Powered By Blogger

28 Eylül 2013 Cumartesi

‘CEMAAT CAMİDE’ DİYEN DE ‘CAMİA’YA ‘CEMAAT’ DİYEN DE NASIL BİR SENDROM İÇİNDEDİR?


‘CEMAAT CAMİDE’ DİYEN DE ‘CAMİA’YA ‘CEMAAT’ DİYEN DE NASIL BİR SENDROM İÇİNDEDİR? – ÖNDER AYTAÇ


‘CEMAAT CAMİDE’ DİYEN DE ‘CAMİA’YA ‘CEMAAT’ DİYEN DE NASIL BİR SENDROM İÇİNDEDİR?
17.NİSAN.2013

ÖNDER AYTAÇ
Vakti olmayanlar ve yazdıklarımızı sonuna kadar okuyamayacaklar için, makalenin bitişinde söylememiz gerekenleri biz en baştan söyleyelim. Şöyle ki;
GİRİŞ
1. İshak Alaton’dan Üzeyir Garih’e, Can Paker’den Mustafa Koç’a, Murat Ülker’den Allah rahmet eylesin Vatikan Temsilcisi Moroviç’e kadar pek çok insan tarafından hüsnü kabul gösterilen ve 170 ülkede faaliyet içinde bulunan bu hareket bir cemaat nitelendirilmesine sıkıştırılamayacak kadar büyüktür ve artık kelimenin tam anlamıyla da bir camiadır…
2. Bu bağlamda BBP’de, MHP’de, Nakşiler’de, Süleyman Efendi’nin talebeleri de, Osman Nuri Topbaş Hocam’ın yapılanması da ve hatta’ milli görüş’ hareketleri de bir anlamda ‘cemaat’ hareketleridir. Ama hala toplumun bütün farklı kesimlerince kabul görmüş olan ‘camia’ olamamışlardır. Fakat umudumuz o dur ki inşallah ileride olurlar…
3. Son milletvekilleri seçimine kadar AKP’de cemaat gibi hareket eden ve Türkiye’nin partisi ol(a)mayan bir yapı içindeydi. Ancak son seçimler ile –biraz da alternatifsizliğinin verdiği şımarıklıkla- camia olmaya doğru yöneldi. Ancak daha önceden oy bağlamında camia olmaya doğru adım atan ve sonrasında da çok ciddi hezimet yaşayan; AP, DYP ve ANAP örneklemeleri de sanki akıllardan asla çıkarılmamalıdır.
 

4. Her kim ki Gülen hareketini hala ‘cemaat’ kavramının içine sıkıştırmaya / hapsetmeye çalışmakta, bilin ki bunu yapanlar kendisini –bu Sn. Başbakan bile olsa- cemaat lideri gibi görme sendromu içinde olan talihsiz kişilerdir. Bu bağlamda Sn. Başbakan’ın ağzını doldurarak ‘cemaat camide’ söylemi de es geçilmemesi gereken önemli bir noktadır. Evet ‘cemaat camidedir’, camia ise nerede ise artık her yerdedir. Ve hatta o kadar her yerdedir ki AKP iktidarı bugün muktedir olabilmişse, bunu camianın kadrolarının kendilerine kayıtsız şartsız hizmet etmiş olmalarına borçludur. Aksi halde kolaylıkla 2. Erbakan Hadisesi ya da 2. 28 Şubat Post-Modern Darbesi süreci yaşanıyor olabilirdi de denilebilir…
5. Kanımızca ak(ıl)lı olan, onlara karşı cephe almak yerine, onlarla birlikte hareket etmek ve ‘kazan-kazan-kazandır’ yaklaşımı ile yola devam etmek şeklinde adımlar atmalıdır.
6. Son olarak Fethullah Gülen ile özdeşleştirilen camianın başkaları gibi asla ve asla dünyaya yönelik bir talepleri olmamakta, yapılan iş peygamber mesleği olarak görüldüğü için, onun yerini tutacak hiçbir görevin –belediye başkanlığı, milletvekilliği, bakanlık, başbakanlık, cumhurbaşkanlığı bile olsa- olmadığına  ve onun yerini tutacağına inanılmamaktadır. Bir diğer anlatımla, partililerin düşündüğü kendi karlılık oranında bir azalma olacağı düşüncesi, camianın asla düşünmediği ve tenezzül bile etmeyeceği bir olgudur.

Yukarıdaki değerlendirmelerimizden sonra Hürriyet’ten Hadi Uluengin’in ve Zaman’dan Ekrem Dumanlı’nın yazdıkları bağlamında ‘camia’ ve ‘cemaat’ bilgilendirmelerine göz gezdirmekte yarar vardır.
 
HADİ ULUENGİN
‘…PENNSYLVANIA’daki kanaat önderinin manevi ve fikri kişiliği etrafında birleşen geniş kitleler acaba genelde dil pelesengi edildiği gibi “cemaat” özelliği mi yansıtıyorlar? Yoksa aksine, “camia” kelimesini kullanmak daha mı uygun düşüyor?
Ben bu sonuncu tanımın doğru olduğuna inanıyorum…’ diyen Hadi Uluengin 2 farklı yazısının devamında da özetle;
1. …“Cemaat” sözcüğüyle önce zamanda ve mekânda belirli bir sınır çiziyoruz. Sonra kuralların var olduğunu çağrıştırıyoruz. Nihayetinde de sayıyı ve halkayı nispeten daraltıyoruz…’
2. …Zaten illâ uhrevi anlam ifade etmeyen “camia” sözcüğü “cemaat” kelimesine oranla hem sayıda çoğulluk, hem de yelpazede çoğulculuk içerir…’
3. ‘…Fethullah Gülen Hocaefendi’nin manevi önderliğini yine manen benimsemek; hatta belki yalnız barıştırıcı ve uzlaştırıcı söylemine sempati duymak olan geniş kitleler de bugün artık “cemaat” olarak adlandırılamaz.
Hem artı ve eksileri, hem de erdem ve zaaflarıyla bütün sosyal ve organik özelliklerini yansıttığı içindir ki, Gülen hareketi şimdi ancak geniş bir “camia” kelimesiyle tanımlanabilir…’
4. …‘camia’, mensuplarını tek bir ortak paydada birleştiren; fakat onun dışında, grup üyelerinin homojen bütünlükten ziyade heterojen farklılıklar sergilediği geniş ve esnek bir yapıdır…’ demektedir.
 
EKREM DUMANLI
Ekrem Dumanlı da yazdığı makalesinde Hadi Uluengin’in yaklaşımına benzer bir söylem ile başlamakta ve; ‘…Fethullah Gülen Hocaefendi’den ilham alarak hizmet eden, o hizmetlere fiilen ya da ruhen destek verenlere cemaat demek büyük haksızlık. Hem o geniş kitleyi daraltıyor hem de toplumun bütün katmanlarında var olan vicdanî oluşumu görmezden geliyor. Bahsi geçen topluluğa “cemaat” demek yanlış. Olsa olsa “camia” demek gerekiyor…’ haklı değerlendirmesinde bulunmakta ve devamında da ‘camia’ ile ‘cemaat’ arasındaki farklılaşmayı da maddeler halinde şöyle ifade etmektedir;
1. Gönüllüler hareketi, dar bir kitle ya da dışa kapalı bir zümre değildir. Toplumun ta kendisidir. Ne yazık ki insanlara “cemaat” diyerek onları marjinalize etmek isteyenler çoğunlukla dar bir zümredir ve “cemaat” nitelemesi onlara daha çok yakışmaktadır. Camia, toplumun genelinde hüsnü kabul gören yapıdır. Bu nedenle her siyasî gruptan, her sosyal zümreden destekçisi bulunmaktadır. Yeryüzünün bütün kültürleriyle diyalog haline geçmiş, sahip olduğu insanî değerlerle her kesimin gönlünde sempati uyandırmış bir kitle, dar manasıyla “cemaat” değil, kuşatıcı ve kucaklayıcı yapısıyla bir “camia”dır ve onun merkez üssü ma’şeri vicdandır. O vicdana kulak vermeyenler, “cemaatin gücü”nü Kaf Dağı’nın eteklerinde arıyorlar. Nafile bir arayış o.
2. Cemaat diye bahsedilen kitlenin içinde Türkiye’nin her kesiminden, en eğitimli insanları da bulunmaktadır. Doktor, mühendis, asker, gazeteci, öğretmen, esnaf, savcı, emniyetçi, iş adamları… Her meslek grubundan insanın “hizmet”e değer vermesi, ona belli bir oranda sahip çıkması onları “cemaat üyesi” yapmaz. İnsanların mesleklerini icra ederken verdiği kararlar ile ne “cemaat”in ilgisi vardır ne camianın. Emir-komuta zincirine bağlı olmayan bu topluluğun paylaşım alanı engin bir ufku, zengin bir çalışma sahasını işaretlemektedir. Bu sivil yapıya ne zorla üye olunur; ne de istifa dilekçesiyle yollar ayrılır. Gönül bağına çizilecek bir hudut daha keşfedilmedi; hiçbir zaman keşfedilemeyecek.
3. Camia’nın kapısı herkese açıktır. Hatta camianın aktif destekçileri onlarca yıldır anlamsız bir şekilde düşmanlık yapanlarla bile diyaloğa girmekten çekinmez. Diyaloğu oportünist bir yaklaşımla çıkar gözeterek yapmaz. Samimidir. İnsanların makul eleştirilerinin olabileceğini ta baştan kabul etmiştir. Hatta bir kısım yanlış anlamalardan bizzat kendilerinin sorumlu olabileceğini de düşünür. Yapılan tenkitleri ortak akıl vasıtasıyla değerlendirir, aynaya bakmaktan korkmaz ve her şeye rağmen hiçbir ferde ya da gruba karşı iletişim yollarını tıkamaz. Siz gönlü bu kadar geniş, tahammül gücü bu kadar derin bir topluluğa “cemaat” deyip marjinal bir grup muamelesi yaparsanız camia sizi inandırıcı bulmaz.
4. Camia, her siyasî eğilime saygıyla bakar. Onun savunduğu ilkeler ‘daha çok demokrasi’, ‘daha çok özgürlük’, ‘daha çok şeffaflık’tır. Sivil toplum şuuru ile anti demokratik bütün oluşumlara karşı onurlu bir duruş sergiler. Bu çerçeve camiayı bazen bir partiye yakın gösterirken bir diğerinden de uzaklaştırır. Bu, mutlak bir angajman değil; temel hak ve özgürlükleri garanti altına alan ufuk birliğinin tabii bir sonucudur. Yakınlaşma ve uzaklaşma sürecinde bile blok halde bir yapıya eklemlenme söz konusu olamaz. Tam da bu nedenle her siyasî partiden (miktarı değişken de olsa) sempatizanı vardır ve olmalıdır da.
 
5. Camia’nın hizmet felsefesi “müspet hareket etmek” üzerine kuruludur. Asla hiçbir kimse için kötülük beslemez, intikam duygusu taşımaz. Hukuka saygılıdır, demokrasinin en güçlü destekçisidir. Kırıp dökmek, acıtıp incitmek, kendisine karşı yapılanlara misliyle cevap vermek gibi bir üslubu ve yaklaşımı yoktur. Onun muhalefet anlayışı Soğuk Savaş döneminden kalma yıkıcı, bölücü, ayrıştırıcı, incitici karşıtlık üzerine kurulu değildir. “Şöyle yapılsa daha iyi olur”, “Şu şekilde hareket edilse daha isabetli hareket edilmiş olur” gibi yol gösterici üslup nedeniyle her kesimden saygıyı hak eder; çünkü hakperestlik ve kadirşinaslık öyle gerektirir.
6. Camia, toplumsal değişim ve dönüşümün vicdanıdır. Tam da bu sebeple sosyal yönelişlerin paralelinde yer almıştır hep. Statükonun ondan rahatsız olmasının sebebi, değişim ve dönüşümün yanında yer almasındandır. Ancak değişim süreçlerinin ‘fitne’ ve ‘anarşi’den sakınarak yapılması gerektiğine inanır. Ne pahasına olursa olsun kurulu düzeni temelden sarsma yerine; tabii bir değişimi ve makul bir dönüşümü arzu eder. O sürece etki eden her çevreyle medenî ilişki içindedir; ancak ibrenin daima daha katılımcı ve demokratik bir hedefi işaretlemesi gerektiğini asla unutmaz. Bu nedenle aynı ufka odaklanmış farklı kesimlerden çok sayıda dost, arkadaş, sempatizan kazanır. O geniş dairenin karşıtlık üretmesine bile izin vermemek için sosyal barışın altını her fırsatta çizer.
7. Camiayı bugünlere taşıyan evrensel değerler olduğu kadar; o maksat uğruna gösterdiği hasbîlik, fedakârlık, diğergamlık ve adanmışlık duygusudur. Hizmet ehli hiçbir dünyevî beklenti içine giremez. On binlerce kilometre uzaklıktaki bir ülkeye hizmet için gidenler de; en vitrin görevleri ifa edenler de ev sahibi, mal mülk sahibi olmayı hedeflemez. Servet düşmanı değildirler; o yüzden de hizmetler çok sayıda işadamı ve esnafın gönlüne taht kurmuştur. Bu duruma rağmen bu kitlenin paradan puldan, şandan şöhretten, makamdan mansıptan uzak yaşaması, ma’şeri vicdanda yankılandığı için değişik kesimlerin kalbinde dalga dalga iz bırakmaktadır. “Kendisi için yaşayan başkası için yaşayamaz” düşüncesinin oluşturduğu samimi atmosfer binlerce defa test edilmiş; tek işi hizmet olan gönüllüler bu çetin sınavdan alnının akıyla çıkmıştır.
8. Camianın geniş kitleler tarafından bu kadar takdir edilmesinin bir sebebi de hem öncü fertlerin hem de kurumsal yapılarının istiğna esasına dayanması ve tam bağımsızlığı adeta kıskançlık seviyesinde korumasıdır. Bağımsızlığın bedeli ağır olur çoğu zaman. Sosyal hayatta geniş yansımaları olan bir camiayı kendisine tam teslim görmek isteyen vesayetçi güçler (bu çoğu kez uluslararası arenaya da yansır) camianın bağımsız ve müstağni durumundan hoşnut olmaz. Hatta rahatsız bile olurlar. Oysa camianın herhangi bir yere dayanması sadece kendi bağımsızlığını zedelemez; aynı zamanda dayanak noktası dışındaki sempati dairesini parçalar. Camia buna geçit vermediği için camia olarak kalır. Bu durumdan rahatsızlık duyanlar birbirine zıt, birbirini tekzip eden yakıştırmalarda bulunur. Ne var ki o tip suçlamalar toplum vicdanına çarpar ve anlamsız hale gelir.
9. Doğrudur; “cemaat” çoğu kez “tek tip” insan yetiştirebilir; ancak camianın böyle bir lüksü yoktur. Zaten bu kadar eğitimli ve yaygın bir kitlenin “tek tip insan” olmayı kabullenmesi mümkün değildir. Camia içinde her tip adam bulunur. Birbirine zıt insanların (ve kitlelerin) bir camia ile az-çok temas halinde olması, o camianın geniş bir gök kubbe altında gayret sarf etmesi nedeniyledir. O kucaklayıcı tavır olmasa, bu kadar değişik sosyal yapı ve siyasi oluşum kendine bu camiada bir yer bulamaz.
10. Camia, şartlar ne kadar zor olursa olsun, asla şiddete sıcak bakmaz. Onun gücü gönüllere hitap etmesi, en amansız düşmanlık yapanlara bile kötülükle mukabele etmemesidir. Kara propaganda ve komplo teorileriyle bu gerçekliği aşmaya çalışanlar tek bir somut delil getirememiş, sadece uç iddialarda bulunmuşlardır. Camia, barışçı ve sivil mahiyeti ile gönüllere hitap eder. Herkesin konumuna saygı gösterir; kendi duruşunu olağanüstü şartlarda bile bozmaz. “İncinsen de incitme” esasına bağlı bu kitle, çok zulme maruz kalırsa (ki belli dönemlerde böyle acılar yaşanmıştır) meseleyi Allah’a havale eder. Vicdan sahibi herkesin göklerin kapısını zorlayacak o durumdan çok sakınması gerekir… Çatışmacı kültürden bu kadar uzak, farklılıklara bu kadar saygılı, sosyal barışa bu kadar tutkun bir kitlenin toplumdan kopuk ve marjinal bir yapı gibi sunulması kasıtlı bir davranış değilse yetersiz bilginin bir sonucudur.
11. Camia, bir değerler manzumesine gönülden sevdalıdır. Güncel olayların paletleri altında ezilmektense; çağıyla hesaplaşmayı tercih eder. Bu tercih ortaya konurken tahlil ve terkip yolunu seçer. Mevlânâ metoduyla pergelin bir ucunu öz kaynaklarında sabit tutar; diğeriyle yeryüzünü dolaşır. Yani bir yönüyle yerel, diğer yönüyle evrenseldir. Kendi değerlerinden taviz vermeyen yapılar bazen kendi kutsalını dar bir çerçevede yorumlayabilir. Hal böyle olunca o topluluk hem sosyal yelpazenin çok küçük bir bölümüne hitap eder; hem de o kutsalları yaşatma ideali daha marjinal ve sert bir söyleme dönüşebilir. Oysa bahsi geçen camia, hem kendi kutsalını yaşamayı hem de başkalarının kutsallarına saygı duymayı (sadece hamasî söylemlerle değil) hayatın kendi pratiğinde ispat ediyor. Bu haliyle hem kendini marjinalize etmiyor hem de kendini karşıt görenlerin izolasyon politikasına boyun eğmiyor.
Ekrem Dumanlı da yazdıkları ile net bir çizgide Fethullah Gülen hareketinin ilk çıkış noktasında bir cemaat yapılanması şeklinde / biçiminde olsa bile, daha sonraki gelişme aşamalarında ve globalleşmesi ile doğru orantılı olarak dünyaya açılan statüsü ile camia şekline dönüştüğünü açık ve seçik bir biçimde ifade etmektedir.

SONUÇ
Sanıyorum ki;
1. Sn. Başbakan da milli görüş çizgisinin cemaat yapısı içinde kalmayıp camiaya dönüştüğünü, artık camia olan Gülen hareketine bakışı ve onlarla olan ilişkisi bağlamında belirleyecektir.
2. Eğer Sn. Erdoğan, bir başbakan ve devlet adamı gibi hareket etmez ve kucaklayıcı bir tavır sergilemezse ve adeta ‘küçük olsun ama tek benim olsun’ tavrını taşıyan cemaat liderleri gibi davranırsa, camiaya kısmen sıkıntı verse de, siyasi arenadaki mezarlıkta, AKP’nin de kabrinin yerini –aynı AP, DYP, ANAP gibi- şimdiden belirleyecektir.
3. Eminim ki Sn. Başbakan Hadi Uluengin’e ve Ekrem Dumanlı’ya yukarıda sözünü ettiğimiz makaleleri yazdıkları için çok kızmış ve hatta onları da -pek çok gazeteciye yaptığı gibi- gazetelerinden attırıp kendi adamlarını onların yerlerine koymak için bile çok uğraş(ma)mıştır.
4. Benim her konudaki fikrime çok değer veren ve yazdıklarımı satır satır okuyan Sn. Başbakan, ‘camia’ ve ‘cemaat’ bağlamında ne düşündüğümü bilmek istiyorsa, makalenin girişindeki ilk 6 maddeyi okusa yeter…
Selam ve saygılarımızla efendim!..
Twitter: @onderaytac

Hiç yorum yok: