EKSİK KALSIN ÖMER BEY
ÖMER LEKESİZ'İN "Hepimiz
cemaatçiyiz!" yazısını yorumladım.
Konuya Salih Tuna'nın
yazısının ilgili kısmını ve yorumlarımı vererek başlamak istedim.
Salih Tuna- Cemaat de çok
gıcıklık yapıyor ama! yeni şafak 10
eylül yazısından
Üst kısmı hem fikir olduğum kısımdır***
Gezi olayları sırasında, İhsan Dağı kardeşim 'çoğulcu – çoğunlukcu' muhabbetinden veya 'demokrasi sandıktan ibaret değildir' diskurundan başını kaldırıp da mahut şiddeti şöyle bir teşrih masasına yatırmadı.
Ahmet Turan Alkan abimiz de Başbakan'ın üslubuna kafayı taktığının binde biri kadar bu edepsizliğe dönüp bakmadı.
Hülasa, en hafif ifadeyle, 'Erdoğan da çok gıcıklık yapıyor' demeye getirildi.
***
Aşağıya aldığım kısım ise özellikle İhsan Dağı ve Ahmet Turan Alkan kısmı cenahımızın bir kesimi için fazlasıyla yaralayıcı oldu. Hani dostun bir tas ayran uzatması lazım da hiç söz etmeseydi faslı. Eh öyle olmakla beraber fazlasıyla gönül alıcı çaba da oldu. Ama o cenahta her kes Salih Tuna değildi. Çoğu Kahire muhabiri Cumali Önal üzerinden saldırdı. Cemaat adeta kilitlendi. Polis emre uysa bilmukabele şiddet gösterse cemaatin hükümete çelmesi olarak değerlendirildi. Polis sessiz kalsa yine farklı bir telden çelme yapıldı. Hocaefendinin sözleri her daim eleştirildi. Hiç kimse demedi ki cemaat yüreği ağzında o günleri nasıl geçirdi? Camı çerçevesi indirilen kurumlarının hiç hesabını yapmadı. Dövülen sövülen kişilerini hiç hesaba katmadı. komşularının tacizinde birlikteydik beyler.
Ne oldu peki? Olaylar dindi yara bere hesabı cemaate yüklenme devam etti. Koro halinde yazarların saldırısı en edeplisi olanıydı. Dershanelerin kapatılacağı her seferinde gündemi işgal etti. Yazarların saldırı amaçlı yazıları ve altına yazılan yorumları nereye oturtacağız.
Birilerinin ortaya attığı her siyasi oluşum fitnesinde gözleri çevirdiğiniz camia taarruz yiye yiye bir hal oldu. Doğuda açılım bahanesiyle Molotof yiyen kurumlar, dövülenler, sövülenler bunların ne kadarı haber değeri taşıdı.
*****
Aşağıda okuyacağımız satırlarda ise duygu birliğimiz devam ediyor.
İmdi, ODTÜ'de başörtülülere yapılan faşizan muamele hakkında 'Yok öyle bir şey; Gezi ruhu öyle şeyler yapmaz' diyemiyorlar tabii.
Çünkü başörtülülere terbiyesizlik yaparken suçüstü yakalandılar. Haliyle yapacakları tek şey vardı; 'orantısız zekalarını' çalıştırmak.
Çalıştırdılar:
Cemaat yurtlarına öğrenci topluyormuşlar da, onların yurtlarına fuhuş yuvası diyorlarmış da bilmem ne!
Argümanları da tastamam 'Gezizeka' mamülü: 'Baskı uygulanmıyor, ODTÜ'de birçok başörtülü var...'
Hey kurban olduğum Allah bu nasıl bir mantıktır: 'Başörtülülere baskı yapsaydık ODTÜ'de hiçbir başörtülü kalmazdı' mı demek istiyorlar?
'Kimliğini dermeyan eden Kürtlere zülmedilseydi, Türkiye'de milyonlarca Kürt olmazdı...' demek gibi bir şey bu!
Farkındaysanız, hedefe bu sefer Sayın Erdoğan'ı değil, 'Cemaati' koydular.
Beklentilieri şu:
Nasıl ki Gezi muhabbetinde 'Erdoğan da çok gıcıklık yapıyor' diyenler çıktı, şimdi de 'Cemaat çok gıcıklık yapıyor' diyenler çıksın.
Boşuna beklemesinler.
Başörtüsüne saygısızlık yaptığınız her yerde hepimiz 'cemaatçiyiz.'
kısaca böyle
Gelelim
" Hepimiz cemaatçiyiz!"
başlıklı yazıya
"Salih Tuna, 'Cemaat de çok gıcıklık yapıyor
ama!' başlıklı o yazısında Taksim eşkıya kalkışması sırasında Hizmet'in
yayın organındaki kimi yazarların ecelerle, ezgilerle nasıl eşitlendiklerini,
fitne ateşine nasıl benzin taşıdıklarını tekrar vurgulamayı gerektirmeyecek
şekilde yazmakla kalmadı, benim de tereddütsüz katıldığım şu sonucu, taşı
gediğine ustaca yerleştirircesine net bir şekilde yerleştirdi: 'Başörtüsüne
saygısızlık yaptığınız her yerde hepimiz 'cemaatçiyiz.'"
Sayın yazarın bana göre en dikkat çeken
satırlarının altını çizdim. Çizdim. Çünkü
yazarların sadece tarafgir olmamalarını ama duruşlarının kritize edilmediğini
dolayısıyla " Taksim eşkıya kalkışması "
yapanlarla nasıl bir işbirliği mesaisine giderek sonuçta eşkıya ile haşrolma akıbetine
maruz kaldıklarını doğrusu öğrenmek istedim. Olayların ilk günlerinde masum
sayılabilecek bir eyleme müdahalenin yangına itfaya hortumunda su sıkma gibi
mantıksızlık olabileceğini ilgili kişilerin bu yangını söndürme yerine
büyütebileceklerini söylemeleri, sonuçta yapılan müdahalenin ise onları haklı
çıkarır şekilde büyümesi aşamasında haklıymışsınız cevabı almadıkları gibi
polisi eşkıyanın önünde böyle eli bağlı
tutamazsınız çözün daha da büyümesin deme vicdan sınırlarını zorlar derecede haksızlıktır.
Cumhurbaşkanı, bakanlar, mahkemeler
bu sağduyulu tavrın yanında yer alırken Başbakan'ın ilk günlerdeki inatlı
inşaat çıkışı sonradan itidale gelmişken yazarların da en başta bu noktada
çatışma sebebi olan inşaat da neyin nesi veya değer mi çıkışları onları "Taksim eşkıya kalkışması" ile
eşitlediği gibi çabaları da " fitne
ateşine nasıl benzin taşı.."ma olarak değerlendirildi.
Dileyen zaman gazetesinin arşivinden
ilgili dönemde yazarların yazılarını
çıkarıp okuyabilirler. Konu etrafında Ömer Lekesiz'in gazetesinde ve Sabah
gazetesinde yayımlanan yazıları da okuyabilirler.
Devam edelim
"Elbette ilgili yazarlar, demokratik hakları
gereğince bundan sonra da benzeri konularda aynı telden çalabilirler,"
'gazete politikası gereğince' eşkıyanın arkasında durarak, karşı faaliyetlere
katılmaktan da şiddetle kaçınabilirler. Bunlara kimse itiraz edemez."
Burada üç önemli konu, Ömer Lekesiz'e
göre;
1- Yazarları yazılarıyla"Taksim eşkıya kalkışması"
destekledikleri ve böylece "fitne
ateşine nasıl benzin taşı ..." dıkları için fitneci sınıfına koyuyor.
2- Zaman Gazetesi'ni 'gazete politikası gereği.." gezi olaylarını ya da "taksim eşkiya kalkışmasını"n arkasında durduğunu
ve gazetenin de fitneci olduğunu
3- Hükümet cenahına dolayısıyla ne
yazarların ne de gazetenin destek vermediğini, hal böyleyken " karşı faaliyetlere
katılmaktan da şiddetle kaçınabilirler."ini salık veriyor.
Peki gerçek nasıl? Yani sorularla
durumu açıklığa kavuşturalım ve sonraki paragrafa geçelim.
- Yazarların gerçekten taksim eşkıyasını
desteklediğini ve fitne ateşine benzin taşıdıklarını
düşünüyor musunuz?
- Gazetenin politikası gerçekten de destekleme
üzerine mi?
- Bir olay olduğunda gazete veya
cenah taraf kıskançlığına girdiğiniz partinin gerçekten de yanında olmayıp da
karşısında mı olacak?
- Seçimlerde oy vermeleri geçtim.
parti kapatma halinde, ünlü davalarda töhmet altında bıraktığınız cenah nerede
yer almıştı? siz kişisel olarak eleştirirken cenah nerede yer alıyordu?
İster siz ister kamuoyu cevaplarını
bulabileceğini düşündüğüm bu sorulardan sonra aşağıdaki paragrafınıza geçelim.
"Hatta ileriki zamanlarda perde gerisinde
gerçekleştirilebilecek muhtemel ittifaklar gereğince yine Başbakanı yıpratma
konusunda Bremen mızıkacılarına katılmalarına da itiraz edilemez; politikaları,
ahitleri bunu gerektiriyorsa yine yapabilirler. Nasılsa olanlar halkın önünde
oluyor ve nasılsa mızrak çuvala sığmıyor. "
Bu paragrafınızda "perde gerisinde gerçekleştirilebilecek muhtemel ittifaklar"dan
söz ediyorsunuz. sizin bu gazeteciliği de aşan
bilgilerinizden hareketle soralım;
·
Perde gerisinde gerçekleştirilecek
ittifaklar içten mi, dıştan mı yoksa iç dış ittifakından mı oluşacak?
·
Sonra nasıl bir hal alacak ve mesela
içten kimler katılacak?
·
Diğer taraftan hizmet cenahı neden
buna katılacak?
·
Yurt dışı yurt içi kurumlarının veya
kişilerin ne gibi menfaati olacak?
·
Mesela dershaneleri kapatılmaktan mı
kurtulacak?
·
Kendisine tehdit gördüğü Ergenekon, Balyoz gibi yapılanmalar
bitirilecek mi?
·
KCK ve PKK konusunda bir söz mi
verilecek?
·
Rusya'da kapatılan okulları mı
açılacak?
·
İran'ın Türkiye içi çelmeleri, Azerbaycan'da,
Tacikistan'da, Afganistan'da, Irak'ta, Yemen'de, Lübnan'da, Afrika'da çelmeleri
mi engellenecek?
·
Şianın yayılmayacağı türkiye
içindeki yapılanmaları ve diasporasının yok edileceği sözü mü verilecek?
·
Ne gibi menfaati olacak?
·
Yoksa cemaatçi denilip sürek
avlarında hedef mi yapılmayacak?
·
Sizin ve benzer yazarların saldırması
mı engellenecek?
·
Ne olacak?
·
Bunlar olmayacaksa neden destek
olunsun ki?
·
Hani yakın bürokratları şimdi de
atılıyor o zaman da atılacak, dershaneleri şimdi de kapatılıyor o zaman da kapatılacak,
İran daha azgınlaşacak.
·
neden perde gerisi olsun ki?
Devamında diyorsunuz ki perde arkası
çalışmanızın gereği "Başbakanı yıpratma konusunda Bremen
mızıkacılarına katılma.. " ve bunu da " politikaları, ahitleri bunu gerektiriyorsa" diye bağlıyorsunuz. Hani rezilden rezillik
beklenir ancak cinsinden..
Sizin bildiğiniz böyle bir ahit mi
var? Ya da metin var da imzalayacak kişi kurumlar mı var? Onların içinde hizmet hareketi
sayılıyor mu? Hani istihbaratçı mı? Bilgi verseniz tamam deriz. Değilse
nesiniz? Bu durumda gazeteci mi? Onu da geçeli, ÖMER LEKESİZ bir İftiracı
mı?
Mal bulmuş mağribi gibi ODTÜ'ye
sarıldınız. Cizrede dershane yurt yakılırken nerdeydiniz? Cami de birlikte
yakıldı?
"Ancak burada unutulmaması gereken önemli bir
nokta var. " diyorsunuz.
Sanki çok önemli de..
"Aynen ODTÜ'de olduğu gibi, Taksim Darbe
Komitası'nın kendilerinden olmayanlara karşı yürüttükleri kin hareketi, ona
maruz kalanların şahsiyetleriyle birlikte asıl onların temsil ettikleri
değerleri hedef alıyor."
Bu iyi niyetli cümlenin devamında
diyor ki yazar
"Dolayısıyla hem o şahsiyetlere hem de temsil
ettikleri değerlere yapılan saldırılarda 'bir taşla iki kuş'un vurulması
hedeflenmiş oluyor. Onlara destek olanlar da bunlardan sadece ilkine destek
veriyormuş görünmekle birlikte aslında bu çifte sonuca destek vermiş oluyorlar."
Taksim eşkıya kalkışmasını
desteklediğini peşinen ileri sürüp yukarı mahallede kendisi de inanıp başbakanın
şahsında tüm değerleri görüp saldırının da değerlere yapıldığı tezinden
hareketle -hem de Taksim'de olan herkesi de töhmet altında bırakarak - siz o
gün karşı çıkmadınız destek verdiniz. Bu gün ise eşkıya saldırısı size ve
değerlerinize döndü Ali Cengiz oyununu oynuyor. Duvarın temeline döşediği eşkıyayı
desteklediniz tezi söz fiiliyat ve kanunla berhava edilir ve ondan hareketle
kurulu önerme de yıkılır.
Çocuğun velayetini karara bağlayacak
mahkemede maznun bed bakışlara aldırmadan "çocuğun babası değilim"
dediğinde ispat için devlet aklı devreye girer ve maznun haklı bulunduğunda ise
"ama biz hep baştan beri böyle söyleyip durduk" çığırtkanlığı haklı
olur mu? Ülkede istihbarat emniyet vs vs devlet kurumları var destek vermişler
mi? Verseler başbakan olimpiyat kapanış programına gelir dakikalarca alkışlanır
ve o da takdir dolu laflar eder miydi?
Eder diyorsanız o zaman ODTÜ
olayında siz haklısınız. Değilse siz ODTÜ
olayına sarılabilirsiniz. Malum bitlerin hepsi kırılırsa kaşıntısızlık
rahatsız eder.
"Tıpkı MİT kalkışmasında olduğu gibi Hizmet'in
hemen aynı nedenle Taksim eşkıya kalkışmasında kurşunu ikinci kez yine kendi
ayağına sıkıp sıkmadığını tartışmanın yeri burası değil. "
İki ispatsız konu. Biri KCK OLAYI
savcı mit ile ilgili diğeri siz öyle takdim ettiğiniz için öyle olacak değil ya
mantığı olayı.
"Hizmetin yayın organı da düşünce ve ifade
özgürlüğüne engel olamayacağı için burada ferdi bir durum ortaya çıkmakta,
bizim de zorunlu olarak sadece bunun üzerinden konuşmamız gerekmektedir. "
"Örneğin Başbakan'ı sevmeyebilir ve onu sevmeyenlerin iftiralarını çoğaltmayı, itirazlarını
belirginleştirmeyi tercih edebilirsiniz. "
Başbakanı sevme sevmeme meselesi
içinde bulunduğunuz camiada daha belirgin. Kimse MGVve İran zihniyetini eleştirmiyor,
bu bir. Başbakana iftira atıldığını;
- Neler söylenmiş? Sonra bu
iftiralar nasıl çoğaltılmış?
- itiraz etme hangi konuda neler var
- İftira ile itiraz bir mi
tutuluyor? " iftiralarını çoğaltmayı,
itirazlarını belirginleştirmeyi" derken peşi peşine
ileri sürdüğünüz bu durum camiayı sadece itirazcı yapmaz iftiracı da yapıyor. İftirayı
yaygınlaştırma aynen hatta daha ağır iftira demektir.
- Sayın yazar teklifiniz" iftiralarını
çoğaltmayı, itirazlarını belirginleştirme" dir. Kendiniz bunu
yapsanıza. Hem mızrak da çuvala sığmadığına göre olanlar da herkesin gözü
önünde olduğuna göre
- Yapmasanız sadece iftiracı da olmuyorsunuz, başka şeyler de var
ki hesabı ahrete kalıyor.
- Hani " ODTÜ'de
olduğu gibi, Taksim Darbe Komitası'nın kendilerinden olmayanlara karşı
yürüttükleri kin hareketi, ona maruz kalanların şahsiyetleriyle birlikte asıl
onların temsil ettikleri değerleri hedef alıyor. " diyordunuz
ya işte sizin bizim o değerlerimize bir de siz saldırmış olacaksınız? Yani
onlar dıştaki eşkıyalar siz de içteki dost olarak saldırmış olacaksınız.
- Ee artık bunun altında kalmaz
camianın yaygınlaştırdığı iftiraları açıklarsınız artık.
"Bunda bir problem yok;" bence var attığınız iftiralar orta yerde duruyor. Sonra " sevgisizlikteki dozlar uyuşmuş olabilir" diyerek bir kitleyi
başbakanın karşısına başbakanı da onların karşına atma oyununu oynuyorsunuz. Devamında
ise içten içe sevincinizi dışa
vururcasına diyorsunuz ki; " hatta şu ya da bu nedenle oluşmuş muhtemel bir kuyruk acınızı
" neler size söylendiyse artık? neyse bu " kuyruk
acı.." sını
da "eşkıyanın nefretiyle nişanlayarak
azaltmayı düşünmüş olabilirsiniz." diyerek nasıl aşağılık bir üslubu tercih
ettiğinizi görün.
Önce kuyruk acısından başlayalım.
1-
PKK bitirilsin istedik ama PKK daha
bitmedi. hatta KCK olarak şehirlere de yayılıp kök salması söz konusu ve
bölgede dindarlara yaptığı baskı camianın hassas konusudur. üstelik camiayı PKK
açık hedef yaparken sizlerle ittifak yapıyor. Camia bu konuda propaganda
yapmasına rağmen sizin ve PKK lobisi kadar başarılı olamadı.
2-
Ergenekon vb yapılanmaları biz Zındıka
komiteleri olarak bilip sürekli onlardan baskı gördük. bu baskı üstadımız
döneminde yoğun sonra dozu dalgalı devam ederken sürekli tahşidatını yaptık.
zaman geldi "fasa fiso" dendi. ses çıkarmadık. sonra cesur savcılar,
mahkemeler, kolluk kuvvetleri, iktidar çıktı ve mücadele başladı. çok da mesafe
alındı. Ama daha başlangıcı sayılabilecek aşamada her şey tersyüz edildi. Halbuki
biz destanlar yazacağımız yüzyıla girdiğimizi sanıyorduk.
3-
Bu iktidardan önce Asya Avrupa Afrika
Amerika'da yalnız süvariler olarak at koşturuyorduk. iktidar da bizim yanımızda
bize destek çıktı. aşkımız şevkimiz kanatlandı. derken birileri Osmanlıcılık
oynayalım dediler onlar da inandı. aman vakti değil desek de olan oldu. Şimdi
ise değerli yalnızlık destanları ile bizim yol arkadaşlarımız evlerine döndüler
biz yine yalnız kaldık.
4-
Tahkiyeci İran'a güven olmaz dedikçe
birileri İran adına yapılır işler yaptı Marmara gemisini Akdeniz'de İsrailli
korsanlara götürdüler ve dokuz canımız gitti.
5-
Eğitimde çağ atlayacak devrimleri İran
mahbubları kıskandılar sonra da başbakanımızı dolduruşa getirdiler. başbakan
konuştukça kırıldık. kırıldıkça içimize kan aktı. dostlarımız üzüldü.
düşmanlarımız sevindi. Mesela bize Ayşe ninenin beş koyununa göz dikmiş aç
gözlü, merdiven altı işler yapan ve ÖSYM'yi de kendilerine uyduran kişiler
dedi. çok alındık.
6-
okullarımızda eğitim dibe vurmuşken,
MEB'de o kadar solcu varken ve bunlar koro halinde başbakana küfrederken yalnız
bırakmama adına MEB dedik. Gittik ama solcuların sözü geçti bizi Ömer Dinçer
cemaatçi diyerek horladı. Taksim eşkıyaları isyan bayraklarını kaldırdıklarında
o solcu öğretmenlerle birlikte sizin devrimci arkadaşınız ihsan eli açık
öğrencileri panzerlerin tomaların önüne itti. Biz onlara canlarımız diyorduk.
onları geleceğin fatihleri yavuzları diyorduk. Ama bizi okulda görmek istemeyen
zihniyet bizi dershanelerimizde de görmek istemedi. PKK nu dershaneler Kürt
halkını asimile ediyor kapatılsın derken
canımız da kapatılsın dedi. belimiz kırıldı ne kuyruğu?
7-
28 ŞUBAT SÜRECİ'nde teftişler
sırasında Dersanelerimize gelen müfettişler bayan öğretmenlerin başına ellerini
uzatmış peruk mu diye kontrol etmiştim dediklerinde ahhh bir gün gelecek de kurtulacağız
dediğimiz günleri takip eden günlerde iktidar değişti. Ama zihniyet canlı
kaldı. Öyle ki izmirde dayak yiyen başörtülü din kültürü hocamıza ne yapıldı
sormak isterim?
8-
ODTÜ diyorsunuz. Destekleyeceğiz
diyorsunuz. Cemaatçiyiz diyorsunuz. Ama inan ki inanmıyoruz. Neden mi? Ordudan
atılan binlerce subay hikayeleri var ve başörtülü suçlar dosyayı doldurmuş. Onlar
için ne yaptınız ki şimdi bize yanınızdayız diyorsunuz?
9-
Ülke malları hortumcuya gitmesin
dedik. Ama hortumların kendilerine uzatıldığı eşkıyanın tomalara şöyle taş atın
şöyle saldırın dediklerini televizyonlarda gördüğümüz kişiler canlarımızın
reklamcıları çıktı.
10- Mahkemeler adil yargıçlara teslim edilsin ve bunun üzerindeki mezhepçi
çizgi kırılsın diye referandum yapıldı. Sandıklara koştuk. Denildiği gibi de
olmaya başlamıştı. Ama öğrendiğimiz kadarıyla kendileri için sandıklara
koştuğumuz yargıçlar yeni çıkarılan kanunlarla bırakın seçilmeyi seçimde oy
bile kullanamayacaklarmış. Halbuki minareler süngümüz diyen sayın başbakanımızı
mahkum ettiklerinde, Ferhat Sarıkaya savcımız iddianame hazırladığı için meslekten
men ettiklerinde, Başbakanımız Adnan Menderes'i düşkün yapıp kukla mahkeme karşısına
çıkarıp sonra da boynuna ilmik geçirdikleri hüküm okunduğunda.. biz bir daha
bunlar yaşanmasın diye CESUR YARGIÇLAR için sandıklara koşmuştuk.
11- Özalımızın emaneti Emniyet istihbarat örümcek ağı gibi ülkeyi saran
çetelerle mücadele etmiş ve davalar açılmıştı. Ama duyduk ki tecrübeli kadro görevden
el çektirilmiş. Hikmet -i hükümet deyip ne yapabiliriz ki dedik.
12- Onu sevme suçmuş gibi o Amerika'da biz burada. onu güldürememe bizi üzdü.
ama Ömer bey biliyor musunuz
bunların hepsini senin bizi nikahlayalım da acınız dinsin dediğin o eşkıya
sevinçle karşıladı. senin İrancıların da çok sevindiler. ama biz sevinmedik.
Bir gün gelir de kapıyı çaldığında
kim o denildiğinde SENİM diyen sesini
duymak için kardeşimizi bekleyeceğiz. Dünyada isteriz. olmasa ahirete
haklarımızı helal ederek gideriz. Orada zaten ali divanda küslük olmaz.
"Esselamun aleyna alaibadillahi
salihin" hitabına mazhar olmak için bu dünya o dünya bekleyeceğiz.
Peki sen zihniyeti? siz ne
düşünüyorsunuz?
Diyorsunya "Bu
sizin dokunulması mümkün olmayan ferdi seçiminizdir. " evet dokunma
hemen uzaklaş.
Sonra biz başbakanımıza ne de "Başbakan'ın
partisine 'dinci' olduğu için sövülmesi, Başbakan'ın namaz takkesiyle,
mümince göz yaşıyla alay edilmesi, Başbakan'ın içki karşıtlığıyla, nesli koruma
kaygısıyla dalga geçilmesi..." sevindik. diyorsun ki " birinci durumdaki aşırı
şartlanmanız nedeniyle tüylerinizi diken diken etmiyorsa.. " ve diyorsun
ki " burada ciddi bir problem var demektir. " BU İFİTRALARI CEMAAT Mİ ATTI. BUNLARI
CEMAAT Mİ YAYGINLAŞTIRDI? ifitralarına
mı yanalım? İsminin manasını kavrayamayışına mı yanalım?
Aşağıdaki satırlarınızda ise Ömer
bey demogojide zirve yapıyorsunuz.
"Bu noktada
sizi kendilerinden bilmiş, yazılarınızı, kitaplarınızı okumuş, sizi dinlemek
için zamanlarını harcamış insanlara bir şey söylemek zorunda olmanın ötesinde
siz kendi temsil ettiğiniz değerlerin saldırıya uğramasına, aşındırılmasına,
kötülenmesine karşı çıkmayan fert olma niteliğini hak edersiniz." İşte problem budur
ve böylece bu satın aldığınız durum nedeniyle söz konusu çifte sonuca da
bağlanmış olursunuz."
Cevabı yukarıda yeterince verilmiş
satırlara sizi havale ediyorum.
Salih Tuna'nın 'Başörtüsüne saygısızlık yaptığınız
her yerde hepimiz 'cemaatçiyiz.' yazısına gelince onun bizim yanımızdaki değeri
Salih Tuna'nın hocamızı her dinlediğinde
"ben de beraberinde ağlarım" sözündeki gözyaşları kardeşliğidir.
" Çünkü, muhtemel
bir fayda hesabıyla kurulan ittifakların, müttefiklerin karaktersizliği sabitse
hiçbir garantisi olamaz. "
Korkma bizim böyle hesabımız yok. Ve
kimseyi boşuna korkutma biz insanlığa İslami anlatmak için yola çıkmış
insanların efendisi resule insanları getirmek cehdinde olan insanlığa hizmet
cemaati olmak istiyoruz.
Ne aşağıdaki paragrafın
" Nitekim onların karakterleri ODTÜ'de ifşa olmuş, asıl
düşmanlıklarının kendilerinden olmayan herkesi kapsadığı apaçık bir şekilde
ortaya çıkmıştır. " bizi ürkütür. Ne de biz onları toptan cehenneme
göndeririz. Biz onlardan yarın Halid bin Velidler çıkabilir sözünü müjde kabul etmiş ve bir gün
onun gerçekleşeceğine inanmış, bu bakımdan da incinsen de incitme felsefesiyle
ODTÜ lüyü ÇAPULCU'yu anlı secdede
göreceğimiz günlere kadar sabretmeye, dua etmeye kilitlendik.
Tuzluçayır kompleksinin birgün bize Selmanı
Farisileri de getireceğine inanıyoruz.
Hak dostlarını Allah yalancı
çıkarmaz inancımız bize bunu söylüyor.
diyorsunuz ya"Umarız ki, ilgili yazarlar bari bundan sonra doğru düşünürler. " bunu böyle bilin
ömer bey.
diğer taraftan yazının başlığına mı
sadık kalsak yoksa "Hoş, düşünmezlerse de bizler
buradayız ve hepimiz 'herşeye rağmen' 'cemaatçiyiz'." cümlesine
bakarak gel kardeşim sen de gel. isminle gel mi desek?
Suat Güven
siyaset bilim uzmanı

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder