Powered By Blogger

30 Kasım 2013 Cumartesi

Aziz Babuşcu bir şeyler söylemişti ama..

Babuşçu'dan ilginç değerlendirme

1 Nisan 2013
Babuşçu'dan ilginç değerlendirme

AK Parti İstanbul İl Başkanı Aziz Babuşcu, “Dün bizimle beraber şu ya da bu şekilde yürüyenler, yarın bizim karşımızdaki güçlerle, bu sefer paydaş olacaklar” dedi.

İstanbul Suriçi Grubu Derneği'nin Topkapı'da bir otelde düzenlediği etkinliğe onur konuğu olarak katılan Babuşcu, yaptığı konuşmada, Ak Parti'nin bugüne kadar milletle gönül bağına ihanet etmediğini, samimiyetine gölge düşürmeden millete hizmet etmeyi sürdürdüğünü kaydetti.

Terörün sonlandırılması için büyük bir gayret sarf ettiklerini belirten Babuşcu, İsrail'in özür dilemesinin de AK Parti'nin “diklenmeden dik duruşunun” sonucu olduğunu söyledi.

Aziz Babuşcu, Türkiye'de uzun yıllar, herşeyin kendine ait olduğunu düşünen, elitist, statükocu, milleti “kendisi için neyin iyi olduğunu dahi bilemeyecek şekilde değerlendiren” bir merkezin egemen olduğunu savundu.

Sivil ve askeri bürokrasi, medya ve sermaye ayakları üzerine kurulu olan bu merkezde yer alanların, “çevrenin” taleplerini bertaraf etmek adına, askeri müdahaleler, komplolar planlandığını ileri süren Babuşcu, bunun sonucunda da “çevreden” gelenlerin Türkiye'de ağır bedeller ödemek durumunda kaldığını kaydetti.

Merkezdeki güçlerin, AK Parti'yi de iktidara geldiğinden itibaren tasfiye etmeye giriştiğini bildiren Babuşcu, “Kapatma davası, 367 garabetinin bir sonucu olarak ortaya çıktı ancak millet buna izin vermedi” dedi.

Uzun yıllar merkezde yer alan güçlerin düne göre işlerinin zor olduğunu belirten Babuşcu, şöyle devam etti:
“Ancak düne göre çok daha katı ve çok daha hesaplaşmayı son çıkış noktası olarak gören bir ideolojik tavır içindeler. Bu bizim, düne nispetle çok daha kararlı ve sıkı, çok daha ilişkilerini etle kemik misali birbirine kenetleyerek yol yürümemiz gerektiği gerçeğini ortaya koyuyor. Bu ülkede biz çok şey yaptık ama yaptıklarımızı bu devletin kurumsal hafızasına yazmadığımız sürece bertaraf edilmesi çok kolaydır. 10 yıllık süreç on yılların taşıdığı bir anlayışı bertaraf edebilme anlamında çok kısa bir süreçtir. Devletin kurumsal hafızasına düşülecek notlar açısından AK Parti daha çok daha uzun süre iktidarda olmak durumundadır. Bir parti olarak değil, bu milletin aydınlık yarınlarını inşa edebilmek adına böyle olmak durumundadır.”

“İnşa dönemi onların arzu ettiği gibi olmayacak”

AK Parti'nin 10 yıllık iktidarı döneminde kendileriyle paydaş olan gruplar bulunduğunu anlatan Babuşcu, şunları söyledi:
“10 yıllık iktidar dönemimizde bizimle şu ya da bu şekilde bizimle paydaş olanlar, gelecek 10 yılda bizimle paydaş olmayacaklar. Çünkü bu geçtiğimiz 10 yıl içinde, bir tasfiye süreci ve bir tanımlama özgürlük, hukuk, adalet söylemi etrafında yaptıklarımıza paydaşlar vardı. Onlar da şu ya da bu şekilde her ne kadar bizi hazmedemeseler de; diyelim ki liberal kesimler, şu ya da bu şekilde bu süreçte bir şekilde paydaş oldular ancak gelecek inşa dönemidir. İnşa dönemi onların arzu ettiği gibi olmayacak. Dolayısıyla o paydaşlar bizimle beraber olmayacaklar. Dün bizimle beraber şu ya da bu şekilde yürüyenler, yarın bizim karşımızda olan güçlerle bu sefer paydaş olacaklar. Çünkü inşa edilecek Türkiye ve ihya edilecek gelecek onların kabulleneceği bir gelecek ve bir dönem olmayacak. Onun için işimiz çok daha zor.”

2014'te yapılacak yerel seçimleri “anahtar” seçim olarak değerlendirdiklerini ifade eden Babuşcu, “2014 merkezle çevre arasındaki mücadelenin finalidir. Kapıyı doğru açarsak arkasından gelecek cumhurbaşkanlığı, muhtemel bir anayasa referandumu ve genel seçim başarılı olacaktır. Burada AK Parti'nin şu ya da bu şekilde oy çıtasını aşağıya düşürecek oransal 1 puanlık sonuç bile siyasi anlamda ondan çok daha büyük sonuçlar doğuracaktır” diye konuştu.

YANİ DERSHANEYİ ECZAHANE MANTIĞIYLA DÖNÜŞTÜRÜLECEKMİŞ, ÖYLE Mİ?

DAHA GİRİŞTEN SAKAT BİR YAZI.

eleştireceğim yazının linki aşağıdadır. dileyen okusun.

 http://www.sabah.com.tr/Perspektif/Yazarlar/ete/2013/11/30/dershane-tartismasi-ve-cemaat
Gülen Cemaati, 'hizmet hareketi' kalıbına sığdırılamayacak ölçüde siyasi bir özneye dönüşmüş durumda
Sabah.com.tr

Sizler yazıyı okuyadurun ben eleştiriye başladım bile. bu yazıyı konu konu ele alacam.

DERSHANLER NASIL BİR KURUMDUR?

Evvela söylemem lazım yazarımız konuya hakim değil.  ilk bir kaç cümleyi eleştirelim.

"Hükümetin dershaneciliğe ilişkin bir dönüşüm projeksiyonu ve sektörün bu projeksiyona itirazları bağlamında ele alındığında, tartışmanın, birkaç yıl önce sağlık sektöründe ilaç, özel hastane veya özel doktor muayenehanelerine ilişkin dönüşüm projeksiyonlarından bir farkı yok."

ŞİMDİ değişim dönüşüm denilebilir. öncelikle dershane için ileri sürdüğü ilaç sektörü, özel muayenehane ve özel hastahanelerle ilgili reforumlar bugün geriye doğru giden reforum olma özelliğini yitirmiş alanlardır. Tam tersi yük olma durumuna geldi. Mesela ilaç yazdırma nasıl yapılıyor? En son bildiğim katkı payı ve muayene ücreti alınmakta.

aşağıda somut bir örnek

  1. şaduman emecen diyor ki:
    ben roporlu ilaç kullanıyorum bazende diğer rahtsızlıklarım için dr gidiyorum her ilaç aldığımda muayene ücreti ödüyorum birdahaki ilaç alişımda ödenmemiş diye tekrar 2 veya 3 muayene ücreti alıyorlar ödediğimi söylediğimde burada görünmüyordiye yine alıyorlar çünkü elimde ödendiğini gösteren bir belge yol en son 6_6_2012 tarihinde 4 muayene ücreti ödedim başka borcun yok dediler ama 12_7-2012 tarihinde raporlu raporsuz ilaç aldım yine 4 tane ödenmemiş ücret göründü yine ödedim .bu sorunu daima yaşıyorum ne yapmam gerekir beni bilgilendirirsenim memnun olurum nereye başvurmalıyım . bilginize arz ederim saygılarımla.
 Ya da üçkağıtçı sektörün önüne geçildi mi?

dogan diyor ki:
saglık bakanlığına sesleniyorum..lütfen bu muayene ücretini hastanede alın her eczaneneye gitiğimde bu kadar borcun var diyor ..takipte edemiyorsun borcun varmı yokmu…vatandaşın piskolojisi bozuluyor…ben bunu çok yanlış buluyorum eczacıyla vatandaşı karşı karşıya getirmek yanlış..

 şüphesiz bunlar konuyla ilgili olmaması gereken ayrıntılar.

ama bu dönüştürme ya da kaldırma meselesinde ilaç sektörünün sunduğu hizmet benzeri nerede alınacak?

yarın kurs gördünüz alın size fatura mı denilecek?

Yazarımız örneği okullara kitap dağıtımı üzerinde verseydi iyi olurdu. Çelişki burada okullara ders kitaplarının ücretsiz dağıtımına dershaneler karşı çıkıyor mu? Hayır tam tersi destek çıkıyorlar. Çünkü ders kitapalrına para vermekten kurtulan veli kurslara ve yardımcı ders kitapalrına para ayırmada cimrilik yapmıyorlar. Sonra okullarda da bu durum istifade konusu oldu. Öğretmenler rahat bir şekilde yardımcı derskitapalrı önermeye başladılar. Anlayacağınız bu girişime sadece kırtasiyeciler karşı çıkıyor. O ayrı bir yara konusu. Bir sektör bu reforum sayesinde bitirildi.

Muayene hane konusunda devletin doktoruna sınırlama getirildi. Ki bu başlangıçta doğruydu ve devamı gelemedi. Ama sonra ondan da vazgeçildi, zaten.  Eee ne alaka şimdi? Sayın yazar acizane tavsiyem; bu konuda da dershanelerin kapısını çalma. Çünkü muayene örneği olsa olsa devletin okulunda bulunur. Şöyleki devletin okulunda öğretmen dersini anlamayan öğrenciye daha fazla yardımcı olamayacağını ve eğer istiyorsa -hani notlara da yansıyacak ya- özel ders teklifi sunuyor. kabul da görüyor. Hatta okul kendisi etüt adı altında dershanelerin fiyatında özel kurs açıyor. Ee bir yanlış benzetme daha. Gördünüz mü dershane sitemi eleştirilecekken bakanlığın okul kurslarının töhmet altına sokulma mantığını.

Halk eğitim merkezlerine dershane öğretmenlerini görevlendireceğini söyleyen iktidar kursları kapatma mantığını inkar ediyor. Testse test tostsa tost menfaatçilikse menfaatçilik o zaman sürüp gidecek. Peki sormayacaklar mı sizin amacınız özel sektör olarak devam eden bu insanlara düşmanlık mıydı? Vergisini versin devletsin diye sana da güvensin. Ama sen kurumları kapat devlet adına iş pazarla. Zaten ücretsiz de olmayacak. Ders ücretleri konulacakmış. Doküman parası da alınacak. Okul kursunda da paralar paşa gibi alınacak. Demem o ki devlet bütçeyi doğrultma için bu işin içine giriyor olmasın mı?

Yazarımızın diğer önerisine gelince, özel hastahane konusu bugünlerde hiç savunulmasın. Çünkü facia. Ona da kıyası özel okul üzerinde yapalım. Haydi şeytandan yana olalım. ikisi de fakir fukara düşmanı ve zenginlere yarar. Zengin oralara uğrasın devlette boşuna kalabalık yapmasın deniliyorsa alın size bir sorun daha sınıf ayrımı otomotikmen oluşuyor. Dini değerleri savunan iktidara hiç de iyi öneri değil. Yarın bu ayırımı camilere de sıçrar. İftarlara yansıdı da namaza daha yansımadı.

şimdi dershanelerin bu üç örnek kurum mantığına göre dönüştürülmesi savunulamaz.

O halde soru en temelden sorulmalı dershane nedir?

VİKİPEDYA DİYORKİ
Dershane, öğretim ile beraber öğrencinin duygusal, bilişsel ve davranışsal özelliklerinin de arttırılmaya çalışıldığı, bünyelerinde Rehber Öğretmenlerin bulunma şartı olan kurumdur.
 Yasal olarak Milli Eğitim Bakanlığı'na ve Talim ve Terbiye Kuruluna bağlıdırlar.

Orada ne yapılmakta?

Temelde iki kategoride, SBS ve YGS-LYS, Milli Eğitim Bakanlığı'nın müfredat programlarında yer alan konuların ve hedef davranışların belirli bir zaman ölçeğinde,öğrenciye aktarımı, öğrencinin verili konularda test edilerek yeterliliğinin ölçüldüğü, tüm işlemlerden sonra bireysel değerlendirme ile eksik kalınmış olan alanlarda konularda işlemin yeniden başlatıldığı özel öğretim kurumları.

Sonra niçin ortaya çıkmış?

önce bir haber dedikodusu efendim başbakan olimpiyatları kaybetmemizin akabinde uçakta benim adaşım spor bakanını dövmüş. haberin devam eden dedikodusu ise şöyle;  başbakanın aslında ilk dövdüğü bakan  benim adaşım değilmiş. diğerleri de var ama onlar gözlerinin şişliğini belediyeye fatura etmişler. bakan yolda yürüyormuş düşmüş kaldırım taşı bakanın yüzüne gözüne denk gelince şişlik, morluk da ondan olmuş.  onlar anlatmayınca malumu ilam hadiseler adaşımın dedikodusuyla birlikte anlatılmış. falan zaman şunu filan zaman da şunu dövmüştü. bunlar olmuş mu? yakıştırma mı? bilemem.

değinme sebebim ise başka. son günlerin popüler konusu dershanelerin kapanması gerekliliği /gereksizliği üzerine olduğundan ben de konuya bu örnekle girmek istedim.

efendim başbakanın vurması veya nerde vurduğu kaç tane vurduğu bilgi olarak sorulsa ve de akla gelebilecek daha binlerce değişik soru çeşitleriyle sorulsa hepsinin cevabı bilgi sorusu cevabı olur. bu tür sorulara laboratuvar ortamlarında ve filim sutüdyolarında ister deney ister gözlemler de eklense sonuçta bilgi cevapalrını alırız.

ama başbakan vurdu da bi sor bakalım niçin vurdu mantığıyla sorgulayıcı tarzda yaklaşım sergilersek durum değişir. mesela neden vurdu? niçin vurdu? kültürümüzde böylesi var mı? dediğimizde alacağımız cevaplar yorum cevapalrı yada yorumların zamanla herkes tarafından kabul edilmiş  hali kavramlar ve kavramlarla düşünme sonucu çıkar.

birinci soru ve sorular ezberci yaklaşımla zihinlerde yer alacaktır. bu tipen yetişen nesil bir bildiği vardır, nesli olarak arz-ı endam edecektir. ikinci tarz soruların muhatabı sorgulayıcı nesil yetiştireceğinden tam da demokrasilerin istediği kişileri ortaya çıkarırlar.

malumunuz ösym hem sorgulayıcı sorular  hem de bilgi soruları sormaktadır. cevapalrını da hızlı düşünme mantığı içinde istemektedir. mesela ygs, ales  vb sınavlar çoğunlukla düşünce sorularını ön plana çıkarır. kitapçıklaırn başında cevapalrın temel kavram ve ilkelere göre düşünülürek verilmesini ister. dikkat edin! temel kavram ve ilkeler diyorum.

bu bağlamda başbakanın dövmesi vurması temel kavram ve ilkelere göre şöyle anlamlandırılabilir; başbakan vurmuşsa gücü var demektir. yani GÜÇ  kavramı. efendim başbakan ve bakanlardan söz ediyorsak nasıl yönetildiğimiz, kimler bizi idare ediyordan hareketle YÖNETİM, İDARE SİYASİ, POLİTİK vb kavramlara ulaşırız.

şimdi biz sadece bilgiyi verir ve sadece bilgiyi soracak olursak - Azerbaycan bağımsızlıktan hemen bir iki yıl sonra test sistemine göre  öğrencilerini üniversitelerine kabul etmeye başlamıştı. tabi her ders gibi coğrafyadan da soruları sorması lazımdı. ve sorulan soru şöyleydi ; "prezidantımız Heyder Aliyev ha vakt Çin'e gidiptir?" şimdi soruda çin geçtiği için soru coğrafya sorusu oluyor mu? ya da soru coğrafya başlığı altında sorulduğu için soru coğrafya sorusu olur mu? - malum bilgiden hareketle sorunun bir cevabı var o da yıl bilmem kaçtır ve cevabı da tarih  dersini ilgilendirir. işte bilgi sorusuna muhattap olmanın ya da edilmenin ya da ettirilmenin vahim sonuçlarından bir de budur. ha biz de bu tarz sorular var mı bildiğim kadarıyla devlet organizeli sınavlarda yok. ama vahimleri öğretmen inisiyatifli snavlarda var. mesela Atatürk ile ilgii bir soru sorup bütün şıkları da Atatürk yapmalar falan.

nasıl bir verim alınacaksa ya itaatkar ya da riyakar ya da tabuları önceleyen nesil yetişir.

bu arada ösym yıllar içinde kendini sürekli yeniledi ve sorularıyla toplumu şekillendirdi, tezini  ortaya atacam. malum at yarışı gibi bizi koşuşturan sınavlar varya, işte o asıl başı ezilecek kurum. şakası bir yana düşünen kollektif beyin demek daha doğru.

ösym demek kavram bilgili soru odağı demektir.

kavram sorularıyla bezeli soruların olduğu bir ülkede ne olur? -mesela günümüz türkiyesinde malum tarihsel figur Atatürktür. geçen 10 kasımda se bir ilan "olmsaydın olmazdık" karşıt ilan "olmasaydın da olurduk" - yaklaşımlarıyla sorgulayıcı iki toplum tipi sonucunu veriyor. bğenelim beğenmeyelim durum bu. genç siviller veya başka fikir planlı topluluklar bu düşünce merkezli sorularla yetiştirildiğinden sorgulayıcı oldular. darbeye karşı olma veya iktidarı hem destekleme hem -gezi olaylarında olduğu gibi- sarsma bu yeni neslin temel vasfıdır.

şimdi sorulması gereken soru şu; temel ilke ve kavramlar okullarda öğretiliyor mu? cevap öğretilseydi öğrenciler de dershane kapılarında kuyrukta olmazlardı. peki öğretilmemesinin sebebi ayrıca dersi mi yok?  evet ayrıca dersi yok. zaten şimdi konulsa dersi verecek kadro da yok.

bu noktada okullar kavram bilgisinin hiç bir noktasında değiller mi? bana kalırsa içnde olduğunu idaa edebilirler. eğer idaadan öteye ispatları varsa gerek ders kitaplarında gerekse öğretmenlerin sınav ya da ekstra dokümanlarda kavram bilgisiyle alakalı sorular var mı yok mu bakılabilir? bahane yok ispat var.

kaliteli öğretmenden beklenirler / beklenemezler

öğretmenler kaliteli eğitim vereceklerse onu üniversite okuken alırlar. ayrıca kaliteli eğitim aldı diyelim ders ortamı ve malzeme yetersizse o öğretmen yine bir şey yapamaz.

şu konuda anlaşlaım. düğüm noktası üniversitelere giriştir. o da sınavla oluyor. sınavların zamana karşı yarış olduğunu bunun da tek çözümünün çok soru çözmeden geçtiğini bilelim. öğrencinin çözeceği sorular ise bilgi ve yorum sorularıdır. hem zeka hem bilgi ama hızlı yarış. bu durumda öğretmen ve kalitesi tartışılabilir mi? şunu da unutmadan öğretmen öğrencisini hayata da hazırlamalı. yani soru mantığına hiç de uygun olmayan teori ispatları deney ortamları kompozisyon hazırlıkları vs. öğretmen okulda asıl kalitesini burada ortaya koyar. yıllar sonra bile öğretmenin öğrencileri o derslerdeki tecrübelerle hareket edeceklerse kalite var demektir. indirgenen kalitenin diğer iki yönüne gelince yorum kabiliyeti ve bilgi becerisi. kabul edelim ki okulda iyi öğretmen bilgi becerisini kazandırsa bile yorum kabiliyetini kazandıramaz. en azından onun malzemesi yok. ya da her öğretmende yok. nedir dersek temel kavram ve ilkelere göre düşünmedir, derim. şimdi ben tarihçiyim eğer temel kavram ve ilkelerden haberdar isem onu bilgileri verirken kullanırım. değilse veremem.

 biraz uzun yorum oldu ama devam etmeliyim. istisnasız öğretmen kadromuzun tamamı aynı ders kitaplarının öğrenciden daha fazla bileni durumunda. kpss kurslarında öğretmen adayları içler acısı. yada meb branş sınavı gerçekleştirmişti. katılım da meb kadrosunda olmuştu. sonuç merak edenler için her yerde. sonuç içler acısı


temel kavram ve ilkelere göre sorulan soruları ya da mantığını okul mu dersane mi kazandırıyor? eğer okul diyorsanız en başarılı okulların öğrencileri de dershanelerde öğrencilerimiz oluyorlar. okul öğretmeni bu beceriyi verebilirse -ki malzemeleri de uyumlu olmalı- zaten dershane olmaz.
 
bu durumda dershaneler nereye düşüyor?
bu bağlamda okulu geçtik dershaneler kurs ortamında temel kavram ve ilkelerin dersini veriyor mu? hayır. evet dershanelere giden öğrencilere temel kavram ve ilkelere göre ders anlatılmıyor. çünkü onlar da aynı kalite ortamından gelme kişilerdir. peki dersaneyi bu durumda okuldan üstün kılan ya da popüler kılan mevzu nedir, dediğimizde durum aydınlığa çıkıyor. 

 evet dershane aslında neyi öğretiyor?

üniveriste sorularını hazırlayan ösym sistemine hızlı ayak uydurma, ona göre dokümanlar çıkarma, sorularının çözme mantığını zekice taktiklerle hızlandırma ve soru çözüm sistemi gibi ap ayrı bir mektepli değil de alaycı becerisini ortaya çıkarmadır.  kıyaslama açısından ösym soru kalıplarının kazandırdığı kavram, ilke ve beceri bilgisine dershane dokümanları mı okul ders kitapları mı yatkın?

dersaneler aynı zamnda bilgi sorularının da muhatapları olduğu için okulda öğrencinin eksik konularını unuttuklarını veya görmediklerini de veriyorlar. bunu söylerken ara sınıflar ve sınavlarda öğrenciye yapılan ders takviyelerini falan da saymıyorum.
 
hem gelişme kabiliyeti zayıf olan öğrenciye okulda öz öğretmeni bile özel ders özel etütlerle bir şeyler yapamazken neden okul ve malzemelerinin yetresizliğini tartışmıyoruz da dershanelerin desteğini yadsıyoruz.



Boşluğu farkettiniz mi?

ama dershanelerin kapatılması gündemde sorunlar da bir sayılıyor. mesela;

1- okulu işlevsiz kılma en başta gelen kabahat.
2- eşitsizlik ortamını körüklüyor.
3- öğrenci ve veliye psikolojik baskı uygulatıp yarışa zoraki herkesi katıyor.
4- öğretmenlerin de dershanelerde içler acısı hali var.

bundan dolayı kapatılmalı.
öğrenci mağdur olacaksa ona okulda kurs, halkeğitimi gibi yerlerde kurs verdirerek eksiklik hisettirilmeyecek.

ileri tarihlerde ise sınav sisteminde çoktan seçmeli mantığını bitirmek. ösym bu bağlamda kaldırılacaksa onu da kaldırmak.

ösym yıllar içinde ülke genelinde sessizce düşünce devrimi yaparken bunun önünü almak ne derce doğru olacaksa.



Bence devlet dershaneleri ÖSYM merkezli olarak yeniden yapılandırmalı.


Ahmet Akgündüz hocaya sorular - itaat mı? ittihad mı? bitirilmeye rıza mı?

Ahmet akgündüz hoca  bu günkü (30  11 2013 tarihli) yazısında cemaatten mutlak itaati istemiyorsa, ki örneklerde bu da var, yapılacak açıklamanın adı şudur; bir hizmet grubu var ve hizmetini ilim yoluyla yayıyor; ancak kurumları bir bir kapatılmakta ve kurumlardan geçen kişiler fişlenmekte. Malumu ilam cinsinden bu fişlemelerin beraberinde hizmet erbabının yaptığı her faaliyet, atak dince sakıt sayılaktadır.

Bir  çevre de ısrarla bunun din ve vicdan zeminini oluşturmaktadır. Biri diyebilirki; "benim yolum bu ve islam dünyasının kalkınmasının kalkınmasını bu yolda görüyorm. Bu çaba için faaliyet gösterecem ve yetişen insanlar da pek tabiidir ki Türkiye'de ve dünyada bulundukları yerlerin özel ya da devlet kurumlarında iş bulacak. Bu kişilerin yetişme zemini beslenem kaynakları da onların bazı konu ve mselelerde ortak fikirde olmalarını netice verecektir. Mesela nur kaynaklarından beselenen kesim dünyanın neresinde olursa olsun olay ve olgulara benzer tepkiler verirler. Burada bir devletin siyasi yapısını yıkma amaçlı siyasi çaba yoksa düşünce makbul olmalıdır. Aslında burada birine engel olma da yok, hadizatında.

Diğer bir grup da kalkınma ve değişmeyi siyasi zeminde görmektedir. Ona göre sistemleşir ve toplumsal zeminde yer arar. Pek tabidir ki rey isteyeceği kesimlerden biri bu ilim erbabının meşru zeminidir. Rey ister ve o insanlardan rey isteyenlerin istedikleri olmakta ama icraatları için de teminat vermektedirler. Mesela deselerki, biz İslam anlayışı dışına çıkmayacağız -İslam kanunları demiyorum- ve kayırmacılık vs yapmayacağız. Sonra bu tarz arızalar çıktığında rey verenler ikaz yapınca fitne görülürlerse, ardından hemen siyasi ringe davet edilirlerse; hatta bununla da kalınmayarak şakşakçı bir kesimin marifatiyle şahsiyet karalamalarına da maruz kalırlarsa ne  olur? Mesela ısrarla bu desteğini esirgememiş kesim hakkında israiliyet ve nasraniyat edebiyatı gırla gidi yorsa yine de mutlak itaat istenir mi?

Devam edelim 

Şimdi bunula da kalınmamakta o hizmet erbabının yolunu daraltma girişimleri de cabası. Neden bunu yapıyorsunuz denildiğinde önce inkar sonra ülke menfaatleri için yapmayalım mı?, cevaplamaları .. bir ileri aşamasında yapıyorsak kötü mü oluyor yolunda  iyi temenni fetvaları istenilmekte. müşahas yoluyla siyasi kesim yakınları yurt, kurs okul, akla ne gelirse her kurumla arzı endam ediyorlar. Sonra da topluma onlar kötü yeni kurumlar iyidir yönlendirmeleri bu şakşakçı kesim tarafından yapılmakta.

Şimdi değerli hocam düşünceleriniz imbikten geçmiş çileli  hayatın örgüleridir. bu kesin kanatim. Ancak bu mutlak itaat istemeler dışında elinde siyaset topuzu olan kardeşlerimize denilemez mi siz elinizde bu topuzu taşıdığınız müddetçe başka kulvarlara girmemelisiniz? Mesela diyebilir misiniz? Deyin bakalım cevap sizin de mensubu olduğunuz bir nur camiasını içine alır şekilde eleştirel olmaycaksa ve de siyaset dışındaki dallar da bu arada kesilecekse tamamdır. hakkınız var.

28 Kasım   TARAF GAZETESİ nin  sürmanşetine yorum

Başbakan 2004 te H. Çelik'i yanıma çağırdım bu dershaneler meselesini bitirin diye emir verdim, dediği idaa ediliyor. Yani mesele eğitim reformu değilmiş 2004 planıymış. Bu bakımdan da belge başbakanı yalancı çıkarmıyor. O günlerde emri verdiğini söylüyor.

Mesele yanlışsa yani 2004 belgesi yanlışsa bu gün dershaneler konusunu tartışmak da olmamalı. Doğruysa demek ki denk düşmüş. O zaman dershaneleri savunmak belgeye karşı çıkmak demek olduğu gibi dershanelerini kapanamsını savunmak belgeyi doğralamk olacağından belge imzacılarına "neden ama ?", demek ya da dememek olabilir.


Selam eder saygıyla ellerinişzden öperim



23 Kasım 2013 Cumartesi

AĞANIN MERCİMEĞİ - BİR FIKRA

 AĞANIN MERCİMEĞİ- BİR FIKRA

Zamanın birinde anlı şanlı bir ağa varmış. Biricik kızı ve köyün zamparası. Derken zampara kızı kandırır ve ağanın arazisinde gezmeye çıkarlar. Adımlar ağır aksak onları ağanın mercimek tarlasının yanına getirtir. Bu arada sohbet de ileler ve ikisi çimenliğe otururlar. Kız saf çocuk bildiğiniz gibi. Tam iş tehlikeli vaziyetlere gelecekken her nasılsa ağanın yolu da oraya düşmüş ve manzara ağayı çıldırtmışşş. Eh ağa bu sinerlenir ve çocuğun üzerine küfürler ederek hamle yapar. Çocuk da elpençe duracak değilya o tabanı yağlar ve kaçmaya başlar. Ağa arkada çocuk önde. Ağa mesafenin açıldığını görür, çaresiz bir şekilde gelenden geçenden yardım istemeye başlar.
"yakalayın o namusuzu".
Biri çocuğu tam yakalar . bakar ki çocuğun beti benzi atmış acır ve kaçmasının sebebini de sorar.
"Ağadan niye kaçıyorsun?"
Çocuk
"ya biz tarlanın kenarında ağanın kızıyla ..."
Adam hemen çocuğun ağzını kapatır ve tarladan bir tutam mercimek alır ona şu öğüdü verir;
"Bundan sonra bir seni yakaladığında sen dersin ki ağa beni elimdeki mercimekler için kovuyor. "

Çocuk artık kendini her durdurana bunu söyler ve hem salı verilir hem de ağa ayıplanır.
Ağa en sonunda dayanamaz şöyle der;
"Ben de biliyorum mesele mercimek meselesi değil. amma her kes öyle bilsin"
Not: Bu konunun dershaneler meselesiye uzaktan yakından ilgisi yoktur. Sadece ağa sınıfını sevmediğim için anlattım.

20 Kasım 2013 Çarşamba

ustadı kastamonuya sürgün belgesi



 ustadın kastamonuya sürgün belgesi

 https://www.facebook.com/photo.php?fbid=10151986941839043&set=a.329099644042.147952.109622869042&type=1&relevant_count=1
Belgede Mustafa Kemal'in imzası yok. Ama adı var. İcra başı olarak konumunu vurgulamış. Bu dikkatimi çekti. Devamla şunları söylemek istrim. Darul hikmeti müga da olsa devlet kabul ediyor. Yani ilmi şahsiyeti devletçe kabul edilmiş demektir. Ustadın isyana katıldığını söylüyorve sürgünü de buna ceza olarak  ileri sürüyor. Diğer taraftan kastamonu sürgün nedeni İsparta'da dini ve irticai faaliyetlere katılması olarak gösteriliyor. Yani Van'dan sürgün suçu ya da isyana nasıl bir tarzda destek verdiği vurgulanmış oluyor. Van'da irşad faaliyetleri -irtica olarak görülüyor- yle isyanın ortamını hazırlamış. Bu arada Şark İsyanın da irticai ama bölücü bir isyan olmadığı da tasdik ediliyor. Kastamonu sürgünü irticai faaliyetlere set çekme olarak ön plana çıkarılıyor. Heyet üyeleri içinde ilginç isimler var. Mustafa Kemal ve İsmet İnönü bunlar devleti temsil ediyor. Ama milliyetçi ve özellikleri ön plana çıkan çok isimler var. Rüştü Saracoğlu, Şükri Kaya bunlardan sadece iksi. Diğer taraftan imzacı heyette yer alanların hepsi de ustadla çeşitli zamanlarda teşrik-i mesai etmişler.

türkan saylan halk eğitim dershanesi

türkan saylan halk eğitim dershanesi

Oğlunun dershane parasını ödeyemeyen baba kendini yakmaya kalktı http://t.co/6LmQQQoKwr @zamancomtr aracılığıyla
Oğlunun dershane parasını ödeyemeyen baba kendini yakmaya kalktı
zaman.com.tr
Antalya'nın Alanya ilçesinde çocuğunun dershane parasını ödeyemeyen bir kişi bunalıma girerek benzinle kendini yakmaya kalkıştı.
 
 


halk eğitim merkezlerine dershane öğretmenlerini görevlendireceğini söyleyen ikitdar kursları kapatma mantığını inkar ediyor. testse test tostsa tost menfaatçilikse menfaatçilik o zaman sürüp gidecek. peki sormayacaklar mı sizin amacınız özel sektör olarak devam eden bu insanalra düşmanlık mıydı? vergisini versin devletsin diye sana da güvensin. ama sen kurumları kapat devlet adına iş pazarla. zaten ücretsiz de olmayacak. ders ücretleri konulacakmış. doküman parası da alınacak. okul kursunda da paralar paşa gibi alınacak. demem o ki devlet bütçeyi doğrultma için bu işin içine giriyor olmasın mı? peki halime kökçe gibilere ne oluyor? siz bu ddurumda neyi savunuyorsunuz? yarın iktidar değişti diyelim. devletin trt si radyoları az dinleniyor halak da diğer kanallarca tahrip ediliyor. resmi gazet var ama o da az okunuyor. karar sizlerin tvlerinizi ve gazetelerinizi hatta radyolarınızı kapatıyorum dese siz de biz kime ahkam keseceğiz deseniz o da gidin açıla çırpıya dağa taşa seslenin dese nasıl karşılarsınız? öyle ya özel sektör özel hizmet el değiştirecek diye siz elinizi patlattınız dilinizde tüy bitirdiniz. ama vergi veriyormuşsunuz, ama haber hakkı kutsalmış diyormuşsunuz. hadi hadi hızlı tren kalkmadan derlerse. ya da belediye eliyle yurt açtınız. ev açtınız başbakanın oğlunu kurulan vakfa başkan yaptınız iktidar değişti diyelim bunların hepsi de sol ele geçti ne olacak? örnek mi maltepe ilçesinde türkan saylan kültür merkezini ak parti yaptı chp açtı ve türkan saylan adıyla. evet ne yapacaksınız? demeyecekler mi size siz zamanında alınteriyle ders anlatan kurumları kapatırken ne hisettiniz ne his ettirdiniz buyurun şimdi şeytanın neşesine sizde biraz sızlanma katın. yok taraf değiştirip yaşasın yeni kralımız demek de var.

18 Kasım 2013 Pazartesi

BAŞBAKAN BAKAN DÖVMÜŞSE DERSHANE DE KAPANIR MI?

BAŞBAKAN BAKAN DÖVMÜŞSE DERSHANE DE KAPANIR MI?

önce bir haber dedikodusu efendim başbakan olimpiyatları kaybetmemizin akabinde uçakta benim adaşım spor bakanını dövmüş. haberin devam eden dedikodusu ise şöyle;  başbakanın aslında ilk dövdüğü bakan  benim adaşım değilmiş. diğerleri de var ama onlar gözlerinin şişliğini belediyeye fatura etmişler. bakan yolda yürüyormuş düşmüş kaldırım taşı bakanın yüzüne gözüne denk gelince şişlik, morluk da ondan olmuş.  onlar anlatmayınca malumu ilam hadiseler adaşımın dedikodusuyla birlikte anlatılmış. falan zaman şunu filan zaman da şunu dövmüştü. bunlar olmuş mu? yakıştırma mı? bilemem.

değinme sebebim ise başka. son günlerin popüler konusu dershanelerin kapanması gerekliliği /gereksizliği üzerine olduğundan ben de konuya bu örnekle girmek istedim.

efendim başbakanın vurması veya nerde vurduğu kaç tane vurduğu bilgi olarak sorulsa ve de akla gelebilecek daha binlerce değişik soru çeşitleriyle sorulsa hepsinin cevabı bilgi sorusu cevabı olur. bu tür sorulara laboratuvar ortamlarında ve filim sutüdyolarında ister deney ister gözlemler de eklense sonuçta bilgi cevapalrını alırız.

ama başbakan vurdu da bi sor bakalım niçin vurdu mantığıyla sorgulayıcı tarzda yaklaşım sergilersek durum değişir. mesela neden vurdu? niçin vurdu? kültürümüzde böylesi var mı? dediğimizde alacağımız cevaplar yorum cevapalrı yada yorumların zamanla herkes tarafından kabul edilmiş  hali kavramlar ve kavramlarla düşünme sonucu çıkar.

birinci soru ve sorular ezberci yaklaşımla zihinlerde yer alacaktır. bu tipen yetişen nesil bir bildiği vardır, nesli olarak arz-ı endam edecektir. ikinci tarz soruların muhatabı sorgulayıcı nesil yetiştireceğinden tam da demokrasilerin istediği kişileri ortaya çıkarırlar.

malumunuz ösym hem sorgulayıcı sorular  hem de bilgi soruları sormaktadır. cevapalrını da hızlı düşünme mantığı içinde istemektedir. mesela ygs, ales  vb sınavlar çoğunlukla düşünce sorularını ön plana çıkarır. kitapçıklaırn başında cevapalrın temel kavram ve ilkelere göre düşünülürek verilmesini ister. dikkat edin! temel kavram ve ilkeler diyorum.

bu bağlamda başbakanın dövmesi vurması temel kavram ve ilkelere göre şöyle anlamlandırılabilir; başbakan vurmuşsa gücü var demektir. yani GÜÇ  kavramı. efendim başbakan ve bakanlardan söz ediyorsak nasıl yönetildiğimiz, kimler bizi idare ediyordan hareketle YÖNETİM, İDARE SİYASİ, POLİTİK vb kavramlara ulaşırız.

şimdi biz sadece bilgiyi verir ve sadece bilgiyi soracak olursak - Azerbaycan bağımsızlıktan hemen bir iki yıl sonra test sistemine göre  öğrencilerini üniversitelerine kabul etmeye başlamıştı. tabi her ders gibi coğrafyadan da soruları sorması lazımdı. ve sorulan soru şöyleydi ; "prezidantımız Heyder Aliyev ha vakt Çin'e gidiptir?" şimdi soruda çin geçtiği için soru coğrafya sorusu oluyor mu? ya da soru coğrafya başlığı altında sorulduğu için soru coğrafya sorusu olur mu? - malum bilgiden hareketle sorunun bir cevabı var o da yıl bilmem kaçtır ve cevabı da tarih  dersini ilgilendirir. işte bilgi sorusuna muhattap olmanın ya da edilmenin ya da ettirilmenin vahim sonuçlarından bir de budur. ha biz de bu tarz sorular var mı bildiğim kadarıyla devlet organizeli sınavlarda yok. ama vahimleri öğretmen inisiyatifli snavlarda var. mesela Atatürk ile ilgii bir soru sorup bütün şıkları da Atatürk yapmalar falan.

nasıl bir verim alınacaksa ya itaatkar ya da riyakar ya da tabuları önceleyen nesil yetişir.

bu arada ösym yıllar içinde kendini sürekli yeniledi ve sorularıyla toplumu şekillendirdi, tezini  ortaya atacam. malum at yarışı gibi bizi koşuşturan sınavlar varya, işte o asıl başı ezilecek kurum. şakası bir yana düşünen kollektif beyin demek daha doğru.

ösym demek kavram bilgili soru odağı demektir.

kavram sorularıyla bezeli soruların olduğu bir ülkede ne olur? -mesela günümüz türkiyesinde malum tarihsel figur Atatürktür. geçen 10 kasımda se bir ilan "olmsaydın olmazdık" karşıt ilan "olmasaydın da olurduk" - yaklaşımlarıyla sorgulayıcı iki toplum tipi sonucunu veriyor. bğenelim beğenmeyelim durum bu. genç siviller veya başka fikir planlı topluluklar bu düşünce merkezli sorularla yetiştirildiğinden sorgulayıcı oldular. darbeye karşı olma veya iktidarı hem destekleme hem -gezi olaylarında olduğu gibi- sarsma bu yeni neslin temel vasfıdır.

şimdi sorulması gereken soru şu; temel ilke ve kavramlar okullarda öğretiliyor mu? cevap öğretilseydi öğrenciler de dershane kapılarında kuyrukta olmazlardı. peki öğretilmemesinin sebebi ayrıca dersi mi yok?  evet ayrıca dersi yok. zaten şimdi konulsa dersi verecek kadro da yok.

bu noktada okullar kavram bilgisinin hiç bir noktasında değiller mi? bana kalırsa içnde olduğunu idaa edebilirler. eğer idaadan öteye ispatları varsa gerek ders kitaplarında gerekse öğretmenlerin sınav ya da ekstra dokümanlarda kavram bilgisiyle alakalı sorular var mı yok mu bakılabilir? bahane yok ispat var.

kaliteli öğretmenden beklenirler / beklenemezler

öğretmenler kaliteli eğitim vereceklerse onu üniversite okuken alırlar. ayrıca kaliteli eğitim aldı diyelim ders ortamı ve malzeme yetersizse o öğretmen yine bir şey yapamaz.

şu konuda anlaşlaım. düğüm noktası üniversitelere giriştir. o da sınavla oluyor. sınavların zamana karşı yarış olduğunu bunun da tek çözümünün çok soru çözmeden geçtiğini bilelim. öğrencinin çözeceği sorular ise bilgi ve yorum sorularıdır. hem zeka hem bilgi ama hızlı yarış. bu durumda öğretmen ve kalitesi tartışılabilir mi? şunu da unutmadan öğretmen öğrencisini hayata da hazırlamalı. yani soru mantığına hiç de uygun olmayan teori ispatları deney ortamları kompozisyon hazırlıkları vs. öğretmen okulda asıl kalitesini burada ortaya koyar. yıllar sonra bile öğretmenin öğrencileri o derslerdeki tecrübelerle hareket edeceklerse kalite var demektir. indirgenen kalitenin diğer iki yönüne gelince yorum kabiliyeti ve bilgi becerisi. kabul edelim ki okulda iyi öğretmen bilgi becerisini kazandırsa bile yorum kabiliyetini kazandıramaz. en azından onun malzemesi yok. ya da her öğretmende yok. nedir dersek temel kavram ve ilkelere göre düşünmedir, derim. şimdi ben tarihçiyim eğer temel kavram ve ilkelerden haberdar isem onu bilgileri verirken kullanırım. değilse veremem.

 biraz uzun yorum oldu ama devam etmeliyim. istisnasız öğretmen kadromuzun tamamı aynı ders kitaplarının öğrenciden daha fazla bileni durumunda. kpss kurslarında öğretmen adayları içler acısı. yada meb branş sınavı gerçekleştirmişti. katılım da meb kadrosunda olmuştu. sonuç merak edenler için her yerde. sonuç içler acısı


temel kavram ve ilkelere göre sorulan soruları ya da mantığını okul mu dersane mi kazandırıyor? eğer okul diyorsanız en başarılı okulların öğrencileri de dershanelerde öğrencilerimiz oluyorlar. okul öğretmeni bu beceriyi verebilirse -ki malzemeleri de uyumlu olmalı- zaten dershane olmaz.
 
bu durumda dershaneler nereye düşüyor?
bu bağlamda okulu geçtik dershaneler kurs ortamında temel kavram ve ilkelerin dersini veriyor mu? hayır. evet dershanelere giden öğrencilere temel kavram ve ilkelere göre ders anlatılmıyor. çünkü onlar da aynı kalite ortamından gelme kişilerdir. peki dersaneyi bu durumda okuldan üstün kılan ya da popüler kılan mevzu nedir, dediğimizde durum aydınlığa çıkıyor. 

 evet dershane aslında neyi öğretiyor?

üniveriste sorularını hazırlayan ösym sistemine hızlı ayak uydurma, ona göre dokümanlar çıkarma, sorularının çözme mantığını zekice taktiklerle hızlandırma ve soru çözüm sistemi gibi ap ayrı bir mektepli değil de alaycı becerisini ortaya çıkarmadır.  kıyaslama açısından ösym soru kalıplarının kazandırdığı kavram, ilke ve beceri bilgisine dershane dokümanları mı okul ders kitapları mı yatkın?

dersaneler aynı zamnda bilgi sorularının da muhatapları olduğu için okulda öğrencinin eksik konularını unuttuklarını veya görmediklerini de veriyorlar. bunu söylerken ara sınıflar ve sınavlarda öğrenciye yapılan ders takviyelerini falan da saymıyorum.
 
hem gelişme kabiliyeti zayıf olan öğrenciye okulda öz öğretmeni bile özel ders özel etütlerle bir şeyler yapamazken neden okul ve malzemelerinin yetresizliğini tartışmıyoruz da dershanelerin desteğini yadsıyoruz.



ama dershanelerin kapatılması gündemde sorunlar da bir sayılıyor. mesela;

1- okulu işlevsiz kılma en başta gelen kabahat.
2- eşitsizlik ortamını körüklüyor.
3- öğrenci ve veliye psikolojik baskı uygulatıp yarışa zoraki herkesi katıyor.
4- öğretmenlerin de dershanelerde içler acısı hali var.

bundan dolayı kapatılmalı.
öğrenci mağdur olacaksa ona okulda kurs, halkeğitimi gibi yerlerde kurs verdirerek eksiklik hisettirilmeyecek.

ileri tarihlerde ise sınav sisteminde çoktan seçmeli mantığını bitirmek. ösym bu bağlamda kaldırılacaksa onu da kaldırmak.

ösym yıllar içinde ülke genelinde sessizce düşünce devrimi yaparken bunun önünü almak ne derce doğru olacaksa.

çözüm için öneriler

1- meb dershaneleri kapatacağına bu kurumlardan ansıl yararlanırım? a bakmalı. okulda öğretmenenin veremediği kavram ve ilkeleri dershanelerde ders malzemesi haline getirtici cebri bir yol izlemeli. 

2- ayşe nine hep söz konusu edildi. ayşe ninenin ineğine teşvik verme -devam eder ya da etmez- kadar oğluna da vermeli.
3- dershanelerden hizmet satın almalı.
4- dershanelerin dokümanlarını lise üniversite arası ösym kontrolünde olacak şekilde temel kavram ve ilkeler ışığında hazırlatmalı ve bunu zorunlu hale getirmeli

eğer bu son madde bile gerçeklşetirilirse dışa ihraç edilecek düşünen beyinler ve eğitim malzemesi ortaya çıacak demektir.

şimdilik bu kadar

AHMET AKGÜNDÜZ BEYİN DERSHANELER KONUSUNDAKİ FİKİRLERİNE YORUM

 AHMET AKGÜNDÜZ BEYİN DERSHANELER KONUSUNDAKİ FİKİRLERİNE YORUM (facebook 18-11 2013)

dershaneleri sadece kurs görülen ve de para kazanılan bir yer olarak gördüğünüzde velevki okulun bir çok eksiğini kapatıyor anlayışına rağmen kapatmayı haklı gördüğünüz de sizin sadece eksiğiniz okul başarısı dershanesiz dibe vurduğunda ve / veya fakir anadolu zengin istanbullu çocuğun kıyası açısından olayı irdelersiniz. özel okulların bugünlerde tabanı orta tabanlı semaye kesimine hitap ettiğinden müslüman elitin eskiye nazaran büsbütün yok olmadığını da idaa ederek, bardağın dolu tarafını gösterebilirsiniz. ancakahmet hoca haksızdır. neden mi? dershane hangi tarihlerde nasıl bir mecraada kurulmuştur tarihini bilemediğinden haksızdır. kendisi de bir ara dershane ortağı olup kuruluşu da iyi idare edilemediğinden ve dershanenin aslında ne olduğunu bilemediğinden haksızdır. dershanelerin büyük dershane döneminde okuyacak solcu öğrencileri yetiştirme ya  da sol için öğrenci avlama mekanı olarak görüldüğü dönemi de es geçtiğinden haksızdır. dershanelerin islami camialar elinde çocuğumu kaptırmadan üniversitelere nasıl ulaştırırım çabasının sonucunda bin bir fedakarlıkla kurulduğu dönemi bilmediğinden haksızdır. dershaneleri risale-i nurları daha geniş kesimlere ulaştırmada toptancı bir  yer olarak bilmediğinden ve / veya göremediğinden haksızdır. dershaneleri bir aileye ulaşmanın ve halk tabanında doğru islamı öğretmenin yolu olarak göremediğinden haksızdır. bu bağlamda bugünkü iktadarı iktitdara  getiren şuurlu tabanı dershanelerin oluşturduğunu bilmediğinden haksızdır. dershaneler vasıtasıyla ülke menfaatleri için çeşitli kampanyaların kolaylıkla tertiplenmesini bilmediğinden haksızdır. ağıt yaktığımız medreselerin boşluğunu tekkelerin boşluğunu doldurduğunu bilmediğinden haksızdır. bir solcunun bu dershaneleri kapatırsak islami tabandan yok ederiz anlayışını  göstermediğinden haksızdır. bunlar için tabanın çilesini manşetine taşıyan başka bir gazetenin de neden yok? sorusunu kendine sorma yerine kışkırtıcı olarak gördüğünden haksızdır. islam aleyhine tertiplenen oyunlara dikkat çekerken imansızları firavun ve karun sıfatlarıyla inançlıları ise kendilerini anlmada neden bu kadar anlayışsız olduklarına mana vermediğini ifade ederken imansızların sıfatlarını söylemedeki  şiddeti genele teşmil edenlerle beraber düşündüğünden haksızdır. bu vesile ile kendisini her şeye rağmen eleştirecek sıfatta olmadığımı belirterek ve de haddim olmayarak bir kereliğine ifaemi mazur görmesini diler ve kendimi de haksız görürürm.

15 Kasım 2013 Cuma

cemaat dershanelerini savunmakta haksız mı?


değer verdiğim bir insan Adem Özköse beyin aşağıdaki sözlerinden mülhemdir.
"Dershanelerin kapatılacak olmasına şiddetle tepki gösteren arkadaşlar keşke aynı tepkiyi 28 Şubat döneminde Kur'an Kursları ve İmam Hatiplerin kapatılmaması için de gösterselerdi."
peki göstermediler mi? ya da ikisi de aynı mı? sonra cemaate karşı tutuma cemaat ne deseydi iyi olurdu?
bir yanlışı daha düzeltelim, halen daha ccemaatin yurtlarında kalan ihl öğrencileri parasız barınmaktalar. cemaat ilk yurtlarını ihller için açtı. ihl öğrencileri ve ilahiyatçılar cemaatte her zaman kayırılmış öğrencilerdir. bunu bir düz liseli ve tarihçi olarak söylüyorum. yani benim menfaatim yoktu.
şimdi gelelim diğer meseleye o gün onları kapatanlar cemaatin de düşmanı olan dinsizlerdi. peki bugün bunları kapatanlara ne oluyor? o dinsizdi diye ona tepki gösterilmediği var sayalım olsun, bu bizim dindar iktidarı bu tutumunu meşru gösterir mi? hakkımız yok mu kurumlarımızı kapatamazsınız demeye? mursi dindardı ama onu deviren general de dindardı. peki neden mursiyi savunduk. sonuçta mubarek değil sisi vardı. eğer çelişkiler dışarıda sarih ise içte de sarihtir. iktidar oy isterken yurtlarınız, kurslarınız, dersaneleriniz bir daha şubat zülmü görmesin diye istedi. o dönem o okulların ve kursların kapatılmasının kararını veren bir rahmetli başbakandı. bu gün başka kurumların kapatılması kararını veren -Allah uzun ömürler versin- başka başbakan. o gün ona istifa edersen bu kararların hükmü kalmaz diyenlere inat ne istifa ne de karşı çıkma oldu. ve kararları imzaladığı gibi uyguladılarda. sonra ordudan bir sürü insanın atılma imzasını da attılar. onlara tepki yok. ama seni dama taşı gibi mustevlilerin önüne sürenlere sempatik davranma yerine sessiz kalındığı varsayılan farklı kulvar çıkışı deneyenler suçlanıyor. suçlayacaksanız şöyle suçlayın deyin yahu o günlerde sizlerin binlerce yurdunuzu kapattık. imanlı subaylarınız ordudan attık. siz bize bi şey demediz. şimdi ise dersanelerinizi kapatıyoruz sizde bi feveran bi feveran ayıp değil mi? halbuki o tokatlardan sonra sizde dayanıklılık artmalıydı. ne var yani bu günde dersaneleriniz yarın okullarınız bilemdin evleriniz kapatılacak. mertçe çıkış bu olsaya

 biz de zaten bu mertlik nerde diyoruz. o dönemde erbakan hoca yurtlar generallerin önüne attı. şimdi ise tilmizleri bir kısmı şakşakçı bir kısmı oh olsuncu arada irancı da çok ve karar almaya çalışan ak parti ekabiri. sizler neden sevmiyorsunuz? bak sayemizde iktidar oldunuz. yatlar katlar arttıkça arttı daha ne alacaksınız. kendiniz bari bir meşe ağacı dikseniz. haydi meyveliyi geçtik. yok paraymış işin içine gire ve iman da öyle vaveyla ediyormuş yok bilmem şubatta nerdeydinizler? geçin arkadaşlar geçin. o gün millete iktidarda kalacağız diye kan kusturdunuz şimdi ise ikinci bir hata olmasın diye çabalıyoruz. ha olursa ne olur? Allah canımızı almadığı sürece hizmet kervanı devam edecek. size de düşmanlık yapmayacağız. referandumlarda seçimler de destek verdik yine vermeyi düşünürürz.ama Allah katında siz de hesap vereceğinizi bilin

erbakan rahmetli ölmeden önce oy oranı % 3 bilemedin 5 ti nerden çıktı bu yüzde 60. ayrıca akparti nerden oy alıyor? milli görüş camiasının tüm oyu % 15 hadi hatır kandırmaca 20 olsun. başbakanın şahsına hürmeten ve de ekibinin temsil şekline hürmeten türkiye genelinde % 50 olmuş. milli görüş ya da Erbakan (Allah rahmet eylesin ) hatırası bugün seçime girse türkiyede ikna edeceği %10 u bile geçmez. nevale başkasından toplansın sofraya başbakana yapmadıkları küfürleri unutarak sofraya biz eski muminleriz diye gidip oturma milli görüşlülük mü oluyor? elbetteki son cümlem sadece menfaat için oraya gidenleredir. ancak zamanında milli görüşe verilen ilk oyları rahmetli erbakanı meclise taşımıştı. bari rahmetlinin yıldızını parlatan o günlere hürmetiniz olsun. 

 ama yok 28 şubatta o kararlarla milletin dinin sandığa kilitleme bahasına susan insanlar enayi değildir. o günlerde muminlerin üzerine saldıranları cesaretlendirenler de o iktiardı. hem gelenlerin saldırısına maruz kal hem de Fetullah hoca o günlerde şunu demişti bunu demişti laflarının arkasına sığınmak da erkeklik değildir. o günlerin defterini açılmamak üzere kapatmak en doğrusu. ayrıca başbakan bir karar veriyor dersanelere kilit vurulsun diye ve onun o kararını da eleştirmek tepki göstermek en doğalıdır. siz niye seviniyorsunuz? pkk sevinsin, dinsizler sevinsin size ne oldu? hiç vefa yok mu be kardeşim?