Sosyal iktidar, AK Parti ve cemaat
(ERGUN YILDIRIM 1 ARALIK YENİ ŞAFAK)
Gülen cemaati ile Ak Parti iktidarı arasındaki gerginliğin önemli boyutlarından biri de söz konusu siyasal iktidar ile sosyal iktidar arasındaki mesafenin daralmasıyla ilgilidir. Sosyal iktidarın siyasal iktidarın derin müdahalelerine açık hale gelmesidir. Siyasal iktidar ve sosyal iktidarın rekabete girmesi ve alanları arasındaki sınır ihlallerine yönelmeleridir.İktidar, sadece devlet alanında temerküz eden bir olgu değil. Bilgi, para, emek ve sosyal alanlarda da var olur. Sosyal iktidar, yatay toplum ilişkilerinde yoğunlaşarak oluşan güçtür. Toplum içinde var olur; toplumdaki gelişmelerden ve değişmelerden meydana gelir. Sosyal ilişkiler ağındaki lobiler, örgütlenmeler, sivil toplum kuruluşları, tarikatlar ve cemaatler sosyal iktidarın aktörleridir. Sosyal alanda gelişen mikro iktidarlardır.
Batı toplumlarında çoğunlukla sosyal iktidar alanı sınıflar arası rekabet, çatışma ve uzlaşmalardan oluşur. Ancak post-modern toplumlarda büyük bir farklılaşma yaşanarak sosyal iktidar alanına kadınlar, çevre grupları, insan hakları savunucuları, göçmenler ve dini topluluklar da katıldılar. İslam toplumlarında ise sosyal iktidar alanının ana dinamizmlerini cemaatler oluşturdular asırlar boyunca. Tarikat-cemaat yapıları sosyal iktidarın en önemli aktörleri oldular. Dolayısıyla tarikat-cemaat dinamizmlerini görmeden sosyal iktidarın varlığını ve bunun siyasal iktidarla ilişkisini anlamak pek olası değildir.
Ak Parti'nin sadece siyasal bir parti olmanın ötesinde bir anlama sahip olduğunu görüyoruz. Bu saptamayı birkaç yıl önce Şerif Mardin yapmıştı. Ak Parti'yi diğer siyasal partilerden farklılaştıran bir sosyal kollektivitesi bulunmasıdır. Politik toplum dünyasını merkeze alarak projeler, söylemler ve faaliyetlerde bulunmakla sınırlı bir siyasal hareket olarak karşımıza çıkmıyor sadece. Ak Parti, aynı zamanda bir toplumsal harekettir. Toplumsal alanda çeşitli söylemler üreten, aktörlerle çalışan, faaliyetler düzenleyen ve pozisyonlar geliştiren bir girişimdir. Bu nedenle toplumsal hareket özelliklerine de sahiptir. Örneğin sünnet törenlerini düzenleme, kültür faaliyetlerini ve entelektüel çalışmaları organize etme, toplumu eğitim ve aydınlatma seferberliğine sokma, yoksullara yardımlar düzenleme, burslar verme gibi onlarca sivil faaliyetlerde bulunmaktadır. Bütün bunları sosyal bir dünya içinde gerçekleştirmektedir.
Yeni Türkiye
AK Parti'nin bu toplumsal hareket özelliğini, iki temele dayanarak açıklayabiliriz. Birincisi, Milli Görüş'ten devralınan bir mirasın daha rafine bir biçimde devam etmesidir. Milli Görüş, RP döneminde özellikle sadece devlet yönetmeye talip bir siyasal faaliyet olmanın ötesinde, toplum sorunlarını çözmek üzere yine toplum faaliyetlerinde bulunan bir yapıydı. Bundan dolayı her RP'li bir partili olmakla beraber bir davanın temsilcisiydi. Hizmet eriydi. AK Parti de bütün politik alandaki pragma, çatışma ve rekabet gerçekliğine rağmen bahsettiğimiz toplumsal hareket damarını belli ölçülerde korumaya devam ettirdi.
AK Parti'nin toplumsal hareket misyonuna sahip olmasının ikinci önemli nedeni Türkiye'nin yeni Türkiye olması ile alakalıdır. Bu açıdan Genel Başkan Erdoğan, toplumsal liderliği de temsil etmektedir. Bu nedenle konuşmalarında zaman zaman toplumsal alanı seferber eden, onun sorunlarına dokunan ve çözümler öneren konuşmalar yapmakta ve pozisyonlar geliştirmektedir. Ayranı milli içki olarak tanımlaması, içki tüketim ve alışkanlıklarını eleştirmesi, kürtajı gündeme getirmesi gibi örnekler bunu göstermektedir. Ak Parti'nin toplumsal hareket özelliği içermesi, onu siyasal parti olmanın ötesine taşımaktadır. Toplumu seferber etme gücünü kazanmaktadır. Onu sosyal iktidarın en önemli temsilcilerinden biri haline getirmektedir. Taraftarlarını daha dayanışmacı bir ilişki biçimine sokmaktadır. Taraftarlarını 'hizmet' motivasyonuyla siyasete ideallerle yaklaşmasına da imkan vermektedir. Böylece Ak Partililer içinde siyasete idealite olarak bakanlar ya da siyaseti bir 'dava' olarak görenler belli bir temsile de ulaşmış oluyorlar. Ak Parti'nin sosyal iktidar temerküzü, partiye büyük avantajlar kazandırmaktadır.
Sivil toplumun zayıflaması
Özellikle politik ve toplumsal alan arasındaki mesafeler i eriterek/birleştirerek ortak bir sinerji üretme kapasitesiyle önemli bir güce ulaşmaktadır. Bu güç, Türkiye'nin demokratikleşmesini yönetmeyi kolaylaştırmakta, yeni Türkiye inşasının heyecanını ve inancını ayakta tutmaktadır. Yeni bir devlet ve yeni bir toplumsal tahayyülün ihya edildiği bir tarihsel dönemde politik ve sosyal iktidarın tek elden toplanarak yönetilmesi büyük avantajlara yol açmaktadır. Yeni Türkiye'nin inşası gibi köklü bir dönüşüm için gerekli olan ortak sinerji, ortak güç ve ortak beraberlik AK Partiyi sosyal iktidarı da etkilemeye yöneltmektedir.
Ancak öte yandan sosyal iktidarın politik iktidar tarafından temsili büyük dezavantajlara da yol açmaktadır. Öncelikle politik ve sivil toplum arasındaki mesafeler kalkmakta ve hatta sivil alan politik alan tarafından mas edilme tehlikesiyle karşı karşıya gelmektedir. Her yer politikleşmektedir. Bütün toplumsal hayat, siyasetin varlığına maruz kalabilmektedir. Egemen politik irade, sivil alanda da varlık gösterme hususunda kendisini rakipsiz bir güç olarak algılamaya başlamaktadır. Sivil toplum içindeki aktörlerin örgütlenmesi ve sinerji üretme kapasiteleri bağımlı hale gelmekte ve hatta pasifleşebilmektedir. Toplumsal alan siyasal alana, aktörlere ve gruplara bakarak kendini algılamaya başlar ve dolayısıyla özerkliğini geliştirmekte zorlanır. Bu da toplum içinde çeşitli aktörlerin, cemaatlerin ve sosyal hareketlerin sivil kalarak çözümler üretmesini zorlaştırmakta ve dolayısıyla bu da sivil toplumun zayıf kalması anlamına gelir.
Kutuplaştırmaları derinleştirmemek!
Gülen cemaati ile Ak Parti iktidarı arasındaki gerginliğin önemli boyutlarından biri de söz konusu siyasal iktidar ile sosyal iktidar arasındaki mesafenin daralmasıyla ilgilidir. Sosyal iktidarın siyasal iktidarın derin müdahalelerine açık hale gelmesidir. Siyasal iktidar ve sosyal iktidarın rekabete girmesi ve alanları arasındaki sınır ihlallerine yönelmeleridir. Öbür yandan da sosyal iktidarın tekelleşmesi ve çoğulluğunu kaybetmesiyle alakalıdır. Çünkü bir yandan siyasal iktidar sosyal iktidar alanına yönelik düzenlemelerde bulunurken, Gülen Cemaati bu alanda güç kaybına uğradığını düşünmeye başlıyor.
Buna bağlı olarak kamuoyunu siyasal bağlamda seferber edecek medya propagandalarına başvuruyor. Siyasal iktidarın sosyal iktidar üzerinde genişlemesi hem kendisine karşı yeni bir muhalefet hattının doğmasına da yol açacaktır. Kültür politikaları ekseninde, sosyal bağlamda yer alan ve siyasal iktidarı hedefleyen bu yeni muhalefet hattı, çeşitli kesimleri de içine davet ederek siyasal iktidar ve sosyal iktidar rekabetini şiddetlendirecektir. Bundan dolayı bu iki alandaki rekabetin sınır ihlallerine yer vermemesi, kutuplaşmaları derinleştirmemesi ve yeni çatışmalara yol açmaması için sivil toplum ve politik toplum dengesinin yeniden demokrasiye uygun bir biçimde kurulması gerekir (Gelecek hafta, cemaatsel çoğulculuk ve siyasal özerklik hakkında yazacağım).

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder