Powered By Blogger

7 Eylül 2011 Çarşamba

PKK'da kim kimin safında?

ŞİMDİ DE BİR DİĞER GERİLLA - BAĞIMSIZLIK SAVAŞCISI - TERÖRİST İLE ÜST DÜZEY YÖNETİM İLE İLGİLİ YAPILAN BİR RÖPORTAJ
Eski bir teröriste yaptığım ilk röportajın yayınlanması çok ses getirdi ve neredeyse 15,000 den fazla okunma rekoru kırdı (http://www.medyafaresi.com/yazi/569/onder-aytac-orgute-katilan-bir-pkk-li-ile-cok-ozel-sohbet-bu-isin-sonu-yok.html). Daha sonra bir diğer eski terörist ile yapılan ikinci bir röportaj ile de 20,000’e yakın okunma söz konusu oldu ve bu gerçekten de bilgi donanımlı değerlendirmeler de olduğundan fazla ilgi çekti (http://www.medyafaresi.com/yazi/576/onder-aytac-daga-cikmis-bir-pkk-li-ile-icten-bir-sohbet.html).

Ben de kaldığımız yerden devam ederek, daha onlarcasını gerçekleştirdiğim bu röportajlarından bir diğer (üçüncü) soru-cevaplı sohbetimi daha burada siz okuyucularla paylaşmaya karar verdim. Amacım teröristin ya da PKK terörünün reklamını yapmak değil, aksine bu örgütün dağ kadrosunun yaşadığı yozlukları sizlerle paylaşarak, terör örgütünü ve örgütte yaşadıklarını ilk elden anlatan kişilerin duygularını sizlere taşımak…

SORU: PKK / KONGRA-GEL’in Türkiye’de kendisine yardımcı olarak gördüğü STK’lardan, legal alanda yeteri kadar destek bulup bulmadığı konusunda neler söyleyebilirsiniz?

CEVAP: Örgüt toplantılarında eleştirilen temel bir çalışma sahasının legal çalışma zeminleri olmaktaydı. Askeri alanda gösterilen faaliyete denk çalışmaların yürütülmediği, örgütü yeterince desteklemedikleri, hatta kariyer sorunlarının ön planda olduğu, koltuk kavgası içinde bulundukları ve rantçı bir yaklaşımlarının olduğu, sürekli değerlendirilen ve tartışılan hususlar olmaktdır.

SORU: Abdullah ÖCALAN sizce ve örgüt bağlamında -mevcut durumu ile- ne ifade ediyor? Varlığı örgütün devamı için gerekli midir?

CEVAP: Benim için; Abdullah ÖCALAN önceki yıllarda birçok yönü ile bağlı olduğum bir örgütün lideri. Suriye’de birlikte olduğumuz 3 yıllık dönem içerisinde, onu çok daha yakından tanıma fırsatım oldu. Kendisine yaklaşımımda ve zihnimde, O’nu tabulaştıran bir yaklaşımım baştan itibaren hiç olmadı. Bu anlamda kendi içimde eleştirdiğim yönleri ile birlikte bir lider olarak ele aldığım yönleri de vardı. Bir lider olarak ele almamda, Suriye halkının ona olan yaklaşımı ve bağlılığı ile yaşam tarzındaki disiplin beni gerçekten de çok etkileyen en belirgin yönleriydi.

Onu eleştirdiğim ve son yıllarda da artık ona karşı bende rahatsızlık uyandıran yönleri ise; kendisini alternatifsiz ortaya koyması, savaşın ve barışın temel gerekçesi yapması, fiziki varlığını dahi halkın kaderine eş tutması, kişilik olarak ben merkezci ve aşırı hırs düzeyi ile bende ona karşı ciddi anlamda mesafe yarattı.

Örneğin, son savunmalarından birisinde, Mısır’da bir firavun öldüğünde, onunla birlikte 500 insanın canlı canlı pramite gömüldüğünü belirtiyor. Mevcut halini, özellikle yürütülen silahlı mücadelede, kendisini savaşın tek gerekçesi haline getirmesi, savaşı tek bir cümle ile durdurabileceği halde bunu yapmaması, her gün insanların ölmesini bir mücadele olarak göstermesi ve bundaki aşırı bireyci yaklaşımına bağlı olarak örgüte bu temeldeki yaklaşımı, bende ondan kopuş sürecini hızlandırdı.

Aslında örgüte ilk katıldığım yıllardan itibaren, eleştiri adı altında insanların kişiliğine aşırı bir yönelim içerisinde olduğunu hep gördüm ve bu durum da bende rahatsızlık yaratan bir diğer husustu. Yine son yıllarda bende rahatsızlık yaratan diğer bir konuda, örgütün ona olan yaklaşımıydı. Katıldığım ilk yıllarda, çok fazla örgüt bilincim olmadığı için onu sorgulama düzeyim çok gelişmemişti. Fakat sonraki yıllarda, birçok konuda bilinç düzeyimin de gelişimi ile birlikte, onu ele alışımda gösterilen yaklaşımları daha bilinçli olarak algılamaya başladım.

Özellikle örgüt yapısının ve üst yönetimin onu tabulaştıran ve onu tabulaştırarak kendini adeta bir güce sığınma gibi yürütme yaklaşımı bende çok ciddi rahatsızlıklar yarattı. Bu durum yeni gelen yapıya olduğu gibi aşılanmakta, eski üst düzey yönetimlerde bulunan bireylerde de bunun üzerinden aslında bir tasarrufu da geliştirmektedir.

Örgüt için; şu bir gerçek ki, mevcut durumda örgütte Abdullah ÖCALAN tartışmasız her şeyi ile kabul edilen, söyledikleri herhangi bir değerlendirmeye tabi tutulmadan direk olarak uygulamaya geçilen bir pozisyon ihtiva etmekte. Şu an örgütün içinde bulunduğu siyasi ve askeri pozisyonu belirleyen de Abdullah ÖCALAN’dır. Her ne kadar avukatları ile görüşmelerde bazı kararları örgüte bırakıyor gibi görünse de, işin özünde her şeyi belirleyen odur. Yanlış olsa dahi buna açık açık karşı çıkacak hiçbir örgüt mensubu da yoktur. Çünkü Abdullah ÖCALAN dokunulamaz bir tabudur.

Durum böyle olsa da, özellikle Cemil BAYIK, Murat KARAYILAN, Duran KALKAN, Mustafa KARASU ve Ali Haydar KAYTAN gibi mevcut üst düzey yönetimde olanlar, bu gerçeklik üzerinden kendilerine örgüt içerisinde daha fazla otorite, güç kazanma ve bu gücü muhafaza etme yaklaşımındadırlar. Örgüt yapısı da oldukça yeni ve bilinçsiz olduğu için Abdullah ÖCALAN gerçeğine duygusal yaklaşmakta ve İmralı sürecinde yaşadığı sözde zorlanmaları dile getirdiğinde, onun için intihar eylem önerileri dahi geliştirilmektedir. Yine bir kesim eski yapıda ise, ifade edilememekle birlikte, artık eskisi gibi onu tabu olarak ele alan bağlılık düzeyi kalmamıştır.

Abdullah ÖCALAN’ın varlığının örgütün devamı için ne kadar gerekli olduğu konusuna gelince; elbette varlığı örgütün de devamını sağlayacaktır. Abdullah ÖCALAN’ın yakalanma süreci örgütte ciddi bir sarsıntı yarattı ve kopuşları da beraberinde getirdi. Abdullah ÖCALAN’ın varlığının olmaması ya da bir şekilde ömrünü tamamlaması neticesinde, örgüt kesinlikle dağılma ile yüz yüze gelecektir. Çünkü örgütteki bütün dengeler Abdullah ÖCALAN’a göredir. Onun olmayışı, örgütte adeta bir iç deprem etkisi yaratacaktır.

SORU: Örgütün genel yapısı ve son durumu ile ilgili neler söyleyebilirsiniz?

CEVAP: Ben bu sorunun cevabında, örgüt yapısının objektif olarak ele alınmasını önemli görüyorum. Çünkü sonuçta örgüt yapısı örgütün geleceğini tayin edecek en temel faktördür. Son katılımlar duygusal katılımlar olup, bu kişilerin büyük bir çoğunluğu herhangi bir alt yapıya sahip değillerdir. Katılımları güçlü temellere de oturmamaktadır. Nitelik düzeyleri çok zayıf, fiziksel anlamda da birçoğunda rahatsızlıklar bulunmaktadır. Bu yapı gerçeği uzun vadede örgütte tutunabilecek bir yapı değildir.

Örneğin 1990 katılımları gibi bir niteliğe sahip değillerdir. 1990 katılımlarında da şimdi ciddi bir çözülme bulunmaktadır. Örgütün bu belirttiğimiz 1990 katılımları ise, önemli oranda Abdullah ÖCALAN’ın eğitimlerinden geçmiş olsa da, yine önemli bir savaş tecrübesine ve örgüte gelirken belli bir alt yapıya sahip bulunsalar da, gelinen aşamada ciddi bir inançsızlık ve karamsarlık yaşamaktadırlar ve örgüt genelinde ruhsal bir çöküntü hakimdir. Bu nedenle kaçışlar bu kesimde başlamış ve halen de devam etmektedir. Bu yapı gerçeğinde bir çözülme söz konusudur. Savaşa karşıtlık yoğundur. Bu durum resmi ortamda asla dile getirilemez. Ancak bir an önce bir çözümün gelişmesi beklentisi söz konusudur. Her ne kadar resmi örgüt ağzı çözüm için belli kıstaslar (Abdullah ÖCALAN’ın özgürlüğü, genel af, siyasal yaşam vb.) öne sürse de, yapı nezdinde, özellikle 1990 katılımlarında, bu kıstaslar hiçbir şekilde esas değildir. “Çözüm Olsun da Nasıl Olursa Olsun” yaklaşımı hakimdir.

Hatta örgüt içerisinde “Çözüm Olsun da Birbirimizden Kurtulalım” şeklinde, esasında gerçek duyguları ifade eden bir espri bile vardır. Çünkü mevcut haliyle örgüt içerisinde aşırı gelişen iç politika, herkes de bir bıkkınlık yaratmış, örgüt içerisinde her şeyin boş olduğu, bir takım dengelere göre işlerin yürütüldüğü açık seçik bilinmesi söz konusudur. Bundan dolayı örgütten kaçış eğilimi güçlü olmakla birlikte, gidilecek yer konusunda yaşanılan kaygılar, bireylerin kaçış teşebbüsünü engellemekte / geciktirmektedir.

SORU: Örgüt içi dengeler hakkında neler söylersiniz?

CEVAP: Örgüt içerisinde esas itibariyle birçok denge bulunmaktadır. Çünkü örgüt ortamı, bileşim itibariyle, birçok kesimden bireyi içinde barındırmaktadır. Bölgelere, şehirlere, parçalara, mezheplere, cinsiyete göre hatta genç ve yaşlılığa göre, yine eski ve yeni olma durumuna göre, birçok denge örgüt içerisinde dikkate alınmaktadır.

Bunun yanı sıra ilişkilerdeki siyasal içeriğe göre de dengeler oluşmaktadır. Tüm bu dengelerin odak merkezi Abdullah ÖCALAN’ın kendisidir. Her birey; konumu, yetkisi, nereli olduğunu bile Abdullah ÖCALAN’a göre ayarlamaktadır. Çünkü bu denge esas alınmadığı takdirde, bireyin örgüt içerisinde kalma veya ilerleme olasılığı ortadan kalkar.

Bunun dışında Abdullah ÖCALAN’dan sonra, genel belirgin kişiliklerin de örgüt ortamında oluşturduğu dengeler bulunmaktadır. Mevcut hali ile Abdullah ÖCALAN İmralı’da fakat Murat KARAYILAN, Cemil BAYIK, Duran KALKAN gibi üst düzey yönetimde bulunanlar örgütün somut yürütenleridir. Bundan dolayı genel anlamda denge merkezi Abdullah ÖCALAN olmakla beraber, pratik anlamda dengeler bu üst düzey yönetimlere göre ayarlanmaktadır. Örneğin, Murat KARAYILAN ile arası açılan bir örgüt üyesi kolay kolay doğal bir terfilendirme düzenleme sürecinden geçemez. Mutlaka bir yerde onun engeline takılır.

Böyle bir durum Cemil BAYIK açısından da çok daha fazla geçerlidir. Bizde espri düzeyinde şöyle denirdi: “CUMA arkadaşın iki listesi var, bir siyah liste, bir beyaz liste, siyah listeye girmişsen hayatın yandı, beyaz listede isen, yanlış da yapsan sen doğrusundur.” Bu üst düzey bireyler, örgüt içinde sürekli kendi kadrosunu oluşturmayı hedeflemektedirler. Üst düzey yönetimde bulunan şahıslar arasında da, her ne kadar iyi anlaşıyormuş gibi görünseler de, kendi aralarında dengelere dayalı ilişkiler bulunmaktadır.

Aslında her biri örgüt içinde güç olma arayışındadır ve aralarında açık vermemekle beraber çok ciddi bir iktidar savaşı vardır. Her biri güce oynamaktadır. Adeta aralarında örgüt yapısı en fazla kime bağlıdır yarışı vardır. Fakat şuna çok dikkat edilmesi söz konusudur ki, asla kendilerini Abdullah ÖCALAN ile kıyaslama hatasına düşmezler. Her biri kendisini Abdullah ÖCALAN’a en bağlı olarak gösterir ve bunun üzerinden kendisini güçlü kılarak alta doğru denge oluşturur.

BOTAN EYALET kadrolarının tamamı Murat KARAYILAN’ın asıl kadrolarıdır. Bunun dışında da genel örgüt yapısını kendi kadrosu yapma anlayışı hakimdir. Kendi kadrolarını oluşturma anlayışı ince politikalarla yürütülmektedir. Üst yönetimlerde açığa çıkan bu durum alta doğruda yansımaktadır. İşte örgüt içerisindeki iç siyaset dediğimiz, iktidar savaşı dediğimiz gerçeklik, en üstten en alta doğru zincirleme devam etmekte ve dengeler de buna göre oluşmaktadır.

Yine BAHOZ ERDAL bir Suriyeli olarak, Suriye Kürtleri üzerinde ciddi bir denge oluşturur. Bunun üzerinden de kendisini hakim kılar. Bu konuda Kuzeyli, Güneyli diye bölgelere dayalı denge oluşturma durumu da örgüt içerisinde çok hakimdir. Örgüt her ne kadar ulusal bir hava çizse de, yerelciliğe dayalı anlayışlar örgütte çok hakimdir. Örneğin, Mardinli bir kişiye bir yönelim olduğunda, hiçbir ölçü tanımadan tüm Mardinli örgüt mensupları birlikte hareket ederler.

Diğer yandan, önemli bir başka husus da, Osman ÖCALAN’ın grubunun örgütten ayrılmasından sonra, mevcut örgüt yönetimi içinde, şu anda öne çıkan ya da ayrı duran herhangi bir üst yönetim bulunmamaktadır. Genel anlamda birbirini dengeleyen bir hava hakimdir. Bu hava altında bu iç iktidar savaşına rağmen, Abdullah ÖCALAN’ın ekseni etrafında herkes birlikte hareket etmektedir.

HPG sorumlusu BAHOZ ERDAL, örgütün genel yapısı içinde, Suriyeliler dışında hiç kimse tarafından sevilmez. Ancak bu konumda bulunmasının temel nedeni, 2004 yılında yaşanan ayrışmanın getirdiği lider kadro boşluğudur.

Örgüt içerisinde gücünü koruyan ve önümüzdeki dönem daha üst konuma gelecek yöneticiler ile muhtemel güç kaybına uğrayacak yönetim kadroları hakkında bir değerlendirme yapacak olursak; örgüt içerisinde Cemil BAYIK, Murat KARAYILAN, Mustafa KARASU ve Ali Haydar KAYTAN gücünü halen korumaktadırlar ve uzun dönemde de koruyacaklardır.

1- BOZAN; Şanlıurfalıdır. Cezaevi çıkışlıdır. Şu an KKK Başkanlığında yer almakta ve örgüt yapısı onu çok fazla tanımamakta, ancak yukarıdaki isimler tarafından yoğun destek gören bir bireydir. Bundan dolayı önümüzdeki dönemde de konumunu koruyacaktır.

2- RÜSTEM KUBANİ; Suriyelidir. KKK yürütme konseyinde yer alır. Aynı zamanda sağlık komitesinden de sorumludur. Üst yönetime karşı çıkışları olmasına rağmen, yapı tarafından çok sevilir.

3- ŞAHİN KUBANİ; Suriyelidir. KKK yürütme konseyinde yer alır: Bu da üst yönetimde tam onay görmemekle birlikte, örgüt yapısı tarafından çok sevilir ve tutulur. Aynı zamanda Abdullah ÖCALAN tarafından da sevilir. Bir ayağı protezdir.

4- ATAKAN; Tuncelilidir. KKK Yürütme konseyinde yer alır. Aydın bir yapılanmaya sahiptir. Geçmiş dönemde DERSİM’deki pratik tecrübesi de çok iyidir. Son dönemde HPG’ye geçme önerisinde çok ısrarlıdır. Mevcut durumda, Türkiye çalışmalarından sorumludur.

5- KASIM; Kahramanmaraşlıdır. Murat KARAYILAN’ın yanında, onun diplomatik görüşmelerinde, basın çalışmalarında bulunur. Bir tür danışmandır. Bütün yapılan çalışmalardan haberdardır. İlginç olan ise, onun herhangi bir yetkisi ve aktif bir görevi de yoktur. Geçmişte Kahramanmaraş tarafında TERZİ CEMAL ile birlikte, pratikte bulunmuştur.

6- SOZDAR Nuriye KESPİR; Kadın toplantı ile KKK başkanlığında görevlendirilir. Genelde çok güven duyulan bir duruşu vardır. Gelecekte de pozisyonunu koruyacaktır.

7- MİZGİN AMED; Diyarbakırlıdır. Kadın toplantısı ile o da KKK yürütme konseyi başkanlığında görevlendirilir. Pasif bir duruşu olmakla beraber, güven duyulan bir kişiliktir. Gelecekte de pozisyonunu koruyacaktır.

8- ASYA DENİZ; Eskişehirlidir. KKK yürütme konseyinde yer alır. Şu an Avrupa koordinesindedir. Kadın yönetimi ile iç çelişkileri olsa da, üst yönetim tarafından tutulmaktadır ve gelecekte de pozisyonunu koruyacaktır.

9- NEVRUZ BATMAN; Batmanlıdır. KKK yürütme konseyinde yer alır. Her yönü ile aşırı politize olmuş duruşu vardır. Bu ise yönetim içinde ve yapıda rahatsızlık yaratmaktadır. Bu durumunda dolayı, gelecekte bu görevinden düşmesi söz konusu olabilir.

10- ZAHO; Suriyeli kadın örgüt mensubudur. KKK yürütme konseyinde yer alır, son dönemde üst yönetim ve kadın yapısı tarafından ciddi olarak eleştirilir. Görev durumu ileride azalabilir.

HPG Açısından; önümüzdeki dönemlerde bir konferans gündemdedir. Bu konferansta, HPG üst komutanlığı seçimi olacaktır. Şimdiden kimin belirleneceği iç tartışmaları gündemdedir. Şu anda genişletilmiş meclis toplantıları yapılmaktadır. Bu toplantılarda dengeler şekillenebilir ve bu konferansta daha da somutlaşır. HPG üst yönetimi içerisinde ciddi bir iç çelişki ve birbirinden rahatsızlık söz konusudur. Önümüzdeki dönemde Kuzeyden Güneye geçen / geçecek yönetimler, ana karargâh zemininde görevlendirileceklerdir.

1- BAHOZ ERDAL; Halen HPG genel komutanıdır. Kendisine yönelik çok ciddi eleştiriler ve rahatsızlıklar vardır. Bunun nedeni ise bireyci oluşu, kollektif olmaması, eleştiriye kapalı olması, sorunlara çözümleyici yaklaşmaması ve kapsayıcı olmamasıdır. Bu rahatsızlıklara rağmen, üst yönetim tarafından tutulmaktadır. Ancak HPG yönetiminden gelen rahatsızlıkları üst yönetim dikkate alabilir. Yerine tartışılan isimlerden en güçlü aday ABBAS Duran KALKAN’dır. Bu isimden başka ayrıca somut tartışılan bir ikinci isim yoktur. Çünkü diğer HPG yönetim üyeleri, HPG’yi yönetme konusunda gerekli kapasiteye sahip olmadıkları gibi hakim görüş vardır.

2- APE HÜS; Mevcut durumda HPG ana karargâh yönetimindedir. Son toplantıda BAHOZ ERDAL ile çelişkileri yaşandı. BAHOZ ERDAL’a yapılan eleştirilerde, kendisi de aktif olarak yer aldı. Yaş konumu itibariyle, siyasal çalışmalara geçme ihtimali vardır.

3- DOKTOR ALİ; Bingöllüdür. Şu an Botan Saha Komutanıdır. Yapılan HPG’nin meclis toplantısında; özellikle, Duran KALKAN’dan liberal çizgisinden kaynaklı ciddi eleştiriler aldı. Ancak yapı tarafından çok sevilir. İlerideki konumunu mevcut dengelerden ve BOTAN’da oluşundan kaynaklı olarak korunacak gibi gözükmektedir.

4- RUBAR ÇELE; Hakkâri, Çukurcalıdır. Şu an ZAĞROS Eyalet Koordinatörüdür. Üst yönetim tarafından tutulur. Yapı tarafından sevilir. Fakat örgüt içindeki çizgisi tutarsızdır. İlkeli bir duruşu yoktur. Kendi çıkarlarını esas alır. Konumu çok fazla değişmez.

5- SOFİ NURETTİN; Suriyelidir. Şu an AMED Saha Koordinatörüdür. Yapı tarafından sevilir. Üzerine ciddi bir eleştiri yoktur. İleride de mevcut konumunu korur.

6-SABRİ; Van Başkalelidir. En son DERSİM Eyalet Koordinatörüdür. Dar ve köylü yönleri öndedir. DERSİM’de uzun süre kalışı önemsendiği için, ileride de konumunu korur.

7- BAWER DERSİM; Tuncelilidir. Şu an yeni DERSİM Eyalet Koordinatörüdür. Yapı tarafından sevilir. Üst yönetim tarafından da tutulur. Mevcut konumunu ileride de korur.

8- AMED MALAZGİRT; Muş Malazgirtlidir. HPG içerisinde kolay kolay her şeyi kabul etmeyen duruşu ile eleştirilir. Üst yönetim tarafından tutulur. Yapı tarafından sevilir. İleride konumunu korur.

9- REŞİT; Şırnaklıdır. BOTAN kadrosudur. Köylü ve dar düşünceli olmasına rağmen, üst yönetim tarafından tutulur ve ileride de konumunu koruması söz konusudur.

10- SEVKAN; Tuncelilidir. Şu an AMANOS Eyalet Koordinatörüdür. Eyaletteki eylemsizlik durumu eleştiri konusu olsa da, gelecekte gelişmeye adaydır.

11- HAKİ AMED; Diyarbakırlıdır. Uzun süredir özel kuvvetler yönetiminde yer alır. Çalışmasında yetkindir, ileride konumunu korur. Yapılan toplantılarda, özel kuvvetlere gelen eleştiriler karşısında, toplantı ortamını tehdit eder bir tavırla “Herkes bilsin biz bir gücüz” şeklinde kendisinden beklenilmeyen bir tarz ile konuşması vardır. İleride de konumunu korur.

12- SİDAR MALAZGİRT; Muş Malazgirtlidir. Şu an SERHAT Eyalet Koordinatörüdür. Duruşuna yönelik belli kaygılar olsa da, SERHAT Eyaletini iyi tanıması ve bu eyalete kendini aday göstermesi dikkate alınırsa, gelecekte de konumunu koruyacaktır.

13- ADIL BILIGI; Şırnaklıdır. BOTAN saha yönetiminde yer alır. Geçmiş dönemde özellikle ZAĞROS eyalet pratiğine ciddi eleştiriler gelmiş, HPG konferansında konsey görevinden düşürülmüştür. Ancak üst yönetimin onu tutması, kısa zamanda tekrar yetki almada o düzeyde görevlendirilmesini getirmiştir. Yapı tarafından sevilmez. Eski savaş pratiğinde Abdullah ÖCALAN tarafından kadro yaklaşımı kast edilerek “Ölüm makinesi” olarak tanımlanır.

14- FAZIL; Şırnaklıdır. Şu an GARE sorumlusudur. Üst yönetim tarafından, tam puan ile onay alır. Köylü kökenlidir. Ciddi sağlık sorunları vardır. Konumunu korumakla birlikte, KKK’ye geçme ihtimali de vardır.

15- ŞAFAK MALAZGİRT; Muş Malazgirtlidir. Şu an HPG, YJA STAR genel komutanıdır. Kısa zamanda HPG içerisindeki boşluklardan dolayı çabuk yükselmiştir. Genel yönetim ve kadın yönetiminin önemli bir kısmı tarafından sevilmez. Ancak politik duruşu, pozisyonunu korumada belirleyicidir.

16- BERİTAN DERSİM -Layika GÜLTEKİN-, Tuncelilidir. HPG YJA STAR genel komutanlığından istifa etmiştir. İstifa gerekçelerini net ortaya koymadı. Mevcut başlayan meclis toplantısında durumun netleştirilmesi kararı alınmıştır. Belli bir kapasitesi vardır fakat katılımda istikrarsızdır. Üst yönetim tarafından tutulur, belli bir kesim / yapı tarafından sevilir.

17- DİCLE ANDOK –Gülşen- Malatyalıdır. BOTAN Sahası YJA STAR sorumlusudur ve halen de bu sahadadır. Uzun bir süre GULAN Filiz YERLİKAYA’nın boğularak öldürülme olayında sorumlu tutulmuştur. Ancak bu olay örgütün denetimine bırakıldığı için bir sonuca gidilememiştir. Genel yapı ve yönetim tarafından fazla sevilmez. Üst yönetimde Duran KALKAN tarafından tutulur. BOTAN’da bulunması konumunu korur.

SORU: Örgüt içinde yaşanılan iç çatışmalar ve çelişkiler söz konusu mudur?

CEVAP: Botan ve Zağros kadroları gibi örgüt içi çatışmalar ile ilgili olarak şunları söylemek isterim; BOTAN – ZAĞROS çelişkisi, öteden beri örgüt içerisinde süre gelen ve üst yönetimin öncülük yaptığı ve yapının da dahil olduğu bir çelişkidir.

BOTAN ve ZAĞROS örgütün ilk kurulan eyaletlerindendir. Bilindiği gibi, Murat KARAYILAN, BOTAN eyalet koordinesi, NASIR’da ZAĞROS eyalet koordinesi olarak uzun yıllar görev aldılar. BOTAN’lılar, köylü kökenlidirler ve kendilerini örgüte en yakın hisseden konumlarınedeniyle, kendilerine örgüt içinde temel bir rol biçmektedirler. ZAĞROS’lular ise BOTAN’ın bu köylü gerçeğini benimsemeyen, daha çok küçük burjuva eğilimi gösteren bir yapı içerisinde bulunmaktadır.

ZAĞROS gerçeği coğrafyadan da kaynaklı; çok asi, herkesi kabul etmeyen ölçülere sahiptir. Örgütün birçok yönetimi, ZAĞROS’ta ciddi anlamda zorlanır. Duran KALKAN, Murat KARAYILAN, EKREM, BOTAN, FERHAT bu gerçeklik karşısında zorlanan örgüt mensuplarıdır. Zorlanmalarını bireyselleştirerek ZAĞROS kadrolarını ve NASIR’u örgüt içerisinde bilinçli olarak tartışma konumuna getirirler. Bu durum NASIR’da ve ZAĞROS kadrolarında ciddi rahatsızlık yaratır. Bu ise daha fazla dışa karşı bütünleşmeyi getirir.

Abdullah ÖCALAN’ın 1999 yılında yakalanmasından sonra bu çelişkiler daha da fazla öne çıkar. Murat KARAYILAN, Osman ÖCALAN, Duran KALKAN, Cemil BAYIK, NASIR’u ve ZAĞROS kadrolarını kendileri açısından tehlike gördüler. Çünkü örgüt içerisinde yapılanmayı tartışmaya açan ve eleştiriye tabi tutan ZAĞROS kadrolarıdır. Diğer eyalet kadroları ise mevcut olana tabidirler.

Bundan dolayı, 2000 yılından itibaren NASIR ve ZAĞROS kadroları hedef haline getirildi. Bir diğer anlatımla; “bizim mevcut düzenimizi bunlar bozar” yaklaşımı ile değişik politikalar izlenilir. NASIR 2000 yılında, örgütte bilinen üst yönetimlerin kendini tabulaştıran, kendilerini örgüt yerine koyan yaklaşımlarını açıktan eleştirir ve bunun sonucu NASIR’ın tutuklanması olur. NASIR açlık grevine girer. Bu durumdan da bütün ZAĞROS kadroları çok etkilenir ve NASIR’ı desteklerler.

2002 yılında NASIR hakkında, konsey içerisinde gizli tutulma şartıyla, öldürülme kararı alınır. Bu kararın hemen ardından özel kuvvetler içerisinde, NASIR tutuklu iken, nöbetçisi tarafından çatışma süsü verilerek öldürülür. Gerekçe olarak da, buraya bir grup geldi ve NASIR’ı almak istedi. Nöbetçide NASIR’ı vurdu şeklinde dışarıya yansıtılır.

RUBAR ÇELE ve AMED MALAZGİRT “NASIR’ı alacak birileri varsa onlarda biziz, biz gitmediğimize göre, onun vurulması bir komplodur” şeklinde gayri resmi ortamlarda görüşlerini dile getirmektedir. NASIR’ın vurulduğu 2002 yılından itibaren, yine aynı yıl ZAĞROS’un önde gelen kadrolarından HARUN MALAZGİRT’in vurulmasından sonra, ZAĞROS kadroları önemli oranda örgütten kaçar. Halen de bu kaçışlar devam etmektedir.

Aynı çizgide yer alan o dönemin ZAĞROS kadroları olan, AMED, AHMET RUBAR ve RUBAR ÇELE gibi isimlerin de önümüzdeki dönemlerde, bir şekilde infaza dahil edilerek tasfiye edilmeleri sanki söz konusu olacaktır.

Kısacası NASIR ile başlayan süreç, savaşa karşıtlık hususlarını ortaya çıkarmaktadır ki, bu tartışmalar örgüt yapısı gereği ince bir çizgide yürümektedir. Yukarıda sayılan isimler başta olmak üzere, bir çok eski kadro, teslim olmalarından sonra, hukuki süreçte kendilerine bundan sonraki yaşamlarının bütünün cezaevinde geçirmeyeceklerine inanacakları bir af yasası, çok önemli kadroları örgütten ayıracak ve buna bağlı olarak örgütten çok büyük kopuşlara neden olacaktır. Böyle bir durum ise, esasında örgütü çok küçük bir mikro örgüt haline getirecek ve tehdit olmaktan da çıkaracaktır veya örgütün başkanlık konseyi ve kurucularını muaf tutacak bir afta aynı işlevi fazlasıyla görecektir.

Çok çok önemli konulara ve isimlere parmak bastığımız bu söyleşinin, tekrar tekrar okunulmasını önemle tavsiye edersem haksız sayılmam, değil mi?

Selam ve dostlukla!..

06.09.11




BU YAZI HAKKINDA YAPILAN YORUMLAR

Hiç yorum yok: