‘CEMAAT CAMİDE’ DİYEN DE ‘CAMİA’YA ‘CEMAAT’ DİYEN DE NASIL BİR SENDROM İÇİNDEDİR? – ÖNDER AYTAÇ
‘CEMAAT CAMİDE’ DİYEN DE ‘CAMİA’YA ‘CEMAAT’ DİYEN DE NASIL BİR SENDROM İÇİNDEDİR?
17.NİSAN.2013
ÖNDER AYTAÇ
Vakti olmayanlar ve yazdıklarımızı
sonuna kadar okuyamayacaklar için, makalenin bitişinde söylememiz
gerekenleri biz en baştan söyleyelim. Şöyle ki;
GİRİŞ
1. İshak Alaton’dan Üzeyir
Garih’e, Can Paker’den Mustafa Koç’a, Murat Ülker’den Allah rahmet
eylesin Vatikan Temsilcisi Moroviç’e kadar pek çok insan tarafından
hüsnü kabul gösterilen ve 170 ülkede faaliyet içinde bulunan bu hareket
bir cemaat nitelendirilmesine sıkıştırılamayacak kadar büyüktür ve artık
kelimenin tam anlamıyla da bir camiadır…
2. Bu bağlamda BBP’de, MHP’de,
Nakşiler’de, Süleyman Efendi’nin talebeleri de, Osman Nuri Topbaş
Hocam’ın yapılanması da ve hatta’ milli görüş’ hareketleri de bir
anlamda ‘cemaat’ hareketleridir. Ama hala toplumun bütün farklı
kesimlerince kabul görmüş olan ‘camia’ olamamışlardır. Fakat umudumuz o
dur ki inşallah ileride olurlar…
3. Son milletvekilleri seçimine
kadar AKP’de cemaat gibi hareket eden ve Türkiye’nin partisi ol(a)mayan
bir yapı içindeydi. Ancak son seçimler ile –biraz da
alternatifsizliğinin verdiği şımarıklıkla- camia olmaya doğru yöneldi.
Ancak daha önceden oy bağlamında camia olmaya doğru adım atan ve
sonrasında da çok ciddi hezimet yaşayan; AP, DYP ve ANAP örneklemeleri
de sanki akıllardan asla çıkarılmamalıdır.
4. Her kim ki Gülen hareketini
hala ‘cemaat’ kavramının içine sıkıştırmaya / hapsetmeye çalışmakta,
bilin ki bunu yapanlar kendisini –bu Sn. Başbakan bile olsa- cemaat
lideri gibi görme sendromu içinde olan talihsiz kişilerdir. Bu bağlamda
Sn. Başbakan’ın ağzını doldurarak ‘cemaat camide’ söylemi de es
geçilmemesi gereken önemli bir noktadır. Evet ‘cemaat camidedir’, camia ise nerede ise artık her yerdedir. Ve
hatta o kadar her yerdedir ki AKP iktidarı bugün muktedir olabilmişse,
bunu camianın kadrolarının kendilerine kayıtsız şartsız hizmet etmiş
olmalarına borçludur. Aksi halde kolaylıkla 2. Erbakan Hadisesi ya da 2.
28 Şubat Post-Modern Darbesi süreci yaşanıyor olabilirdi de
denilebilir…
5. Kanımızca ak(ıl)lı olan, onlara karşı
cephe almak yerine, onlarla birlikte hareket etmek ve
‘kazan-kazan-kazandır’ yaklaşımı ile yola devam etmek şeklinde adımlar
atmalıdır.
6. Son olarak Fethullah Gülen ile
özdeşleştirilen camianın başkaları gibi asla ve asla dünyaya yönelik
bir talepleri olmamakta, yapılan iş peygamber mesleği olarak görüldüğü
için, onun yerini tutacak hiçbir görevin –belediye başkanlığı,
milletvekilliği, bakanlık, başbakanlık, cumhurbaşkanlığı bile olsa-
olmadığına ve onun yerini tutacağına inanılmamaktadır. Bir diğer
anlatımla, partililerin düşündüğü kendi karlılık oranında bir azalma
olacağı düşüncesi, camianın asla düşünmediği ve tenezzül bile etmeyeceği
bir olgudur.
Yukarıdaki değerlendirmelerimizden
sonra Hürriyet’ten Hadi Uluengin’in ve Zaman’dan Ekrem Dumanlı’nın
yazdıkları bağlamında ‘camia’ ve ‘cemaat’ bilgilendirmelerine göz
gezdirmekte yarar vardır.
HADİ ULUENGİN
‘…PENNSYLVANIA’daki kanaat önderinin
manevi ve fikri kişiliği etrafında birleşen geniş kitleler acaba genelde
dil pelesengi edildiği gibi “cemaat” özelliği mi yansıtıyorlar? Yoksa
aksine, “camia” kelimesini kullanmak daha mı uygun düşüyor?
Ben bu sonuncu tanımın doğru olduğuna inanıyorum…’ diyen Hadi Uluengin 2 farklı yazısının devamında da özetle;
Ben bu sonuncu tanımın doğru olduğuna inanıyorum…’ diyen Hadi Uluengin 2 farklı yazısının devamında da özetle;
1. …“Cemaat” sözcüğüyle önce
zamanda ve mekânda belirli bir sınır çiziyoruz. Sonra kuralların var
olduğunu çağrıştırıyoruz. Nihayetinde de sayıyı ve halkayı nispeten
daraltıyoruz…’
2. …Zaten illâ uhrevi anlam ifade
etmeyen “camia” sözcüğü “cemaat” kelimesine oranla hem sayıda çoğulluk,
hem de yelpazede çoğulculuk içerir…’
3. ‘…Fethullah Gülen
Hocaefendi’nin manevi önderliğini yine manen benimsemek; hatta belki
yalnız barıştırıcı ve uzlaştırıcı söylemine sempati duymak olan geniş
kitleler de bugün artık “cemaat” olarak adlandırılamaz.
Hem artı ve eksileri, hem de erdem ve zaaflarıyla bütün sosyal ve organik özelliklerini yansıttığı içindir ki, Gülen hareketi şimdi ancak geniş bir “camia” kelimesiyle tanımlanabilir…’
Hem artı ve eksileri, hem de erdem ve zaaflarıyla bütün sosyal ve organik özelliklerini yansıttığı içindir ki, Gülen hareketi şimdi ancak geniş bir “camia” kelimesiyle tanımlanabilir…’
4. …‘camia’, mensuplarını tek bir
ortak paydada birleştiren; fakat onun dışında, grup üyelerinin homojen
bütünlükten ziyade heterojen farklılıklar sergilediği geniş ve esnek bir
yapıdır…’ demektedir.
EKREM DUMANLI
Ekrem Dumanlı da yazdığı makalesinde
Hadi Uluengin’in yaklaşımına benzer bir söylem ile başlamakta ve;
‘…Fethullah Gülen Hocaefendi’den ilham alarak hizmet eden, o hizmetlere
fiilen ya da ruhen destek verenlere cemaat demek büyük haksızlık. Hem o
geniş kitleyi daraltıyor hem de toplumun bütün katmanlarında var olan
vicdanî oluşumu görmezden geliyor. Bahsi geçen topluluğa “cemaat” demek
yanlış. Olsa olsa “camia” demek gerekiyor…’ haklı değerlendirmesinde
bulunmakta ve devamında da ‘camia’ ile ‘cemaat’ arasındaki farklılaşmayı
da maddeler halinde şöyle ifade etmektedir;
1. Gönüllüler hareketi, dar bir
kitle ya da dışa kapalı bir zümre değildir. Toplumun ta kendisidir. Ne
yazık ki insanlara “cemaat” diyerek onları marjinalize etmek isteyenler
çoğunlukla dar bir zümredir ve “cemaat” nitelemesi onlara daha çok
yakışmaktadır. Camia, toplumun genelinde hüsnü kabul gören yapıdır. Bu
nedenle her siyasî gruptan, her sosyal zümreden destekçisi
bulunmaktadır. Yeryüzünün bütün kültürleriyle diyalog haline geçmiş,
sahip olduğu insanî değerlerle her kesimin gönlünde sempati uyandırmış
bir kitle, dar manasıyla “cemaat” değil, kuşatıcı ve kucaklayıcı
yapısıyla bir “camia”dır ve onun merkez üssü ma’şeri vicdandır. O
vicdana kulak vermeyenler, “cemaatin gücü”nü Kaf Dağı’nın eteklerinde
arıyorlar. Nafile bir arayış o.
2. Cemaat diye bahsedilen
kitlenin içinde Türkiye’nin her kesiminden, en eğitimli insanları da
bulunmaktadır. Doktor, mühendis, asker, gazeteci, öğretmen, esnaf,
savcı, emniyetçi, iş adamları… Her meslek grubundan insanın “hizmet”e
değer vermesi, ona belli bir oranda sahip çıkması onları “cemaat üyesi”
yapmaz. İnsanların mesleklerini icra ederken verdiği kararlar ile ne
“cemaat”in ilgisi vardır ne camianın. Emir-komuta zincirine bağlı
olmayan bu topluluğun paylaşım alanı engin bir ufku, zengin bir çalışma
sahasını işaretlemektedir. Bu sivil yapıya ne zorla üye olunur; ne de
istifa dilekçesiyle yollar ayrılır. Gönül bağına çizilecek bir hudut
daha keşfedilmedi; hiçbir zaman keşfedilemeyecek.
3. Camia’nın kapısı herkese
açıktır. Hatta camianın aktif destekçileri onlarca yıldır anlamsız bir
şekilde düşmanlık yapanlarla bile diyaloğa girmekten çekinmez. Diyaloğu
oportünist bir yaklaşımla çıkar gözeterek yapmaz. Samimidir. İnsanların
makul eleştirilerinin olabileceğini ta baştan kabul etmiştir. Hatta bir
kısım yanlış anlamalardan bizzat kendilerinin sorumlu olabileceğini de
düşünür. Yapılan tenkitleri ortak akıl vasıtasıyla değerlendirir, aynaya
bakmaktan korkmaz ve her şeye rağmen hiçbir ferde ya da gruba karşı
iletişim yollarını tıkamaz. Siz gönlü bu kadar geniş, tahammül gücü bu
kadar derin bir topluluğa “cemaat” deyip marjinal bir grup muamelesi
yaparsanız camia sizi inandırıcı bulmaz.
4. Camia, her siyasî eğilime
saygıyla bakar. Onun savunduğu ilkeler ‘daha çok demokrasi’, ‘daha çok
özgürlük’, ‘daha çok şeffaflık’tır. Sivil toplum şuuru ile anti
demokratik bütün oluşumlara karşı onurlu bir duruş sergiler. Bu çerçeve
camiayı bazen bir partiye yakın gösterirken bir diğerinden de
uzaklaştırır. Bu, mutlak bir angajman değil; temel hak ve özgürlükleri
garanti altına alan ufuk birliğinin tabii bir sonucudur. Yakınlaşma ve
uzaklaşma sürecinde bile blok halde bir yapıya eklemlenme söz konusu
olamaz. Tam da bu nedenle her siyasî partiden (miktarı değişken de olsa)
sempatizanı vardır ve olmalıdır da.
5. Camia’nın hizmet felsefesi
“müspet hareket etmek” üzerine kuruludur. Asla hiçbir kimse için kötülük
beslemez, intikam duygusu taşımaz. Hukuka saygılıdır, demokrasinin en
güçlü destekçisidir. Kırıp dökmek, acıtıp incitmek, kendisine karşı
yapılanlara misliyle cevap vermek gibi bir üslubu ve yaklaşımı yoktur.
Onun muhalefet anlayışı Soğuk Savaş döneminden kalma yıkıcı, bölücü,
ayrıştırıcı, incitici karşıtlık üzerine kurulu değildir. “Şöyle yapılsa
daha iyi olur”, “Şu şekilde hareket edilse daha isabetli hareket edilmiş
olur” gibi yol gösterici üslup nedeniyle her kesimden saygıyı hak eder;
çünkü hakperestlik ve kadirşinaslık öyle gerektirir.
6. Camia, toplumsal değişim ve
dönüşümün vicdanıdır. Tam da bu sebeple sosyal yönelişlerin paralelinde
yer almıştır hep. Statükonun ondan rahatsız olmasının sebebi, değişim ve
dönüşümün yanında yer almasındandır. Ancak değişim süreçlerinin ‘fitne’
ve ‘anarşi’den sakınarak yapılması gerektiğine inanır. Ne pahasına
olursa olsun kurulu düzeni temelden sarsma yerine; tabii bir değişimi ve
makul bir dönüşümü arzu eder. O sürece etki eden her çevreyle medenî
ilişki içindedir; ancak ibrenin daima daha katılımcı ve demokratik bir
hedefi işaretlemesi gerektiğini asla unutmaz. Bu nedenle aynı ufka
odaklanmış farklı kesimlerden çok sayıda dost, arkadaş, sempatizan
kazanır. O geniş dairenin karşıtlık üretmesine bile izin vermemek için
sosyal barışın altını her fırsatta çizer.
7. Camiayı bugünlere taşıyan
evrensel değerler olduğu kadar; o maksat uğruna gösterdiği hasbîlik,
fedakârlık, diğergamlık ve adanmışlık duygusudur. Hizmet ehli hiçbir
dünyevî beklenti içine giremez. On binlerce kilometre uzaklıktaki bir
ülkeye hizmet için gidenler de; en vitrin görevleri ifa edenler de ev
sahibi, mal mülk sahibi olmayı hedeflemez. Servet düşmanı değildirler; o
yüzden de hizmetler çok sayıda işadamı ve esnafın gönlüne taht
kurmuştur. Bu duruma rağmen bu kitlenin paradan puldan, şandan
şöhretten, makamdan mansıptan uzak yaşaması, ma’şeri vicdanda
yankılandığı için değişik kesimlerin kalbinde dalga dalga iz
bırakmaktadır. “Kendisi için yaşayan başkası için yaşayamaz”
düşüncesinin oluşturduğu samimi atmosfer binlerce defa test edilmiş; tek
işi hizmet olan gönüllüler bu çetin sınavdan alnının akıyla çıkmıştır.
8. Camianın geniş kitleler
tarafından bu kadar takdir edilmesinin bir sebebi de hem öncü fertlerin
hem de kurumsal yapılarının istiğna esasına dayanması ve tam
bağımsızlığı adeta kıskançlık seviyesinde korumasıdır. Bağımsızlığın
bedeli ağır olur çoğu zaman. Sosyal hayatta geniş yansımaları olan bir
camiayı kendisine tam teslim görmek isteyen vesayetçi güçler (bu çoğu
kez uluslararası arenaya da yansır) camianın bağımsız ve müstağni
durumundan hoşnut olmaz. Hatta rahatsız bile olurlar. Oysa camianın
herhangi bir yere dayanması sadece kendi bağımsızlığını zedelemez; aynı
zamanda dayanak noktası dışındaki sempati dairesini parçalar. Camia buna
geçit vermediği için camia olarak kalır. Bu durumdan rahatsızlık
duyanlar birbirine zıt, birbirini tekzip eden yakıştırmalarda bulunur.
Ne var ki o tip suçlamalar toplum vicdanına çarpar ve anlamsız hale
gelir.
9. Doğrudur; “cemaat” çoğu kez
“tek tip” insan yetiştirebilir; ancak camianın böyle bir lüksü yoktur.
Zaten bu kadar eğitimli ve yaygın bir kitlenin “tek tip insan” olmayı
kabullenmesi mümkün değildir. Camia içinde her tip adam bulunur.
Birbirine zıt insanların (ve kitlelerin) bir camia ile az-çok temas
halinde olması, o camianın geniş bir gök kubbe altında gayret sarf
etmesi nedeniyledir. O kucaklayıcı tavır olmasa, bu kadar değişik sosyal
yapı ve siyasi oluşum kendine bu camiada bir yer bulamaz.
10. Camia, şartlar ne kadar zor
olursa olsun, asla şiddete sıcak bakmaz. Onun gücü gönüllere hitap
etmesi, en amansız düşmanlık yapanlara bile kötülükle mukabele
etmemesidir. Kara propaganda ve komplo teorileriyle bu gerçekliği aşmaya
çalışanlar tek bir somut delil getirememiş, sadece uç iddialarda
bulunmuşlardır. Camia, barışçı ve sivil mahiyeti ile gönüllere hitap
eder. Herkesin konumuna saygı gösterir; kendi duruşunu olağanüstü
şartlarda bile bozmaz. “İncinsen de incitme” esasına bağlı bu kitle, çok
zulme maruz kalırsa (ki belli dönemlerde böyle acılar yaşanmıştır)
meseleyi Allah’a havale eder. Vicdan sahibi herkesin göklerin kapısını
zorlayacak o durumdan çok sakınması gerekir… Çatışmacı kültürden bu
kadar uzak, farklılıklara bu kadar saygılı, sosyal barışa bu kadar
tutkun bir kitlenin toplumdan kopuk ve marjinal bir yapı gibi sunulması
kasıtlı bir davranış değilse yetersiz bilginin bir sonucudur.
11. Camia, bir değerler
manzumesine gönülden sevdalıdır. Güncel olayların paletleri altında
ezilmektense; çağıyla hesaplaşmayı tercih eder. Bu tercih ortaya
konurken tahlil ve terkip yolunu seçer. Mevlânâ metoduyla pergelin bir
ucunu öz kaynaklarında sabit tutar; diğeriyle yeryüzünü dolaşır. Yani
bir yönüyle yerel, diğer yönüyle evrenseldir. Kendi değerlerinden taviz
vermeyen yapılar bazen kendi kutsalını dar bir çerçevede yorumlayabilir.
Hal böyle olunca o topluluk hem sosyal yelpazenin çok küçük bir
bölümüne hitap eder; hem de o kutsalları yaşatma ideali daha marjinal ve
sert bir söyleme dönüşebilir. Oysa bahsi geçen camia, hem kendi
kutsalını yaşamayı hem de başkalarının kutsallarına saygı duymayı
(sadece hamasî söylemlerle değil) hayatın kendi pratiğinde ispat ediyor.
Bu haliyle hem kendini marjinalize etmiyor hem de kendini karşıt
görenlerin izolasyon politikasına boyun eğmiyor.
Ekrem Dumanlı da yazdıkları ile net bir
çizgide Fethullah Gülen hareketinin ilk çıkış noktasında bir cemaat
yapılanması şeklinde / biçiminde olsa bile, daha sonraki gelişme
aşamalarında ve globalleşmesi ile doğru orantılı olarak dünyaya açılan
statüsü ile camia şekline dönüştüğünü açık ve seçik bir biçimde ifade
etmektedir.
SONUÇ
Sanıyorum ki;
1. Sn. Başbakan da milli görüş
çizgisinin cemaat yapısı içinde kalmayıp camiaya dönüştüğünü, artık
camia olan Gülen hareketine bakışı ve onlarla olan ilişkisi bağlamında
belirleyecektir.
2. Eğer Sn. Erdoğan, bir başbakan
ve devlet adamı gibi hareket etmez ve kucaklayıcı bir tavır
sergilemezse ve adeta ‘küçük olsun ama tek benim olsun’ tavrını taşıyan
cemaat liderleri gibi davranırsa, camiaya kısmen sıkıntı verse de,
siyasi arenadaki mezarlıkta, AKP’nin de kabrinin yerini –aynı AP, DYP,
ANAP gibi- şimdiden belirleyecektir.
3. Eminim ki Sn. Başbakan Hadi
Uluengin’e ve Ekrem Dumanlı’ya yukarıda sözünü ettiğimiz makaleleri
yazdıkları için çok kızmış ve hatta onları da -pek çok gazeteciye
yaptığı gibi- gazetelerinden attırıp kendi adamlarını onların yerlerine
koymak için bile çok uğraş(ma)mıştır.
4. Benim her konudaki fikrime çok değer
veren ve yazdıklarımı satır satır okuyan Sn. Başbakan, ‘camia’ ve
‘cemaat’ bağlamında ne düşündüğümü bilmek istiyorsa, makalenin
girişindeki ilk 6 maddeyi okusa yeter…
Selam ve saygılarımızla efendim!..
Twitter: @onderaytac
E-mail: dusunceatolyesitr@gmail.com
