geldiğinden habersiz ve şuursuz kimseler değillerdir.
Cemaat, şuurlu bir birlikteliktir. Kuru kalabalık, yani kitle (cemadat) değildir.
Bir topluluğun cemaat adını alabilmesi için, o topluluğun belli bir fikir etrafında, belli bir hedefe gitmek üzere bir araya gelmesi, belli ilkelere bağlı olması ve başlarında cemaat ile özdeşleşmiş, aynı amaca bağlı yetkin bir imamın (önderin) bulunması gerekir.
***internet ortamında bulduğum bu tanım ve açıklayıcı bilgisini ÖMER LEKESİZ beyden alamamıştık.***
TANIMSIZLIKTAN ÖRNEKLEMEYE CEMAATLER
Aşağıdaki dört paragraf Ömer beye aittir.
1-
Bizde çoğunlukla tek kişilik cemaat hükmündeki Veysel
Karani ile başlatılan tarikatlar aynı zamanda cemaat adı altında toplandıkları
gibi, Şii, İsmaili vb. siyasi heteredoksiye mensup olan hareketler de birer
cemaattir.
2-
Kendi mensuplarına aşkın bir zaman algısını telkin eden
cemaatlerin ideolojik, siyasi veya kültürel vb. yeni oluşumlara karşı da bir
iç-direnci söz konusudur. Bu iç-direnç karşı etkisi, gücü, baskısı ne olursa
olsun onları söz konusu bağlamdaki gündelik değişmelere karşı müstağni kılar.
3-
Nitekim günümüzün en azgın iktidarları olan
Modernizm'in tabelasızlığa karşı şedit antipatisi cemaatlere fazla işlemez.
Çünkü onlar modernliğin bu katı kuralını asıl tabelasızlıkları sayesinde bir
tabelaya sahip oluşlarıyla geçersizleştirirler.
4-
Müslümanların bu tip cemaatlere katılmaları mecburi
değildir ancak onlardaki semavi öze hürmeten bu yapıları dışlayıcı bir tutum ya
da davranış içinde de olmamaları beklenir.
Paragraflardaki Bilgilerinin Analizi
1- Tek
kişilik tarikat varsa çok kişili tarikatlarda var mı? tekten başlayan
tarikatlar hangileridir. Şiir ve İsmaili heteredoks tarikatlar nerden
kaynaklanmaktadır? yukarıdaki tanımlanmamış tanımlarınıza göre Veysel Karani
nasıl bir gizli yasaklı dönem yaşadı? Veya Şii İsmaili ayrımını da yaptığınıza
göre
2-
Bu tarikat ya da cemaatler " .. iç-direnç karşı
etkisi, gücü, baskısı ne olursa olsun onları söz konusu bağlamdaki gündelik
değişmelere karşı"
nasıl" müstağni kılar." diyeceksiniz ki " ..kendi mesuplarına aşkın bir zaman
algısını telkin e.." ttiklerinden... Peki gerçekten de bunlar
günün şartlarından müstağni kalmışlar mı?
3-
Müstağni kalmış diyorsanız ne ala. Değilse bu paragrafınız
bir anlam ifade etmez.
4-
Dilek ve temenninize eyvallah.
Biraz da Said Nursi ve hareketinden ne anladığınızı nasıl bir cemaat tanımı
içine soktuğunuz görelim.GENEL MANTIK TANIMLAMA DEĞİLMİŞ
F.G Cemaatine Sırlar Dünyasını Hazırlamakmış
Devamla soralım;
Diyebilirsiniz neden bu kadar uzattık? Evet uzatıyoruz. Çünkü bu tanımlamalar üzerinde ileri süreceği tezle Cemaatleri -özelde F.G cemaatini - hayattan silmesinin mantığını hazırlama ile görevli ya da kendini o bilinçte gören bir yazar, yazarın zihniyeti var.
Bu genel kabulünü yazar bize dayatırken semavi olmayan dinlerde az semavi dinlerde çokça ve hepsini de genel prensipleri içinde doğru kabul eden bir anlayışı ortaya sürüyor. Mantığından hareketle bir İsevi cemaati veya tarikatı; bir Musevi cemaati veya tarikatı - en azından -İslam cemaat ve tarikatları kadar haktır ve meşrudur. Böyle midir? O ayrı bir tartışma yazarın ileri sürdüğü tezi irdeleme için söylüyorum.
Öyle ya ilmi-i ilahi her daim var ve vahyi ilahi ise her peygambere gelmiştir. Bunlarından istifade ile cemaat fikri ortaya çıkıyorsa özü itibariyle gizlenen sırları içeren bu durum ortaya çıkıyor ve sürekli de açıklanmaya açık duruyorsa bu da devirleri aşan bir vazıyet olduğuna cemaatler ve / veya tarikatlar da süre giden olgular olurlar.
Dediğim gibi ileri sürülen teze göre çıkarsama bu olur. Yazar bunların sır bilgilerden beslendiğini ileri sürüyor. sır sürekli açıklanıp destansı bir beslenme modeliyle varlığını gelecek kuşaklara taşıdığından devrin hakim güçleri de modaları da bu olguları etkilemez ikilemiyle bizi karşı karşıya bırakıyor. zaten kendisi de "modernizim tabelasızlığı kaldırmaz" serlevhalı makalesini bu mantık üzerine bindirmiş.
Günümüz cemaat kavramlarıyla bu verileri karşılaştırmayın. Sayın yazarımız lütfedip bir tez ileri sürmüş. siz onu veya bu cemaat kavramı etrafındaki bilgi yorum her neyse onu başka yerlerde bulun öğrenin.
Benim buradaki çabam bu tezlere göre bir cemaati ve ideasını hedef yapan sayın yazarımızın Türkiye içi tartışmalarda cemaate reva gördüğü mevkie ya da mevkisizliğe sizi hazırlamak.
FARKLI BİR BAŞLIK OLARAK 'Kur'an/iman hizmeti'
"Öncelikle yeni zamanın 'Kur'an/iman hizmeti' Said Nursi'nin üstadlığıyla başlamış, gelişmiştir." bu hakkı tesliminize şükran kesira
Sonra Said Nursi'nin cemaat hayatının önemini belirtir sözlerini almışsınız. Zaten yazınızın amacı olan GYV üzerinden F.G cemaatinin saflarına salvolar atma ve bu arada sığınmak için tabya mantığına uyduğu için pekala yerinde olmuş derim.
"Bu zaman, ehl-i hakikat için, şahsiyet ve enâniyet zamanı değil, zaman, cemaat zamanıdır. Cemaatten çıkan bir şahs-ı manevi hükmeder ve dayanabilir. Büyük bir havuza sahip olmak için bir buz parçası hükmündeki enaniyet ve şahsiyetini, o havuza atmaktır ve eritmek gerektir. Yoksa, o buz parçası erir, zayi olur; o havuzdan da istifade edilmez.' (Kastamonu Lahikası)" sözlerinde cemaatin önemini ve bir cemaat ferdinin nasıl olması gerektiğini açıklamış. Bu sözlerden sizin "cemaat kavramında Müslümanların tamamını toplamakla.. " ilgili bir sonuç çıkmaz. Diyebilirsiniz böyle bir amacı yok muydu? O ayrı bir tartışma konusu ama bu sözlerden bu sonuç çıkmaz.
Diğer taraftan Said Nursi'nin Müslümanları bir araya toplama amacı hem vardı hem de yoktu? Öncelikle Said Nursi kuralları katı bir ilim adamıdır. O önceliği elitleri yetiştirmeye verir. Elit kıvamına uygun davranmayı herkesten bekleyemezdi. Ama isteyen dileyen bu kıvamı göze alabilmişse ne ala.
İkinci alıntı paragrafınız
'Efendiler,
ben şeyh değilim. Ben hocayım. Buna delil: Dört senedir buradayım. Bir tek
adama tarîkat verseydim, şüpheye hakkınız olurdu. Belki yanıma gelen herkese
demişim: 'İman lâzım, İslâmiyet lâzım. Tarîkat zamanı değil.' (Emirdağ Lahikası
II) " Sizin bu alıntıya getirdiğiniz yorum "..şeklindeki ünlü söyleyişiyle de
mevcut cemaat anlayışını dönüştürmeye çalışmıştır. " Gerçekte ise devrinde hakim olan anlayışı -
tarikat anlayışını- yıkarak farklı oluşumu ileri sürmüş. Said Nursi bu yeni
oluşum ile özelde Anadolu'da genelde İslam dünyasında bir toparlanma sürecini
hedeflemiştir. Hikmetle hakikate gidiş yolu.
Burada bir ara soru; Said Nursi tarikat şeyhi olsaydı nasıl bir
uslubu olurdu? ya da
Ustad Said'in eseri ve mantığı
nedir peki?
internetten bir alıntı yapalım
Kur'ânın hakikatlarını müsbet ilim anlayışına
uygun bir tarzda izah ve isbat eden Risale-i Nur Külliyatı, her insan için en
mühim mesele olan "Ben neyim? Nereden geliyorum? Nereye gideceğim?
Vazifem nedir? Bu mevcudat nereden gelip nereye gidiyorlar? Mahiyet ve
hakikatları nedir?" gibi suallerin cevabını vâzıh ve kat'i bir
şekilde, çekici bir üslûp ve güzel bir ifade ile beyan edip ruh ve akılları
tenvir ve tatmin ediyor.Yirminci asrın Kur'ân Felsefesi olan bu eserler, bir taraftan teknik, fen ve san'at olarak maddiyatı, diğer taraftan iman ve ahlâk olarak mâneviyatı câmi ve havi olacak Türk medeniyetinin, sadece maddiyata dayanan sair medeniyetleri geride bırakacağını da isbat ve ilân etmektedir.
devamında ise nurcu dediğimiz kişilerin ideası çizilmiş.
Ecdadımızın bir zamanlar kalplerinde yerleşen iman ve itikat cihetiyle zemin yüzünde yüz mislinden ziyade devletlere, milletlere karşı imanından gelen bir kahramanlıkla mukabele etmesi, İslâmiyet ve kemalât-ı mâneviyenin bayrağını Asya, Afrika ve yarı Avrupa'da gezdirmesi ve 'Ölsem şehidim, öldürsem gaziyim' deyip ölümü gülerek karşılayarak müteselsil düşman hâdisata karşı dayanması gibi, milletçe medar-ı iftihar âli seciyemizin bugün biz gençlerde inkişafı, vatan ve millet menfaatı bakımından ve istikbalimizin selameti noktasından ne derece elzem olduğu malûmdur. Mutlaka her hareket ve hizmette maddî bir ücretçe şahsî menfaatler mülâhaza etmek, Türk'ün millî tarihinin şeref ve haysiyeti ile kabil-i te'lif olamaz. Bizler, ancak Rıza-yı İlâhî için çalışıyoruz. Bizzat hizmetinde bulunmakla aldığımız telezzüz, kardeş ve vatandaşlarımıza, İslâmiyete ve insaniyete yardımda bulunabilmek mazhariyetinden gelen ebedî hayatımıza ait sürur ve ümit, bizim bu bab da aldığımız ve alacağımız yegâne hakiki mukabele ve ücrettir.
bir alıntı da Ali Ünal'dan
"... Peygamber Efendimiz’e kadar bütün peygamberler, İslâm’ı belli bir
zaman ve bir veya birkaç kavimle sınırlı olarak temsil, tatbik ve tebliğ
ederlerken, Peygamber Efendimiz’le İslâm, Kıyamet’e kadar her şart, her
seviyeden kişi, her zaman ve her mekân için geçerli olarak evrenselleşmiştir.Peygamber Efendimizden sonra İslâm, her zaman bütünüyle ve tam saffetiyle tatbik edilebilmiş değildir. Nasıl daha önceki dönemlerde görülen sapmalar ve gelişen hayat, yeni nebîler, rasûller, ülü’l-azm resuller gönderilmesini gerektirmişse, Peygamber Efendimizden sonra Kur’ân ve Sünnet sâbit olup muhafaza edildiği için, artık peygamber yerine büyük âlimler, mürşidler, müçtehidler, farklı sahalarda mücedditler gelmiştir. Globalleşmenin başlangıcı diyebileceğimiz 20’nci asra gelinceye kadar her müceddit Din’in sınırlı ve belli sahalarında tecditte bulunurken, İslâm dünyasının bir manâda çöktüğü 20’nci asır, yeni baştan ve tümden bir tecdit hareketini gerektiriyordu. İşte Risale-i Nur, bu yeni baştan ve tümden tecdit ve/veya ihya hareketinin adıdır. İslâm’ın tümden tecdit, temsil, tebliğ ve tatbik hareketinin adıdır." (Risale-i Nur nedir? - zaman gazetesi - 19 kasım 2012)
neden ali ünaldan alıntı yaptığımı da açıklamam lazım; efendim Ali ünal yani Fetullah hoca cemaati bu tanımlardaki ifadelerde kendilerini bir yere ait görmekteler ve ona göre tecdit programı izlemekteler.
Bu
satırlardan da anlaşılıyor ki Bediuzzaman yani Ustad Şeyh olmaya hiç hevesli
değil ve " İslâm’ın tümden tecdit, temsil, tebliğ ve tatbik " etmek
için ortaya çıkmış. Fen ve din sahasında ahlak sahasında bir mürşid olarak
ortaya çıkmış.
Satırlarınızdan devam edelim. Diyorsunuz ki"Said Nursi de kendi zamanının çocuğudur (ibnü'l-vakt). Kendi zamanındaki hakim cemaat anlayışı ise tarikatların belirledikleri bir anlayıştır. " tarikatların kapatıldığı, işlevsiz kaldığı bir dönemde tarikat var demek sınırlarımız dışında var demektir. diğer taraftan
"Said Nursi grup anlamındaki cemaatten (yani tarikatten demek isityor), Müslümanların tamamını kapsayan ve Kur'an'a/ iman'a hizmeti esas alan cemaate dönmeyi çok önemli görmüş olmasına rağmen, kendi zamanının bilgisi, anlayışı ve uygulamaları nedeniyle, bu yapıda 'özel' bir nitelik arzeden 'şeyhlik'ten, 'genel' bir nitelik arzeden 'üstadlığa' dönmenin ötesinde bir farklılaşmaya da gitmemiştir. " Sebep ne ola ki? açıklama gereği duymamışsınız.
Vikipedi'den bir alıntı
" Said Nursi
tarafından yazılan 130 kısım ve yaklaşık 6000 sayfadan oluşan Nur Risaleleri'ni
okuyan ve Risale-i Nur hizmetini birinci önceliği olarak kabul eden kişilere Nurcu (Nur Talebesi) denilmektedir. Tasavvuf tarikatlarında olduğu gibi şeyhten el alma, şeyhin postuna oturmanın olmadığı, bir şeyhin mutlak hakimiyeti
yerine şûraya, kararların danışmayla alınmasına önem verildiği izlenimi
edinilmektedir. Tarikatlardaki şeyhe mutlak bağlılık akîdesi
yerine Risale-i Nur Külliyatındaki düsturlara ve meşveret
kararlarına hürmet etmeyi gerektiren yazılı olmayan bir anlayışın öngörüldüğü
anlaşılmaktadır. Nur Risaleleri'ndeki konuların başkalarına anlatılması ve
eserlerde bahsedilen düsturlara uyulmasıyla ortaya çıkan organizasyonlara ise Hizmet denilmektedir. Bu açılardan
klasik tarikat bünyesinden farklılıklar gösterirler. Nurculuk aslında bir
tarikat olmaktan çok bir tefsir ekolüdür. "
buraya
da bakabilirdiniz.
"Dikkat
edile: Gitmemiştir diyorum, gidememiş değil. Bunu Said Nursi'deki bir
eksikliğin değil bir uz-görüşlülüğün, yıkma pahasına yapmama hassasiyetinin bir
sonucu olarak görmek gerekir." (soruların
hizmeti..)Peki nur cemaati ile tarikat arasında bütün ayrılık noktası bu kadar mı? bence siz bu konuyu anlamamışsınız. Gerçeği ise tarikat devrinin bittiğini hakikat devrinin başladığını yani ariflerin ilmiyle değil hikmeti ön plana çıkardığını fenn-i delaletle gelen fitneye ikna edici delilerle karşı konulabileceğini, bu konuda gerekirse ehl-i kitapla bile ittifaka gidilebileceğini hiç anlamamışsınız. Daha neler neler anlatılır onları da anlamamışsınız.
"Kur'an hizmetini -Said Nursi'nin geneli kapsayan tutumu açısından baktığımızda- klasik bir cemaat hizmeti olarak nitelemek zordur; " "fakat o, Kur'an'a hizmetin önüne hiçbir ideali, dünya kaygısını getirmeyen ve bu manada kendi belirsizliğiyle belirli bir cemaat olması bakımından iç-direnç ve tabeladan müstağnilik esasına göre tarikatlarla da çok büyük bir benzerlik arzetmektedir." siyasetten uzak durma prensipleri açısından bakılabilir. (soruların hizmeti..)
Bir ara verelim. Sayın Ömer bey en kısa zamanda risaleleri baştan sona okuyun. Tarikatları da genel hatlarıyla okuyun. En azından bir sonraki yazılarınızda konu daha güzel açıklanır.
Şu soruları kendinize sorun
1- Risale-i nurlarda tarikat konuları nasıl işlenmiş
2- Risale-i nurların mesleği anlatım üslubu nedir?
3- Üstadın hayatı her aşamasının farklı özelliği nedir?
SİZİN HİZMET HAREKETİ'Nİ OTURTTUĞUNUZ ZEMİN
Öncelikle sormak lazım bildiri niçin yayımlandı?
İlk harfleri büyük yazılan 'Hizmet Hareketi'nin durumunu bu özet bilgilerimiz ışığında anlamaya çalışalım. " 'Hizmet Hareketi'dir ki, her şeyden önce bu tanımlamanın kendisi problemlidir. " diyorsunuz. Neden ama, desem. Diyeceksiniz ki cemaat "'Kur'an'a hizmet..." tanımına uyuyor mu? Uymuyor mu? Yazdıklarınıza ve aşağıdaki satırlarınıza -aşağıdaki satırlarınız kesin hükümlü satırlardır- göre uymuyor.
"Konuya 'Hizmet Hareketi' açısından baktığımızda ise (elbette yeni zamanın kendine mahsus zorunluluklarıyla) onun söz konusu 'Kur'an'a hizmetin önüne hiçbir şeyi almayan cemaat' nitelemesine de uygun düşmediğini görürüz."
Peki sevgili Ömer bey yukarıda erbab-ı feraset sizin cemaat tanımını yaptığınıza ve bu bağlamda da tanımı açıklayıcı özellikler serdettiğinize mesela bir tutarlı bir tarihsel örneklemede bulunduğunuza şahitlik edebilir mi? Cevap yok yok yok. Bırakın tanımı daha siz cemaatle tarikat farkını İslami kurumlarla İslami olmayan kurumların farkını ayıramadınız.
Hizmet Hareketini de sizin zorlama yorumlarınıza
göre uluslararası olduğundan, İnsana hizmete önem verdiğinden, bildiri
yayımladığından dolayı Kurani /imani hizmet olamazmış.
Eee siz ne hakla Sonra siz cemaat tanımından habersiz bir saptama yaparak adeta ilk düğmeyi yanlış ilikleyerek sona gelmiş ve kusuru da kendinde değil karşı tarafta görmeye çalışıyorsunuz.
Diyorsunuz ki "Konuya 'Hizmet Hareketi' açısından baktığımızda ise" diyerek sanki malum-u ilam olan bir bilgiyi paylaşıyormuşsunuz gibi cemaatin kuran'ı hizmetin önüne almadığını söylüyorsunuz. Bu noktada soralım, siz bu tanıma hangi veriden hareketle ulaştınız?
Cemaatin hangi birimini ne kadar biliyorsunuz? kuran gerçekten de öncelik olmaktan çıkarılmış mı? Hangi faaliyeti vardır ki Kuran'ı öncelikten düşürmüş olsun?
Suret-i haktan göründüğünüz şu satırlarınızsa, okuyalım
"Tekrar belirtme ihtiyacındayım: Burada bir sapmadan söz etmiyorum, yeni zamandan ve onun zorunluluklarından kaynaklanan, bu nedenle kaçınılması çok zor olan ve hizmetin gücünü arttırarak etki alanını genişletmeye dayanan (en azından başlangıcı itibariyle) iyi niyetli bir değişmeden söz ediyorum." (soruların hizmeti..)
Bu satırlar sizi nasıl oldu da bu kanate ulaştırdı? Sormak lazıım" .. yeni zamandan ve onun zorunluluklarından kaynaklanan, bu nedenle kaçınılması çok zor olan ve hizmetin gücünü arttır.." ması ve .."etki alanını genişletme.." si ve bundan da kaynaklanan nasıl bir "iyi niyetli bir değişme,,"si olmuş da bu da onu cemaat ruhundan yapısından uzaklaştırmış? mesela ne değişmiş?İyi niyetle de olsa ne değişmiş?
Niyetiniz iyi bir analiz yapma olabilir, ama öğrenmek isteriz ne değişmiş de siz cemaati Yaptığınız -daha doğrusu yapamadığınız - cemaat tanımından çıkarıyorsunuz. Cemaat içinde Kuran kişilerin hayatından vicdanından mı çıkarıldı?
ZİHNİMİZİ TAZELEMEK İÇİN
Sizden alamadığımız fakat bir şekilde ulaştığımız tanımlarda cemaat tarifi şöyleydi;
‘Cemaat’ sözlükte, insan topluluğu, bir araya gelen insan grubu demektir. Geniş anlamıyla cemaat; bir fikir ve inanç etrafında bir araya toplanan insan topluluğuna verilen addır.
Ali ünal ne diyordu; ".. İslâm dünyasının bir manâda çöktüğü 20’nci asır, yeni baştan ve tümden bir tecdit hareketini gerektiriyordu. İşte Risale-i Nur, bu yeni baştan ve tümden tecdit ve/veya ihya hareketinin adıdır. İslâm’ın tümden tecdit, temsil, tebliğ ve tatbik hareketinin adıdır."
Yani belli bir hedefe gitmek üzere bir araya gelmiş bu insanlar Cemaatlerinin fikrine ve dünya gerçeklerine göre kurumsallaşacaklardı. Üstad Bediuzzaman'dan yaptığınız alıntıda Zaman cemaat zamanıdır, ferdi hizmetler dönemi değildir diyen üstadın talebelerinden başka ne beklenecekti?
Türkiye içinde belli bir mevkie geldiğinde karşısına dünyaya açılma şansı çıkan cemaat dinin emrini Nur çizgisinde insanlığa sunmak için gidecekti. gittiler de.. rakam 150 ülke olur altı kıta olur fark etmez. İnsanlar karşılarında Türkiye ve İslam olarak bu kişileri gördüler.
*****
Cemmatin kendisine biçtiği misyonu bir de şu satırlarda okuyalım
Bediuzzamn ; "... inkâr-ı uluhiyet niyetiyle medeniyet
ve mukaddesat-ı beşeriyeyi zîr ü zeber..." eden Deccal ve onun temsil ettiği dinsiz
akımları tanımlayan karşısına "...cemaat-ı ruhaniye-i
mücahidînin..." çıkacağını söyler. Hz.
İsa'nın liderliğinde tasaffi etmiş Hristiyan topluluk ve "...cemaat-ı ruhaniye-i
mücahidînin..."
kime karşı çıkacaklarını ise
biraz açıklamakta fayda var. Bunlar dinsiz güçlerin hem eğitim
kadroları, hem askeri güç, hem de maddi açıdan çok güçlü olan muktedirlerdir.
Eğitim merkezlerinde insanları din ahlakından uzaklaştıran, dinsizliğe teşvik
eden bir öğrenim verilirken, askeri kadrolar da aynı dinsiz fikir sistemlerinin
yaygınlaşması için çaba sarf etmektedirler.
Bediuzzaman'ın sözünü ettiği
"...cemaat-ı ruhaniye-i mücahidînin..." yani "Cemaat" ifadesiyle
bu kişilerin birarada olduklarına, birlikte hareket ettiklerine işaret
ettikleri bu "cemaat" dinsiz güçlerin hakim olduğu yerlerde din
ahlakını hakim etmek için büyük bir çaba sarf edecek, ihlasla Allah yolunda
çalışacaktır. Eğitim sisteminde ve askeri kadroların yardımıyla oluşturulan
dinsiz anlayışı etkisiz kılmak için büyük bir fikri mücadele yürütecek olan bu
kadro aynı zamanda "Ruhani"
dir. Bu "ruhani" ifadesi ise, bu cemaattekilerin samimi iman
etmiş, olayların görünen yönlerinin yanısıra batıni yönlerini de yaşayan bir
topluluk olduğuna dikkat çekmektedir. "Mücahidin" kelimesi
ise bu cemaatin Allah yolunda çaba sarf eden, Allah'ın dinini yaymak için dünya
çapında büyük bir tebliğ faaliyeti yürüten bir topluluk olduğuna işarettir. Cemaat fertleri yıllarca aşağıdaki sorularla tefekkürlerini geliştirdiler.
"..her insan için en mühim mesele olan "Ben neyim? Nereden geliyorum? Nereye gideceğim? Vazifem nedir? Bu mevcudat nereden gelip nereye gidiyorlar? Mahiyet ve hakikatları nedir?" gibi suallerin cevabını vâzıh ve kat'i bir şekilde, çekici bir üslûp ve güzel bir ifade ile beyan edip ruh ve akılları tenvir ve tatmin.. " etme için ne yapması lazım?
Bediuzzamn ; "... inkâr-ı uluhiyet niyetiyle medeniyet ve mukaddesat-ı beşeriyeyi zîr ü zeber..." eden Deccal ve onun temsil ettiği dinsiz akımları tanımlayan karşısına "...cemaat-ı ruhaniye-i mücahidînin..." çıkacağını söylediği kişiler;
·
önce ilgililere ulaşacak,
·
sonra anlaşabilme şartlarını irdeleyecek,
·
diyaloğa geçecek, gidiş gelişler başlayacak,
karşılıklı anlatım fasılalarında derdini anlatma ve kendini tanıtma bu sürede
sağlanacak,
·
sonra dinin değerlerine bazı yerlerde doğrudan
bazı yerlerde sürece bırakılmış tebliğle İslam anlatılacak.
Yani kurumsallaşma mecburi istikamet. Siz bu kurumsallaşmaları hukuki adlar altında tescillediğinizde cemaat manevi kişiliğe dönüşür. siz kurumun gidişatından sapma veya sırat-ı müstakimliği ararsınız. Sizin tespitleriniz de bazen doğru olmayabilir. Ama kişilik olarak durum artık şahs-ı manevidir.
Sonuç itibarıyla kendini ifade edecektir. İçte ve dışta. İfade etme yapacağı işlerin ilk basamağıdır. Sonra da icraatlarını yapacaktır. Yanlış anlaşılma durumlarında yine ifade yoluna gidecektir. Çünkü yanlış anlaşılmanın da önüne geçmesi lazım.
HİZMET HAREKETİ'Nİ LİNÇ
Ve gelelim meşhur bildiriye
Malumunuz bildiri bir süredir cemaate yenilik şüphe ve suçlamalar vardı. Aslında cevabı bilinen suçlamalar belli odaklarca sürdürülürken kamuda farklı hava kemikleşmekteydi. Öyle ki sessiz kalınınca onaylanıyor mantığı da oluşmuştu. İşte GYV bu beklenti sonucunda suçlamadan suçlamaların ana maddelerini cevaplandırdı. Ayrıntı yok. Karşı tarafa suçlama ise hiç yoktu.
Şimdi soruyorsunuz ki
"GYV bir vakıftır. Vakıf senedinde 'Hizmet Hareketi'nin sözcülüğünü yapmak gibi bir maddenin yer aldığını hiç hiç zannetmiyorum, çünkü bir kurumun sözcülüğünü yapsın diye vakıf kurulmaz. " Gerçekten de öyle mi? Cemaat zaten bir vakıftır. O mantığa göre çalışır. çabalar ilerler taktir ettikleriniz olur. etmedikleriniz olur. İçtihat kurumu değil ki ileri sürdüğü Tezler bağlayıcı olsun. Sadece ve sadece suçlamalara cevap vermiş. GYV konferans düzenlediğinde, ödüller dağıttığında, takdir hakkını ödüller sırasında ortaya koyduğunda, Ramazan iftar sofralarını açtığında bazı projelere sponsor olduğunda olumlu karşılanan bu tavır ve de ne adına olumlandığı bilenerek, şimdi neden yadsınıyor.
Vakıf kamu cihan için açılmış duyurusunu da kamuya yapmış. Yol arkadaşlığını yaptığı kurum ve kişilere için nisyan-ı beşer izlerini ya silmiş ya tazelemiş. Yanlış olan neresi?
Satırlarınızdan devam edelim.
"Doğrudan GYV'nin metnine yaslanarak vereyim: "Amman içini kurcalamayın. Halbuki GYV içi okunsun diye yayımlamıştı.
" İlgili metnin son paragrafında şu bilgiler yer alıyordu: '…İnsanlığa hizmet sevdası ile yola çıkan fedakar gönüllülerden oluşan ve faaliyet gösterdiği 150 kadar ülkede gerek yetkililerden ve gerekse de o ülkelerin insanlarından çok olumlu tepkiler alan Hizmet Hareketi…' Soruların hizmeti…21 Ağustos
Buraya getirdiğiniz eleştiriyi inceleyelim.
Paragraf 1-
" Buna göre Kur'an / iman hizmetinin yerini, (son derece muğlak, tümel bir söyleyiş olarak) 'insanlığa hizmet' alırken, '150 kadar ülke' ile de hizmetin uluslararası boyuttaki 'onanmış gücüne' vurgu yapılıyor ve bunun üzerinden 'kendi ülkemizde de gücümüzle onanmamız hakkımızdır' demeye varan bir diklenmeye kapı aralanıyordu. (soruların hizmeti..)
Muğlak ifadelerden hoşlanmadığınız ifade eden siz metnin tamamına değil de bu ifadeye takıldınız. Diğer ifadeyi kullansaydı yine aynı tepki sizden çıkacaktı. neden mi? tırnak içine aldığınız şu '150 kadar ülke' ifadesi sizi nasıl bir niyetle metni okumaya çalıştığınız gösteriyor. Evet '150 kadar ülke' bir cemaati uluslararası yapar. Bununla onanmış güce vurgu da var. Ama maddi, ama manevi.. nasıl isterseniz, bir vurgu var.
Ömer bey, Bu bildiride "Gönüllüler Hareketi" demeye çalışıyor ki, siz istediğiniz şarkıları söyleye durun eleştirilerinizi sürdürmeye devam edin. Biz ilahi gaye peşinde insanlar olarak kervanımızı durmaksızın yola revan etmişiz. Bununla iftihar etmeniz lazım gelirken siz ne diyorsunuz? ".. 'kendi ülkemizde de gücümüzle onanmamız hakkımızdır' demeye varan bir diklenmeye kapı arala.."ma
1-
Pardon bunlar gittikleri yerlerde kabadayılık mı
yapıyorlar? Mesele hangi ülkede resmi gayrı resmi hakimiyet kurdular da siz
aman ha buraya da pislikleri bulaşır diye endişelendiniz?
2-
İllegal bir çalışma var da uluslararası alanda onanmış
da bir siz akıllı çıkmış ve illegalitesinde ısrarlısınız, öyle mi?
3-
Sormazlar mı size bu insanlar bu 150 ülkeye nereden gittiler, nasıl gittiler, ne
yerlerdi, ne içerlerdi? Onların çıkışını illegal yapar davranış neydi ki, şimdi
bunların vatanlarında kendilerini suçlayan kişilere hayır biz böyle değiliz?,
dediklerinde bize diklenmeye, bize posta koymaya geliyorlar diyeceksiniz?
İnsaf insaf
4-
Yoksa şöyle mi diyorlar; " Bak biz sizin suçladığınız
gibi insanlar olsaydık bizi bu kadar ülke kabul etmezdi. Halbuki biz bu toprakların
çocuklarıyız siz bize neden kuşkuyla bakıyorsunuz?" Vicdanlardan yükselen bu sesler mi rahatsız
ediyor?
5-
"Ördek
Hasan" mantığıyla suçlarken siraktını itiraf etme buna denir.
Paragraf 2-"Dolayısıyla buradan baktığımızda da Hizmet Hareketi'nin klasik cemaatlerdeki gibi tebalasızlığı tabela edinmek yerine, tabelasızlığı otoritenin kendisi kılan bir güçlülük anlayışına evirildiğine hükmetmek mümkün görünüyor. (soruların hizmeti..)
Açık açık hizmet hareketi, gönüllüler hareketi demek sizin tabelasızlık tanımlarınız yıkmış da haberiniz yok. Beyim uyanın Üsküdar manzarası berrak oldu.
Paragraf 3-
"Bu tabelasız güç ve otorite, Said Nursi'nin siyasetten uzak durma emriyle çelişmesinin ötesinde asıl onun 'Kur'an'a/ iman'a hizmeti esas alan cemaat oluşturma' idealiyle de çelişiyor çünkü, siyasi olmayan tabelasız güç ve otorite olarak Hizmet Hareketi, kimi ani ataklarıyla siyasetten nemalanmayı kendisi için bir hakka, daha genel bir söyleyişle özel bir imtiyaza dönüştürme gayretine girmiş gibi görünebiliyor.
Gelelim siyasete
Aslında devlet kavramı ve hükmetme kavramları siyasi kavramlar olduğuna göre devletin çalışanlarının tamamı da siyasi çalışanlar olur. Dolayısıyla devletin tayin ve tespit ettiği politikalara göre davranma da siyasi tavırdır. Devletin memuru olabilmek için okuyan ve müracaat eden ve bulunduğu görevde kanunlara göre rey belirten de siyasi olabilir mi? Siyasi oluyorsa siyasetten genel anlamda uzak kalma için memurluktan uzak kalma gerekir.
Sorumluluğu güvenlik ve yargı olanların ya da idare olanların inisiyatif almaları görev bilinci olur ki bu da siyasete karışıyorlar sözünden daha çok sizin hangi tavrınız devletin zararına reğmen tepki topladı da memurunuzun görevini siyasidir diye engellediniz?
Mesela okuyan kişi hakim savcı polis vali olmuş. Öğretmen de imam da olabilir, çalıştığı işin gereği görevi devleti sistemi milletin bekasını korumaksa bazen icraatıyla bazen sözleriyle bazen de mahkemeler de olduğu gibi hakim kararıyla konuşması siyasi yapmaz, vazifesini yapan sorumlu memur yapar. Şimdi siz işimize geldiği yerde o çaba içine girmiş vazifeperverin çabasını kar hanemize kaydedeceksiniz, demokratız, imtiyazların hepsini kaldırdık diyeceksiniz. Kimin sayesinde bu memurlarınızın sayesinde.. İşinize gelmediği yerde ise onları ayaklara pranga olarak görme durumunda olacaksınız. Bu durumda siz politik, memurunuz ise görevini yapmış kişi olur.
Allah'a şükürler olsun ki, politikacılarımız daha basiretli de sizin mantık tufana dönüşemiyor.
Siz böyle memurun arkasında milletin bekası için durma yerine geçmişte irticacı şimdi ise isterseniz cemaatçi yaftasıyla suçlayıp uzaklaştırma çabasına girerseniz. İster bugün ister geçmişte o memura ve beslenme kaynağına çamur atma yerine kendinize tarihin sayfalarında yer hazırlarsınız.
Sınırı bekleyen asker düşmana ateş eder. Polis suçu önler yargı yargılar. Siyasete karışma olarak göreceğiniz bu davranışları sırf kişinin geçmişinde bir yerde cemaatle yolu buluşmuş diye suçlarsanız siz değil o haklı çıkar.
Sonra memur T.C vatandaşı ve kanunlarla sizin bizim gibi bağlı, işvereni devlet oldu diye her iktidar memurunu değiştirir mi?
Cemaat ve siyasete gelelim
Cemaat size oy verme, sizin propagandanıza göre evirilme çevrilme işlerinde iyi ama, cemaat hak talebinde bulunmayacak. ya da size oy vermesine rağmen sizin hoşunuza gitmeyen sözler velev ki millet menfaati için olsun nedeniyle söylediğinde cadı avcılığı yapacaksınız. Bu nerede görülmüştür?
Bir bildiri yayımlanıyor ve bildiride deniliyor ki bazı memurları -sizin gibi gazeteciler cemaatçi olduklarını ileri sürerek iktidar tarafından işlerinden atıyorlar - aman yaftalayıp atmayın. Vatan evladıdır, bu gençlik kolay yetişmiyor demeye gelen serzenişlerin neresi kötü?
Bildiriyi fitne olarak suçlayacağınıza, dik başlılık olarak suçlayacağınıza, cadı avcılığı yapıp memurları hedef yapacağınıza, birilerini linç etme fitnesinden vazgeçin, mantığı ile neden okumazsınız ki?
Paragraf 3-
"Söz konusu güç ve otoritenin bu talebini, her türlü imtiyazı ortadan kaldırmayı görev edinmiş bir iktidarın kabullenmesi mümkün mü? "
Anladığım kadarıyla " güç ve otorite" cemaat oluyor. "bu talebini" kendisine yönelik suçlamalara da cevap vermesine tahammülünüz yok. Bırakın tahammülü onu da diklenme olarak sunuyorsunuz. İmtiyaz peşinde koşma olarak yorumluyorsunuz "her türlü imtiyazı ortadan kaldırmayı görev edinmiş bir iktidar.." ise AK Parti oluyor. Ve diyorsunuz ki bunu Ak parti yani başbakan'ın kabullenmesini istiyorsunuz?
Bir ara not; yeni imtiyazlı toplulukların oluştuğu söyleniyor. Siz de içinde misiniz? Kızmayın canım sadece bir soru.
Neyse devam edelim. Sayın yazar siz ne zamandan beri niyet okuyuculuğu yapmaya başladınız? Siz ne zamandan beri İktidarın avukatlığına seçildiniz? Siz kaale almadığınızı söylediğiniz bir metinde geçen hangi ifadeye dayanarak imtiyaz istendiği sonucuna ulaştınız? Siz bir grubu siyasi fitneyle suçlamaya nasıl bir vicdanla karar verdiniz?
"Sonuç olarak: '…İnsanlığa… fedakar gönüllüler…' tanımı çerçevesiz, muğlak ve karikatürel bir tanımdır ki, bu, Hizmet Hareketi'nin sadece müntesipleri değil, sempatizanları da içerdiğini göstermektedir. Çerçevesizlik ve tabelasızlık ise kimin ne adına konuştuğuna dair bir belirsizliği içkin olup, 'fitne' de asıl bu belirsizlikten üreme kabiliyeti kazanabilmektedir."
Siz öyle görebilirsiniz. Ama alemin akıllısı siz değilsiniz. Dünya kabul etmiş siz karikaturel görseniz kaç yazar.
"'Hizmet Hareketi' klasik bir cemaat olmadığı gibi Said Nursi'nin Müslümaların tümünü kuşatan bir cemaat olma arzusuyla örtüşen bir cemaat da değildir artık. Dünyevileşmesine, uluslararası bağlantı ve potansiyel yükümlülüklerine ilişkin eleştiriler saklı kalmak kaydıyla onun eriştiği güç ve otoritenin, yöneticileri Müslüman olan bir iktidarı hedef alması ise tam bir talihsizliktir. "
Sayın yazar kendinize gelin.
Kerameti kendinden menkul tasnifleri ve dünya menfaatleri için uyuma girmiş yorumlarından sonra Nur Cemaatinin bu kolunun Türkiye için ileri sürdüğü tezleri boşa çıkarma gayretine girmiş bir yazarsınız. Maalesef sizin gibi düşünen şahsiyetler her devir de oluyor. Şu dilinize doladığınız siyasileşme yaftası Ak parti'nin ileri sürdüğü seçim programına destek çıkma ve oy vermeye gelince olumlu görülmüştü. Ne çabuk unuttunuz? Bir sürü sataşmalara rağmen olmuştu. Ama programdan sapmalar olduğunda üstelik tabanını da rahatsız edecek çıkışlar olduğunda eleştiri de olmuştur. Mesela Dershaneler meselesi ve tartışma süreci neye binaen ısrarla sürdürülmektedir? Bu eleştirilince siyasi mi olunuyor?
Dünyada yaygınlık neden problem olsun sonra gidilen yerin iç dengeleriyle uğraşmayıp işiyle ilgilenmeden dolayı doğacak takdir neden işbirlikçi sıfatını hak ettirsin?
Suriye, Mısır ve Filistin ekseninde gücü oranında sessizce yol almanın adı neden Yahudi uşaklığı olsun? Cevabı belli sorularınızın sıklıkla sorulmasının nedeni yeni cevaplarla tatminkar olma değildir tabi. Maksat Türkiye üzerine Cemaatin tezlerine set çekmedir. Ömer Lekesiz bu set çekmeleri destekler yazılarıyla kimlere yol veriyor, o başka konu ancak hayata geçirilmiş tezlerin nankörce kendi mallarıymış gibi de takdimini yapmaları işte o çıldırtıyor.
"uluslararası bağlantı ve potansiyel yükümlülüklerine ilişkin eleştiriler saklı kalmak kaydıyla.."
Eleştiri sözcüğü burada hafif kalıyor. ayrıca sabrınız da fazla sürmemiş şu şia meselesinden dolayı Ekrem dumanlı beyi bahane ederek sataşmıştınız. Kısacası siz onu bir sonraki yazınıza taşıdığınız için orada genişçe irdelenecektir.
"Müslüman olan bir iktidarı hedef alması ise tam bir talihsizliktir. "bu söz Türkiye'de Müslüman olan herkesi rencide edecek kabalıkta bir sözdür. Önceki iktidarlardan hangisi Müslüman iktidarı değildi de bu iktidar Müslüman iktidarı oluyor? Ya da neden diğerleri değil de bu iktidar Müslüman iktidar oluyor. Şahısların çoğunlukla dindar olduğu deseydiniz -ki o da bir anlam ifade etmez- İnsanlar değil icraatlar tartışılır.
"Klasik cemaatle bir ilgisi olmayan, modern (tabelalı) cemaat olmanın şartlarına uymak istemeyen bu güç ve otoritenin iktidarların başında sallanan bir kılıç olarak yaşaması mümkün görülebilir mi? "
Bu sözlerinizle linç yoluyla Cemaatin tasfiye edileceğini ve tasfiyesine de fetva çıkarıyorsunuz değil mi? Allah büyüktür. Yüzleşme bu dünyada olamıyorsa leke de olmaz demek olabilir mi?
"Olası imkansızlığa göre tedbiren Hizmet Hareketi'nin doğrudan iktidara talip olması ya da klasik cemaattekine benzeyen bir yapıya (Kur'an'a / imana hizmete) tekrar dönmesi gerekmez mi?"
Olur emirleriniz baş üstüne iktidar için oy vermeye dua etmeye devam ama iktidara laf söylemeye hayır öyle mi? daha çok beklersiniz.
"Hizmet Hareketi'yle iktidar arasındaki olası gerilimin taraflardan birinden ya da karşılıklı olarak her ikisinden kaynaklanan bir problem olmaktan çok çok önce, yukarıdaki sorularımda içkin bulunan daha yapısal bir problemden kaynaklanıyor olabileceği sonucuna varıyorum"
YANİ CEMAAT TASFİYE OLURSA ÇOOOOOOK RAHAT EDECEKSİNİZ, ÖYLE Mİ?
SELAMETLE
SUAT GÜVEN
SİYASET BİLİM UZMANI

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder