Powered By Blogger

13 Eylül 2013 Cuma

EKSİK KALSIN ÖMER BEY



EKSİK KALSIN ÖMER BEY
ÖMER LEKESİZ'İN "Hepimiz cemaatçiyiz!" yazısını yorumladım.
Konuya Salih Tuna'nın yazısının ilgili kısmını ve yorumlarımı vererek başlamak istedim.
Salih Tuna- Cemaat de çok gıcıklık yapıyor ama!      yeni şafak 10 eylül yazısından
Üst kısmı hem fikir olduğum kısımdır
***
Gezi olayları sırasında, İhsan Dağı kardeşim 'çoğulcu – çoğunlukcu' muhabbetinden veya 'demokrasi sandıktan ibaret değildir' diskurundan başını kaldırıp da mahut şiddeti şöyle bir teşrih masasına yatırmadı.
Ahmet Turan Alkan abimiz de Başbakan'ın üslubuna kafayı taktığının binde biri kadar bu edepsizliğe dönüp bakmadı.
Hülasa, en hafif ifadeyle, 'Erdoğan da çok gıcıklık yapıyor' demeye getirildi.
***
Aşağıya aldığım kısım ise özellikle İhsan Dağı ve Ahmet Turan Alkan kısmı  cenahımızın bir kesimi için fazlasıyla yaralayıcı oldu. Hani dostun bir tas ayran uzatması lazım da hiç söz etmeseydi faslı. Eh öyle olmakla beraber fazlasıyla gönül alıcı çaba da oldu. Ama o cenahta her kes Salih Tuna değildi. Çoğu Kahire muhabiri Cumali Önal üzerinden saldırdı. Cemaat adeta kilitlendi. Polis emre  uysa bilmukabele şiddet gösterse cemaatin hükümete çelmesi olarak değerlendirildi. Polis sessiz kalsa yine farklı bir telden çelme yapıldı. Hocaefendinin sözleri her daim eleştirildi. Hiç kimse demedi ki cemaat yüreği ağzında o günleri nasıl geçirdi? Camı çerçevesi indirilen kurumlarının hiç hesabını yapmadı. Dövülen sövülen kişilerini hiç hesaba katmadı. komşularının tacizinde birlikteydik beyler.
Ne oldu peki? Olaylar dindi yara bere hesabı cemaate yüklenme devam etti. Koro halinde yazarların saldırısı en edeplisi olanıydı. Dershanelerin kapatılacağı her seferinde gündemi işgal etti. Yazarların saldırı amaçlı yazıları ve altına yazılan yorumları nereye oturtacağız.
Birilerinin ortaya attığı her siyasi oluşum fitnesinde gözleri çevirdiğiniz camia taarruz yiye yiye bir hal oldu. Doğuda açılım bahanesiyle Molotof yiyen kurumlar,  dövülenler, sövülenler bunların ne kadarı haber değeri taşıdı.
*****
Aşağıda okuyacağımız satırlarda ise duygu birliğimiz devam ediyor.

İmdi, ODTÜ'de başörtülülere yapılan faşizan muamele hakkında 'Yok öyle bir şey; Gezi ruhu öyle şeyler yapmaz' diyemiyorlar tabii.
Çünkü başörtülülere terbiyesizlik yaparken suçüstü yakalandılar. Haliyle yapacakları tek şey vardı; 'orantısız zekalarını' çalıştırmak.
Çalıştırdılar:
Cemaat yurtlarına öğrenci topluyormuşlar da, onların yurtlarına fuhuş yuvası diyorlarmış da bilmem ne!
Argümanları da tastamam 'Gezizeka' mamülü: 'Baskı uygulanmıyor, ODTÜ'de birçok başörtülü var...'
Hey kurban olduğum Allah bu nasıl bir mantıktır: 'Başörtülülere baskı yapsaydık ODTÜ'de hiçbir başörtülü kalmazdı' mı demek istiyorlar?
'Kimliğini dermeyan eden Kürtlere zülmedilseydi, Türkiye'de milyonlarca Kürt olmazdı...' demek gibi bir şey bu!
Farkındaysanız, hedefe bu sefer Sayın Erdoğan'ı değil, 'Cemaati' koydular.
Beklentilieri şu:
Nasıl ki Gezi muhabbetinde 'Erdoğan da çok gıcıklık yapıyor' diyenler çıktı, şimdi de 'Cemaat çok gıcıklık yapıyor' diyenler çıksın.
Boşuna beklemesinler.
Başörtüsüne saygısızlık yaptığınız her yerde hepimiz 'cemaatçiyiz.'
kısaca böyle
Gelelim " Hepimiz cemaatçiyiz!" başlıklı yazıya
"Salih Tuna, 'Cemaat de çok gıcıklık yapıyor ama!' başlıklı o yazısında Taksim eşkıya kalkışması sırasında Hizmet'in yayın organındaki kimi yazarların ecelerle, ezgilerle nasıl eşitlendiklerini, fitne ateşine nasıl benzin taşıdıklarını tekrar vurgulamayı gerektirmeyecek şekilde yazmakla kalmadı, benim de tereddütsüz katıldığım şu sonucu, taşı gediğine ustaca yerleştirircesine net bir şekilde yerleştirdi: 'Başörtüsüne saygısızlık yaptığınız her yerde hepimiz 'cemaatçiyiz.'"
Sayın yazarın bana göre en dikkat çeken satırlarının altını çizdim. Çizdim.  Çünkü yazarların sadece tarafgir olmamalarını ama duruşlarının kritize edilmediğini dolayısıyla " Taksim eşkıya kalkışması " yapanlarla nasıl bir işbirliği mesaisine giderek sonuçta eşkıya ile haşrolma akıbetine maruz kaldıklarını doğrusu öğrenmek istedim. Olayların ilk günlerinde masum sayılabilecek bir eyleme müdahalenin yangına itfaya hortumunda su sıkma gibi mantıksızlık olabileceğini ilgili kişilerin bu yangını söndürme yerine büyütebileceklerini söylemeleri, sonuçta yapılan müdahalenin ise onları haklı çıkarır şekilde büyümesi aşamasında haklıymışsınız cevabı almadıkları gibi polisi eşkıyanın önünde  böyle eli bağlı tutamazsınız çözün daha da büyümesin deme vicdan sınırlarını  zorlar derecede haksızlıktır.
Cumhurbaşkanı, bakanlar, mahkemeler bu sağduyulu tavrın yanında yer alırken Başbakan'ın ilk günlerdeki inatlı inşaat çıkışı sonradan itidale gelmişken yazarların da en başta bu noktada çatışma sebebi olan inşaat da neyin nesi veya değer mi çıkışları onları "Taksim eşkıya kalkışması" ile eşitlediği gibi çabaları da " fitne ateşine nasıl benzin taşı.."ma olarak değerlendirildi.
Dileyen zaman gazetesinin arşivinden  ilgili dönemde yazarların yazılarını çıkarıp okuyabilirler. Konu etrafında Ömer Lekesiz'in gazetesinde ve Sabah gazetesinde yayımlanan yazıları da okuyabilirler.
Devam edelim
"Elbette ilgili yazarlar, demokratik hakları gereğince bundan sonra da benzeri konularda aynı telden çalabilirler," 'gazete politikası gereğince' eşkıyanın arkasında durarak, karşı faaliyetlere katılmaktan da şiddetle kaçınabilirler. Bunlara kimse itiraz edemez."
Burada üç önemli konu, Ömer Lekesiz'e göre;
1- Yazarları yazılarıyla"Taksim eşkıya kalkışması" destekledikleri ve böylece "fitne ateşine nasıl benzin taşı ..." dıkları için fitneci sınıfına koyuyor.
2- Zaman Gazetesi'ni 'gazete politikası gereği.." gezi olaylarını ya da "taksim eşkiya kalkışmasını"n arkasında durduğunu ve gazetenin de fitneci olduğunu
3- Hükümet cenahına dolayısıyla ne yazarların ne de gazetenin destek vermediğini, hal böyleyken  " karşı faaliyetlere katılmaktan da şiddetle kaçınabilirler."ini salık veriyor.
Peki gerçek nasıl? Yani sorularla durumu açıklığa kavuşturalım ve sonraki paragrafa geçelim.
- Yazarların gerçekten taksim eşkıyasını desteklediğini ve fitne  ateşine benzin taşıdıklarını düşünüyor musunuz?
- Gazetenin politikası gerçekten de destekleme üzerine mi?
- Bir olay olduğunda gazete veya cenah taraf kıskançlığına girdiğiniz partinin gerçekten de yanında olmayıp da karşısında mı olacak?
- Seçimlerde oy vermeleri geçtim. parti kapatma halinde, ünlü davalarda töhmet altında bıraktığınız cenah nerede yer almıştı? siz kişisel olarak eleştirirken cenah nerede yer alıyordu?
İster siz ister kamuoyu cevaplarını bulabileceğini düşündüğüm bu sorulardan sonra aşağıdaki paragrafınıza geçelim.

"Hatta ileriki zamanlarda perde gerisinde gerçekleştirilebilecek muhtemel ittifaklar gereğince yine Başbakanı yıpratma konusunda Bremen mızıkacılarına katılmalarına da itiraz edilemez; politikaları, ahitleri bunu gerektiriyorsa yine yapabilirler. Nasılsa olanlar halkın önünde oluyor ve nasılsa mızrak çuvala sığmıyor. "
Bu paragrafınızda "perde gerisinde gerçekleştirilebilecek muhtemel ittifaklar"dan söz ediyorsunuz.  sizin bu gazeteciliği de aşan bilgilerinizden hareketle soralım;
·         Perde gerisinde gerçekleştirilecek ittifaklar içten mi, dıştan mı yoksa iç dış ittifakından mı oluşacak?
·         Sonra nasıl bir hal alacak ve mesela içten kimler katılacak?
·         Diğer taraftan hizmet cenahı neden buna katılacak?
·         Yurt dışı yurt içi kurumlarının veya kişilerin ne  gibi menfaati olacak?
·         Mesela dershaneleri kapatılmaktan mı kurtulacak?
·         Kendisine tehdit  gördüğü Ergenekon, Balyoz gibi yapılanmalar bitirilecek mi?
·         KCK ve PKK konusunda bir söz mi verilecek?
·         Rusya'da kapatılan okulları mı açılacak?
·         İran'ın Türkiye içi çelmeleri, Azerbaycan'da, Tacikistan'da, Afganistan'da, Irak'ta, Yemen'de, Lübnan'da, Afrika'da çelmeleri mi engellenecek?
·         Şianın yayılmayacağı türkiye içindeki yapılanmaları ve diasporasının yok edileceği sözü mü verilecek?
·         Ne gibi menfaati olacak?
·         Yoksa cemaatçi denilip sürek avlarında hedef mi yapılmayacak?
·         Sizin ve benzer yazarların saldırması mı engellenecek?
·         Ne olacak?
·         Bunlar olmayacaksa neden destek olunsun ki?
·         Hani yakın bürokratları şimdi de atılıyor o zaman da atılacak, dershaneleri şimdi de kapatılıyor o zaman da kapatılacak, İran daha azgınlaşacak.
·         neden perde gerisi olsun ki?
Devamında diyorsunuz ki perde arkası çalışmanızın gereği "Başbakanı yıpratma konusunda Bremen mızıkacılarına katılma.. " ve bunu da  " politikaları, ahitleri bunu gerektiriyorsa" diye bağlıyorsunuz. Hani rezilden rezillik beklenir ancak cinsinden..
Sizin bildiğiniz böyle bir ahit mi var? Ya da metin var da imzalayacak kişi kurumlar  mı var? Onların içinde hizmet hareketi sayılıyor mu? Hani istihbaratçı mı? Bilgi verseniz tamam deriz. Değilse nesiniz?  Bu durumda gazeteci  mi? Onu da geçeli, ÖMER LEKESİZ bir İftiracı mı?
Mal bulmuş mağribi gibi ODTÜ'ye sarıldınız. Cizrede dershane yurt yakılırken nerdeydiniz? Cami de birlikte yakıldı?
"Ancak burada unutulmaması gereken önemli bir nokta var. " diyorsunuz.
Sanki çok önemli de..
"Aynen ODTÜ'de olduğu gibi, Taksim Darbe Komitası'nın kendilerinden olmayanlara karşı yürüttükleri kin hareketi, ona maruz kalanların şahsiyetleriyle birlikte asıl onların temsil ettikleri değerleri hedef alıyor."
Bu iyi niyetli cümlenin devamında diyor ki yazar
"Dolayısıyla hem o şahsiyetlere hem de temsil ettikleri değerlere yapılan saldırılarda 'bir taşla iki kuş'un vurulması hedeflenmiş oluyor. Onlara destek olanlar da bunlardan sadece ilkine destek veriyormuş görünmekle birlikte aslında bu çifte sonuca destek vermiş oluyorlar."
Taksim eşkıya kalkışmasını desteklediğini peşinen ileri sürüp yukarı mahallede kendisi de inanıp başbakanın şahsında tüm değerleri görüp saldırının da değerlere yapıldığı tezinden hareketle -hem de Taksim'de olan herkesi de töhmet altında bırakarak - siz o gün karşı çıkmadınız destek verdiniz. Bu gün ise eşkıya saldırısı size ve değerlerinize döndü Ali Cengiz oyununu oynuyor. Duvarın temeline döşediği eşkıyayı desteklediniz tezi söz fiiliyat ve kanunla berhava edilir ve ondan hareketle kurulu önerme de yıkılır.
Çocuğun velayetini karara bağlayacak mahkemede maznun bed bakışlara aldırmadan "çocuğun babası değilim" dediğinde ispat için devlet aklı devreye girer ve maznun haklı bulunduğunda ise "ama biz hep baştan beri böyle söyleyip durduk" çığırtkanlığı haklı olur mu? Ülkede istihbarat emniyet vs vs devlet kurumları var destek vermişler mi? Verseler başbakan olimpiyat kapanış programına gelir dakikalarca alkışlanır ve o da takdir dolu laflar eder miydi?
Eder diyorsanız o zaman ODTÜ olayında siz haklısınız. Değilse siz ODTÜ  olayına sarılabilirsiniz. Malum bitlerin hepsi kırılırsa kaşıntısızlık rahatsız eder.
"Tıpkı MİT kalkışmasında olduğu gibi Hizmet'in hemen aynı nedenle Taksim eşkıya kalkışmasında kurşunu ikinci kez yine kendi ayağına sıkıp sıkmadığını tartışmanın yeri burası değil. "
İki ispatsız konu. Biri KCK OLAYI savcı mit ile ilgili diğeri siz öyle takdim ettiğiniz için öyle olacak değil ya mantığı olayı.
"Hizmetin yayın organı da düşünce ve ifade özgürlüğüne engel olamayacağı için burada ferdi bir durum ortaya çıkmakta, bizim de zorunlu olarak sadece bunun üzerinden konuşmamız gerekmektedir. "
"Örneğin Başbakan'ı sevmeyebilir ve onu sevmeyenlerin iftiralarını çoğaltmayı, itirazlarını belirginleştirmeyi tercih edebilirsiniz. "
Başbakanı sevme sevmeme meselesi içinde bulunduğunuz camiada daha belirgin. Kimse MGVve İran zihniyetini eleştirmiyor, bu bir. Başbakana  iftira atıldığını;
- Neler söylenmiş? Sonra bu iftiralar  nasıl çoğaltılmış?
- itiraz etme hangi konuda neler var
- İftira ile itiraz bir mi tutuluyor? "  iftiralarını çoğaltmayı, itirazlarını belirginleştirmeyi" derken peşi peşine ileri sürdüğünüz bu durum camiayı sadece itirazcı yapmaz iftiracı da yapıyor. İftirayı yaygınlaştırma aynen hatta daha ağır iftira demektir.  
- Sayın yazar teklifiniz" iftiralarını çoğaltmayı, itirazlarını belirginleştirme" dir. Kendiniz bunu yapsanıza. Hem mızrak da çuvala sığmadığına göre olanlar da herkesin gözü önünde olduğuna göre
- Yapmasanız sadece  iftiracı da olmuyorsunuz, başka şeyler de var ki hesabı ahrete kalıyor.
- Hani " ODTÜ'de olduğu gibi, Taksim Darbe Komitası'nın kendilerinden olmayanlara karşı yürüttükleri kin hareketi, ona maruz kalanların şahsiyetleriyle birlikte asıl onların temsil ettikleri değerleri hedef alıyor. " diyordunuz ya işte sizin bizim o değerlerimize bir de siz saldırmış olacaksınız? Yani onlar dıştaki eşkıyalar siz de içteki dost olarak saldırmış olacaksınız.
- Ee artık bunun altında kalmaz camianın yaygınlaştırdığı iftiraları açıklarsınız artık.
"Bunda bir problem yok;" bence var attığınız iftiralar orta yerde duruyor. Sonra " sevgisizlikteki dozlar uyuşmuş olabilir" diyerek bir kitleyi başbakanın karşısına başbakanı da onların karşına atma oyununu oynuyorsunuz. Devamında ise  içten içe sevincinizi dışa vururcasına diyorsunuz ki; "  hatta şu ya da bu nedenle oluşmuş muhtemel bir kuyruk acınızı "  neler size söylendiyse artık?  neyse bu " kuyruk acı.." sını da "eşkıyanın nefretiyle nişanlayarak azaltmayı düşünmüş olabilirsiniz." diyerek nasıl aşağılık bir üslubu tercih ettiğinizi görün.
Önce kuyruk acısından başlayalım.
1-      PKK bitirilsin istedik ama PKK daha bitmedi. hatta KCK olarak şehirlere de yayılıp kök salması söz konusu ve bölgede dindarlara yaptığı baskı camianın hassas konusudur. üstelik camiayı PKK açık hedef yaparken sizlerle ittifak yapıyor. Camia bu konuda propaganda yapmasına rağmen sizin ve PKK lobisi kadar başarılı olamadı.
2-      Ergenekon vb yapılanmaları biz Zındıka komiteleri olarak bilip sürekli onlardan baskı gördük. bu baskı üstadımız döneminde yoğun sonra dozu dalgalı devam ederken sürekli tahşidatını yaptık. zaman geldi "fasa fiso" dendi. ses çıkarmadık. sonra cesur savcılar, mahkemeler, kolluk kuvvetleri, iktidar çıktı ve mücadele başladı. çok da mesafe alındı. Ama daha başlangıcı sayılabilecek aşamada her şey tersyüz edildi. Halbuki biz destanlar yazacağımız yüzyıla girdiğimizi sanıyorduk.
3-      Bu iktidardan önce Asya Avrupa Afrika Amerika'da yalnız süvariler olarak at koşturuyorduk. iktidar da bizim yanımızda bize destek çıktı. aşkımız şevkimiz kanatlandı. derken birileri Osmanlıcılık oynayalım dediler onlar da inandı. aman vakti değil desek de olan oldu. Şimdi ise değerli yalnızlık destanları ile bizim yol arkadaşlarımız evlerine döndüler biz yine yalnız kaldık.
4-      Tahkiyeci İran'a güven olmaz dedikçe birileri İran adına yapılır işler yaptı Marmara gemisini Akdeniz'de İsrailli korsanlara götürdüler ve dokuz canımız gitti.
5-      Eğitimde çağ atlayacak devrimleri İran mahbubları kıskandılar sonra da başbakanımızı dolduruşa getirdiler. başbakan konuştukça kırıldık. kırıldıkça içimize kan aktı. dostlarımız üzüldü. düşmanlarımız sevindi. Mesela bize Ayşe ninenin beş koyununa göz dikmiş aç gözlü, merdiven altı işler yapan ve ÖSYM'yi de kendilerine uyduran kişiler dedi. çok alındık.
6-      okullarımızda eğitim dibe vurmuşken, MEB'de o kadar solcu varken ve bunlar koro halinde başbakana küfrederken yalnız bırakmama adına MEB dedik. Gittik ama solcuların sözü geçti bizi Ömer Dinçer cemaatçi diyerek horladı. Taksim eşkıyaları isyan bayraklarını kaldırdıklarında o solcu öğretmenlerle birlikte sizin devrimci arkadaşınız ihsan eli açık öğrencileri panzerlerin tomaların önüne itti. Biz onlara canlarımız diyorduk. onları geleceğin fatihleri yavuzları diyorduk. Ama bizi okulda görmek istemeyen zihniyet bizi dershanelerimizde de görmek istemedi. PKK nu dershaneler Kürt halkını asimile ediyor  kapatılsın derken canımız da kapatılsın dedi. belimiz kırıldı ne kuyruğu?
7-      28 ŞUBAT SÜRECİ'nde teftişler sırasında Dersanelerimize gelen müfettişler bayan öğretmenlerin başına ellerini uzatmış peruk mu diye kontrol etmiştim dediklerinde ahhh bir gün gelecek de kurtulacağız dediğimiz günleri takip eden günlerde iktidar değişti. Ama zihniyet canlı kaldı. Öyle ki izmirde dayak yiyen başörtülü din kültürü hocamıza ne yapıldı sormak isterim?
8-      ODTÜ diyorsunuz. Destekleyeceğiz diyorsunuz. Cemaatçiyiz diyorsunuz. Ama inan ki inanmıyoruz. Neden mi? Ordudan atılan binlerce subay hikayeleri var ve başörtülü suçlar dosyayı doldurmuş. Onlar için ne yaptınız ki şimdi bize yanınızdayız diyorsunuz?
9-      Ülke malları hortumcuya gitmesin dedik. Ama hortumların kendilerine uzatıldığı eşkıyanın tomalara şöyle taş atın şöyle saldırın dediklerini televizyonlarda gördüğümüz kişiler canlarımızın reklamcıları çıktı.
10-  Mahkemeler adil yargıçlara teslim edilsin ve bunun üzerindeki mezhepçi çizgi kırılsın diye referandum yapıldı. Sandıklara koştuk. Denildiği gibi de olmaya başlamıştı. Ama öğrendiğimiz kadarıyla kendileri için sandıklara koştuğumuz yargıçlar yeni çıkarılan kanunlarla bırakın seçilmeyi seçimde oy bile kullanamayacaklarmış. Halbuki minareler süngümüz diyen sayın başbakanımızı mahkum ettiklerinde, Ferhat Sarıkaya savcımız iddianame hazırladığı için meslekten men ettiklerinde, Başbakanımız Adnan Menderes'i düşkün yapıp kukla mahkeme karşısına çıkarıp sonra da boynuna ilmik geçirdikleri hüküm okunduğunda.. biz bir daha bunlar yaşanmasın diye CESUR YARGIÇLAR için sandıklara koşmuştuk.
11-  Özalımızın emaneti Emniyet istihbarat örümcek ağı gibi ülkeyi saran çetelerle mücadele etmiş ve davalar açılmıştı. Ama duyduk ki tecrübeli kadro görevden el çektirilmiş. Hikmet -i hükümet deyip ne yapabiliriz ki dedik.
12-  Onu sevme suçmuş gibi o Amerika'da biz burada. onu güldürememe bizi üzdü.
ama Ömer bey biliyor musunuz bunların hepsini senin bizi nikahlayalım da acınız dinsin dediğin o eşkıya sevinçle karşıladı. senin İrancıların da çok sevindiler. ama biz sevinmedik.
Bir gün gelir de kapıyı çaldığında kim o denildiğinde  SENİM diyen sesini duymak için kardeşimizi bekleyeceğiz. Dünyada isteriz. olmasa ahirete haklarımızı helal ederek gideriz. Orada zaten ali divanda küslük olmaz.
"Esselamun aleyna alaibadillahi salihin" hitabına mazhar olmak için bu dünya o dünya bekleyeceğiz.
Peki sen zihniyeti? siz ne düşünüyorsunuz?

 Diyorsunya "Bu sizin dokunulması mümkün olmayan ferdi seçiminizdir. " evet dokunma hemen uzaklaş.
Sonra biz başbakanımıza ne de "Başbakan'ın partisine 'dinci' olduğu için sövülmesi, Başbakan'ın namaz takkesiyle, mümince göz yaşıyla alay edilmesi, Başbakan'ın içki karşıtlığıyla, nesli koruma kaygısıyla dalga geçilmesi..." sevindik. diyorsun ki " birinci durumdaki aşırı şartlanmanız nedeniyle tüylerinizi diken diken etmiyorsa.. " ve diyorsun ki " burada ciddi bir problem var demektir. "  BU İFİTRALARI CEMAAT Mİ ATTI. BUNLARI CEMAAT Mİ YAYGINLAŞTIRDI? ifitralarına mı yanalım? İsminin manasını kavrayamayışına mı yanalım?
Aşağıdaki satırlarınızda ise Ömer bey demogojide zirve yapıyorsunuz.
"Bu noktada sizi kendilerinden bilmiş, yazılarınızı, kitaplarınızı okumuş, sizi dinlemek için zamanlarını harcamış insanlara bir şey söylemek zorunda olmanın ötesinde siz kendi temsil ettiğiniz değerlerin saldırıya uğramasına, aşındırılmasına, kötülenmesine karşı çıkmayan fert olma niteliğini hak edersiniz."  İşte problem budur ve böylece bu satın aldığınız durum nedeniyle söz konusu çifte sonuca da bağlanmış olursunuz."
Cevabı yukarıda yeterince verilmiş satırlara sizi havale ediyorum.
Salih Tuna'nın 'Başörtüsüne saygısızlık yaptığınız her yerde hepimiz 'cemaatçiyiz.' yazısına gelince onun bizim yanımızdaki değeri  Salih Tuna'nın hocamızı her dinlediğinde "ben de beraberinde ağlarım" sözündeki gözyaşları kardeşliğidir.
" Çünkü, muhtemel bir fayda hesabıyla kurulan ittifakların, müttefiklerin karaktersizliği sabitse hiçbir garantisi olamaz. "
Korkma bizim böyle hesabımız yok. Ve kimseyi boşuna korkutma biz insanlığa İslami anlatmak için yola çıkmış insanların efendisi resule insanları getirmek cehdinde olan insanlığa hizmet cemaati olmak istiyoruz.
Ne aşağıdaki paragrafın
" Nitekim onların karakterleri ODTÜ'de ifşa olmuş, asıl düşmanlıklarının kendilerinden olmayan herkesi kapsadığı apaçık bir şekilde ortaya çıkmıştır. " bizi  ürkütür. Ne de biz onları toptan cehenneme göndeririz. Biz onlardan yarın Halid bin Velidler  çıkabilir sözünü müjde kabul etmiş ve bir gün onun gerçekleşeceğine inanmış, bu bakımdan da incinsen de incitme felsefesiyle ODTÜ lüyü ÇAPULCU'yu  anlı secdede göreceğimiz günlere kadar sabretmeye, dua etmeye  kilitlendik.
Tuzluçayır kompleksinin birgün bize Selmanı Farisileri de getireceğine inanıyoruz.
Hak dostlarını Allah yalancı çıkarmaz inancımız bize bunu söylüyor.
diyorsunuz ya"Umarız ki, ilgili yazarlar bari bundan sonra doğru düşünürler. " bunu böyle bilin ömer bey.
diğer taraftan yazının başlığına mı sadık kalsak yoksa "Hoş, düşünmezlerse de bizler buradayız ve hepimiz 'herşeye rağmen' 'cemaatçiyiz'." cümlesine bakarak gel kardeşim sen de gel. isminle gel mi desek?
Suat Güven
siyaset bilim uzmanı

Hiç yorum yok: