DAHA GİRİŞTEN SAKAT BİR YAZI.
eleştireceğim yazının linki aşağıdadır. dileyen okusun.
http://www.sabah.com.tr/Perspektif/Yazarlar/ete/2013/11/30/dershane-tartismasi-ve-cemaat
Gülen Cemaati, 'hizmet hareketi' kalıbına sığdırılamayacak ölçüde siyasi bir özneye dönüşmüş durumda
Sizler yazıyı okuyadurun ben eleştiriye başladım bile. bu yazıyı konu konu ele alacam.
DERSHANLER NASIL BİR KURUMDUR?
Evvela söylemem lazım yazarımız konuya hakim değil. ilk bir kaç cümleyi eleştirelim.
"Hükümetin dershaneciliğe ilişkin bir dönüşüm projeksiyonu ve sektörün bu projeksiyona itirazları bağlamında ele alındığında, tartışmanın, birkaç yıl önce sağlık sektöründe ilaç, özel hastane veya özel doktor muayenehanelerine ilişkin dönüşüm projeksiyonlarından bir farkı yok."
ŞİMDİ değişim dönüşüm denilebilir. öncelikle dershane için ileri sürdüğü ilaç sektörü, özel muayenehane ve özel hastahanelerle ilgili reforumlar bugün geriye doğru giden reforum olma özelliğini yitirmiş alanlardır. Tam tersi yük olma durumuna geldi. Mesela ilaç yazdırma nasıl yapılıyor? En son bildiğim katkı payı ve muayene ücreti alınmakta.
aşağıda somut bir örnek
Ya da üçkağıtçı sektörün önüne geçildi mi?
saglık bakanlığına sesleniyorum..lütfen bu muayene ücretini
hastanede alın her eczaneneye gitiğimde bu kadar borcun var diyor
..takipte edemiyorsun borcun varmı yokmu…vatandaşın piskolojisi
bozuluyor…ben bunu çok yanlış buluyorum eczacıyla vatandaşı karşı
karşıya getirmek yanlış..
şüphesiz bunlar konuyla ilgili olmaması gereken ayrıntılar.
ama bu dönüştürme ya da kaldırma meselesinde ilaç sektörünün sunduğu hizmet benzeri nerede alınacak?
yarın kurs gördünüz alın size fatura mı denilecek?
Yazarımız örneği okullara kitap dağıtımı üzerinde verseydi iyi olurdu. Çelişki burada okullara ders kitaplarının ücretsiz dağıtımına dershaneler karşı çıkıyor mu? Hayır tam tersi destek çıkıyorlar. Çünkü ders kitapalrına para vermekten kurtulan veli kurslara ve yardımcı ders kitapalrına para ayırmada cimrilik yapmıyorlar. Sonra okullarda da bu durum istifade konusu oldu. Öğretmenler rahat bir şekilde yardımcı derskitapalrı önermeye başladılar. Anlayacağınız bu girişime sadece kırtasiyeciler karşı çıkıyor. O ayrı bir yara konusu. Bir sektör bu reforum sayesinde bitirildi.
Muayene hane konusunda devletin doktoruna sınırlama getirildi. Ki bu başlangıçta doğruydu ve devamı gelemedi. Ama sonra ondan da vazgeçildi, zaten. Eee ne alaka şimdi? Sayın yazar acizane tavsiyem; bu konuda da dershanelerin kapısını çalma. Çünkü muayene örneği olsa olsa devletin okulunda bulunur. Şöyleki devletin okulunda öğretmen dersini anlamayan öğrenciye daha fazla yardımcı olamayacağını ve eğer istiyorsa -hani notlara da yansıyacak ya- özel ders teklifi sunuyor. kabul da görüyor. Hatta okul kendisi etüt adı altında dershanelerin fiyatında özel kurs açıyor. Ee bir yanlış benzetme daha. Gördünüz mü dershane sitemi eleştirilecekken bakanlığın okul kurslarının töhmet altına sokulma mantığını.
Halk eğitim
merkezlerine dershane öğretmenlerini görevlendireceğini söyleyen
iktidar kursları kapatma mantığını inkar ediyor. Testse test tostsa tost
menfaatçilikse menfaatçilik o zaman sürüp gidecek. Peki sormayacaklar
mı sizin amacınız özel sektör olarak devam eden bu insanlara düşmanlık
mıydı? Vergisini versin devletsin diye sana da güvensin. Ama sen
kurumları kapat devlet adına iş pazarla. Zaten ücretsiz de olmayacak. Ders ücretleri konulacakmış. Doküman parası da alınacak. Okul kursunda
da paralar paşa gibi alınacak. Demem o ki devlet bütçeyi doğrultma için
bu işin içine giriyor olmasın
mı?
Yazarımızın diğer önerisine gelince, özel hastahane konusu bugünlerde hiç savunulmasın. Çünkü facia. Ona da kıyası özel okul üzerinde yapalım. Haydi şeytandan yana olalım. ikisi de fakir fukara düşmanı ve zenginlere yarar. Zengin oralara uğrasın devlette boşuna kalabalık yapmasın deniliyorsa alın size bir sorun daha sınıf ayrımı otomotikmen oluşuyor. Dini değerleri savunan iktidara hiç de iyi öneri değil. Yarın bu ayırımı camilere de sıçrar. İftarlara yansıdı da namaza daha yansımadı.
şimdi dershanelerin bu üç örnek kurum mantığına göre dönüştürülmesi savunulamaz.
O halde soru en temelden sorulmalı dershane nedir?
VİKİPEDYA DİYORKİ
Dershane, öğretim ile beraber öğrencinin duygusal, bilişsel ve
davranışsal özelliklerinin de arttırılmaya çalışıldığı, bünyelerinde
Rehber Öğretmenlerin bulunma şartı olan kurumdur.
Yasal olarak Milli
Eğitim Bakanlığı'na ve Talim ve Terbiye Kuruluna bağlıdırlar.
Orada ne yapılmakta?
Temelde iki kategoride, SBS ve YGS-LYS, Milli Eğitim Bakanlığı'nın
müfredat programlarında yer alan konuların ve hedef davranışların
belirli bir zaman ölçeğinde,öğrenciye aktarımı, öğrencinin verili
konularda test edilerek yeterliliğinin ölçüldüğü, tüm işlemlerden sonra
bireysel değerlendirme ile eksik kalınmış olan alanlarda konularda
işlemin yeniden başlatıldığı özel öğretim kurumları.
Sonra niçin ortaya çıkmış?
önce bir haber dedikodusu efendim başbakan olimpiyatları
kaybetmemizin akabinde uçakta benim adaşım spor bakanını dövmüş. haberin
devam eden dedikodusu ise şöyle; başbakanın aslında ilk dövdüğü bakan
benim adaşım değilmiş. diğerleri de var ama onlar gözlerinin şişliğini
belediyeye fatura etmişler. bakan yolda yürüyormuş düşmüş kaldırım taşı
bakanın yüzüne gözüne denk gelince şişlik, morluk da ondan olmuş. onlar
anlatmayınca malumu ilam hadiseler adaşımın dedikodusuyla birlikte
anlatılmış. falan zaman şunu filan zaman da şunu dövmüştü. bunlar olmuş
mu? yakıştırma mı? bilemem.
değinme sebebim ise başka.
son günlerin popüler konusu dershanelerin kapanması gerekliliği
/gereksizliği üzerine olduğundan ben de konuya bu örnekle girmek
istedim.
efendim başbakanın vurması veya nerde vurduğu
kaç tane vurduğu bilgi olarak sorulsa ve de akla gelebilecek daha
binlerce değişik soru çeşitleriyle sorulsa hepsinin cevabı bilgi sorusu
cevabı olur. bu tür sorulara laboratuvar ortamlarında ve filim
sutüdyolarında ister deney ister gözlemler de eklense sonuçta bilgi
cevapalrını alırız.
ama başbakan vurdu da bi sor
bakalım niçin vurdu mantığıyla sorgulayıcı tarzda yaklaşım sergilersek
durum değişir. mesela neden vurdu? niçin vurdu? kültürümüzde böylesi var
mı? dediğimizde alacağımız cevaplar yorum cevapalrı yada yorumların
zamanla herkes tarafından kabul edilmiş hali kavramlar ve kavramlarla
düşünme sonucu çıkar.
birinci soru ve sorular ezberci
yaklaşımla zihinlerde yer alacaktır. bu tipen yetişen nesil bir bildiği
vardır, nesli olarak arz-ı endam edecektir. ikinci tarz soruların
muhatabı sorgulayıcı nesil yetiştireceğinden tam da demokrasilerin
istediği kişileri ortaya çıkarırlar.
malumunuz ösym hem
sorgulayıcı sorular hem de bilgi soruları sormaktadır. cevapalrını da
hızlı düşünme mantığı içinde istemektedir. mesela ygs, ales vb sınavlar
çoğunlukla düşünce sorularını ön plana çıkarır. kitapçıklaırn başında
cevapalrın temel kavram ve ilkelere göre düşünülürek verilmesini ister.
dikkat edin! temel kavram ve ilkeler diyorum.
bu
bağlamda başbakanın dövmesi vurması temel kavram ve ilkelere göre şöyle
anlamlandırılabilir; başbakan vurmuşsa gücü var demektir. yani GÜÇ
kavramı. efendim başbakan ve bakanlardan söz ediyorsak nasıl
yönetildiğimiz, kimler bizi idare ediyordan hareketle YÖNETİM, İDARE
SİYASİ, POLİTİK vb kavramlara ulaşırız.
şimdi biz
sadece bilgiyi verir ve sadece bilgiyi soracak olursak - Azerbaycan
bağımsızlıktan hemen bir iki yıl sonra test sistemine göre
öğrencilerini üniversitelerine kabul etmeye başlamıştı. tabi her ders
gibi coğrafyadan da soruları sorması lazımdı. ve sorulan soru şöyleydi ;
"prezidantımız Heyder Aliyev ha vakt Çin'e gidiptir?" şimdi soruda çin
geçtiği için soru coğrafya sorusu oluyor mu? ya da soru coğrafya başlığı
altında sorulduğu için soru coğrafya sorusu olur mu? - malum bilgiden
hareketle sorunun bir cevabı var o da yıl bilmem kaçtır ve cevabı da
tarih dersini ilgilendirir. işte bilgi sorusuna muhattap olmanın ya da
edilmenin ya da ettirilmenin vahim sonuçlarından bir de budur. ha biz de
bu tarz sorular var mı bildiğim kadarıyla devlet organizeli sınavlarda
yok. ama vahimleri öğretmen inisiyatifli snavlarda var. mesela Atatürk
ile ilgii bir soru sorup bütün şıkları da Atatürk yapmalar falan.
nasıl bir verim alınacaksa ya itaatkar ya da riyakar ya da tabuları önceleyen nesil yetişir.
bu
arada ösym yıllar içinde kendini sürekli yeniledi ve sorularıyla
toplumu şekillendirdi, tezini ortaya atacam. malum at yarışı gibi bizi
koşuşturan sınavlar varya, işte o asıl başı ezilecek kurum. şakası bir
yana düşünen kollektif beyin demek daha doğru.
ösym demek kavram bilgili soru odağı demektir.
kavram
sorularıyla bezeli soruların olduğu bir ülkede ne olur? -mesela günümüz
türkiyesinde malum tarihsel figur Atatürktür. geçen 10 kasımda se bir
ilan "olmsaydın olmazdık" karşıt ilan "olmasaydın da olurduk" -
yaklaşımlarıyla sorgulayıcı iki toplum tipi sonucunu veriyor. bğenelim
beğenmeyelim durum bu. genç siviller veya başka fikir planlı topluluklar
bu düşünce merkezli sorularla yetiştirildiğinden sorgulayıcı oldular.
darbeye karşı olma veya iktidarı hem destekleme hem -gezi olaylarında
olduğu gibi- sarsma bu yeni neslin temel vasfıdır.
şimdi
sorulması gereken soru şu; temel ilke ve kavramlar okullarda
öğretiliyor mu? cevap öğretilseydi öğrenciler de dershane kapılarında
kuyrukta olmazlardı. peki öğretilmemesinin sebebi ayrıca dersi mi yok?
evet ayrıca dersi yok. zaten şimdi konulsa dersi verecek kadro da yok.
bu
noktada okullar kavram bilgisinin hiç bir noktasında değiller mi? bana
kalırsa içnde olduğunu idaa edebilirler. eğer idaadan öteye ispatları
varsa gerek ders kitaplarında gerekse öğretmenlerin sınav ya da ekstra
dokümanlarda kavram bilgisiyle alakalı sorular var mı yok mu
bakılabilir? bahane yok ispat var.
kaliteli öğretmenden beklenirler / beklenemezler
öğretmenler kaliteli
eğitim vereceklerse onu üniversite okuken alırlar. ayrıca kaliteli eğitim
aldı diyelim ders ortamı ve malzeme yetersizse o öğretmen yine bir şey
yapamaz.
şu konuda anlaşlaım. düğüm noktası üniversitelere giriştir. o
da sınavla oluyor. sınavların zamana karşı yarış olduğunu bunun da tek
çözümünün çok soru çözmeden geçtiğini bilelim. öğrencinin çözeceği
sorular ise bilgi ve yorum sorularıdır. hem zeka hem bilgi ama hızlı
yarış. bu durumda öğretmen ve kalitesi tartışılabilir mi? şunu da
unutmadan öğretmen öğrencisini hayata da hazırlamalı. yani soru
mantığına hiç de uygun olmayan teori ispatları deney ortamları
kompozisyon hazırlıkları vs. öğretmen okulda asıl kalitesini burada
ortaya koyar. yıllar sonra bile öğretmenin öğrencileri o derslerdeki
tecrübelerle hareket edeceklerse kalite var demektir. indirgenen
kalitenin diğer iki yönüne gelince yorum kabiliyeti ve bilgi becerisi.
kabul edelim ki okulda iyi öğretmen bilgi becerisini kazandırsa bile
yorum kabiliyetini kazandıramaz. en azından onun malzemesi yok. ya da
her öğretmende yok. nedir dersek temel kavram ve ilkelere göre
düşünmedir, derim. şimdi ben tarihçiyim eğer temel kavram ve ilkelerden
haberdar isem onu bilgileri verirken kullanırım. değilse veremem.
biraz
uzun yorum oldu ama devam etmeliyim. istisnasız öğretmen kadromuzun
tamamı aynı ders kitaplarının öğrenciden daha fazla bileni durumunda.
kpss kurslarında öğretmen adayları içler acısı. yada meb branş sınavı
gerçekleştirmişti. katılım da meb kadrosunda olmuştu. sonuç merak
edenler için her yerde. sonuç içler acısı
temel kavram ve ilkelere göre sorulan soruları ya da mantığını okul mu
dersane mi kazandırıyor? eğer okul diyorsanız en başarılı okulların
öğrencileri de dershanelerde öğrencilerimiz oluyorlar.
okul öğretmeni bu beceriyi verebilirse -ki malzemeleri de uyumlu olmalı-
zaten dershane olmaz.
bu durumda dershaneler nereye düşüyor?
bu
bağlamda okulu geçtik dershaneler kurs ortamında temel kavram ve
ilkelerin dersini veriyor mu? hayır.
evet
dershanelere giden öğrencilere temel kavram ve ilkelere göre ders
anlatılmıyor. çünkü onlar da aynı kalite ortamından gelme kişilerdir. peki dersaneyi bu durumda okuldan
üstün kılan ya da popüler kılan mevzu nedir, dediğimizde durum aydınlığa
çıkıyor.
evet
dershane aslında neyi öğretiyor?
üniveriste sorularını hazırlayan ösym sistemine hızlı ayak
uydurma, ona göre dokümanlar çıkarma, sorularının çözme mantığını zekice
taktiklerle hızlandırma ve soru çözüm sistemi gibi ap ayrı bir mektepli
değil de alaycı becerisini ortaya çıkarmadır.
kıyaslama açısından ösym soru kalıplarının kazandırdığı kavram, ilke ve
beceri bilgisine dershane dokümanları mı okul ders kitapları mı yatkın?
dersaneler aynı zamnda
bilgi sorularının da muhatapları olduğu için okulda öğrencinin eksik
konularını unuttuklarını veya görmediklerini de veriyorlar.
bunu söylerken ara sınıflar ve
sınavlarda öğrenciye yapılan ders takviyelerini falan da saymıyorum.
hem
gelişme kabiliyeti zayıf olan öğrenciye okulda öz öğretmeni bile özel
ders özel etütlerle bir şeyler yapamazken neden okul ve malzemelerinin
yetresizliğini tartışmıyoruz da dershanelerin desteğini yadsıyoruz.
Boşluğu farkettiniz mi?
ama dershanelerin kapatılması gündemde sorunlar da bir sayılıyor. mesela;
1- okulu işlevsiz kılma en başta gelen kabahat.
2- eşitsizlik ortamını körüklüyor.
3- öğrenci ve veliye psikolojik baskı uygulatıp yarışa zoraki herkesi katıyor.
4- öğretmenlerin de dershanelerde içler acısı hali var.
bundan dolayı kapatılmalı.
öğrenci mağdur olacaksa ona okulda kurs, halkeğitimi gibi yerlerde kurs verdirerek eksiklik hisettirilmeyecek.
ileri tarihlerde ise sınav sisteminde çoktan seçmeli mantığını bitirmek. ösym bu bağlamda kaldırılacaksa onu da kaldırmak.
ösym yıllar içinde ülke genelinde sessizce düşünce devrimi yaparken bunun önünü almak ne derce doğru olacaksa.
Bence devlet dershaneleri ÖSYM merkezli olarak yeniden yapılandırmalı.