BAŞBAKAN BAKAN DÖVMÜŞSE DERSHANE DE KAPANIR MI?
önce bir haber dedikodusu efendim başbakan olimpiyatları kaybetmemizin akabinde uçakta benim adaşım spor bakanını dövmüş. haberin devam eden dedikodusu ise şöyle; başbakanın aslında ilk dövdüğü bakan benim adaşım değilmiş. diğerleri de var ama onlar gözlerinin şişliğini belediyeye fatura etmişler. bakan yolda yürüyormuş düşmüş kaldırım taşı bakanın yüzüne gözüne denk gelince şişlik, morluk da ondan olmuş. onlar anlatmayınca malumu ilam hadiseler adaşımın dedikodusuyla birlikte anlatılmış. falan zaman şunu filan zaman da şunu dövmüştü. bunlar olmuş mu? yakıştırma mı? bilemem.
değinme sebebim ise başka. son günlerin popüler konusu dershanelerin kapanması gerekliliği /gereksizliği üzerine olduğundan ben de konuya bu örnekle girmek istedim.
efendim başbakanın vurması veya nerde vurduğu kaç tane vurduğu bilgi olarak sorulsa ve de akla gelebilecek daha binlerce değişik soru çeşitleriyle sorulsa hepsinin cevabı bilgi sorusu cevabı olur. bu tür sorulara laboratuvar ortamlarında ve filim sutüdyolarında ister deney ister gözlemler de eklense sonuçta bilgi cevapalrını alırız.
ama başbakan vurdu da bi sor bakalım niçin vurdu mantığıyla sorgulayıcı tarzda yaklaşım sergilersek durum değişir. mesela neden vurdu? niçin vurdu? kültürümüzde böylesi var mı? dediğimizde alacağımız cevaplar yorum cevapalrı yada yorumların zamanla herkes tarafından kabul edilmiş hali kavramlar ve kavramlarla düşünme sonucu çıkar.
birinci soru ve sorular ezberci yaklaşımla zihinlerde yer alacaktır. bu tipen yetişen nesil bir bildiği vardır, nesli olarak arz-ı endam edecektir. ikinci tarz soruların muhatabı sorgulayıcı nesil yetiştireceğinden tam da demokrasilerin istediği kişileri ortaya çıkarırlar.
malumunuz ösym hem sorgulayıcı sorular hem de bilgi soruları sormaktadır. cevapalrını da hızlı düşünme mantığı içinde istemektedir. mesela ygs, ales vb sınavlar çoğunlukla düşünce sorularını ön plana çıkarır. kitapçıklaırn başında cevapalrın temel kavram ve ilkelere göre düşünülürek verilmesini ister. dikkat edin! temel kavram ve ilkeler diyorum.
bu bağlamda başbakanın dövmesi vurması temel kavram ve ilkelere göre şöyle anlamlandırılabilir; başbakan vurmuşsa gücü var demektir. yani GÜÇ kavramı. efendim başbakan ve bakanlardan söz ediyorsak nasıl yönetildiğimiz, kimler bizi idare ediyordan hareketle YÖNETİM, İDARE SİYASİ, POLİTİK vb kavramlara ulaşırız.
şimdi biz sadece bilgiyi verir ve sadece bilgiyi soracak olursak - Azerbaycan bağımsızlıktan hemen bir iki yıl sonra test sistemine göre öğrencilerini üniversitelerine kabul etmeye başlamıştı. tabi her ders gibi coğrafyadan da soruları sorması lazımdı. ve sorulan soru şöyleydi ; "prezidantımız Heyder Aliyev ha vakt Çin'e gidiptir?" şimdi soruda çin geçtiği için soru coğrafya sorusu oluyor mu? ya da soru coğrafya başlığı altında sorulduğu için soru coğrafya sorusu olur mu? - malum bilgiden hareketle sorunun bir cevabı var o da yıl bilmem kaçtır ve cevabı da tarih dersini ilgilendirir. işte bilgi sorusuna muhattap olmanın ya da edilmenin ya da ettirilmenin vahim sonuçlarından bir de budur. ha biz de bu tarz sorular var mı bildiğim kadarıyla devlet organizeli sınavlarda yok. ama vahimleri öğretmen inisiyatifli snavlarda var. mesela Atatürk ile ilgii bir soru sorup bütün şıkları da Atatürk yapmalar falan.
nasıl bir verim alınacaksa ya itaatkar ya da riyakar ya da tabuları önceleyen nesil yetişir.
bu arada ösym yıllar içinde kendini sürekli yeniledi ve sorularıyla toplumu şekillendirdi, tezini ortaya atacam. malum at yarışı gibi bizi koşuşturan sınavlar varya, işte o asıl başı ezilecek kurum. şakası bir yana düşünen kollektif beyin demek daha doğru.
ösym demek kavram bilgili soru odağı demektir.
kavram sorularıyla bezeli soruların olduğu bir ülkede ne olur? -mesela günümüz türkiyesinde malum tarihsel figur Atatürktür. geçen 10 kasımda se bir ilan "olmsaydın olmazdık" karşıt ilan "olmasaydın da olurduk" - yaklaşımlarıyla sorgulayıcı iki toplum tipi sonucunu veriyor. bğenelim beğenmeyelim durum bu. genç siviller veya başka fikir planlı topluluklar bu düşünce merkezli sorularla yetiştirildiğinden sorgulayıcı oldular. darbeye karşı olma veya iktidarı hem destekleme hem -gezi olaylarında olduğu gibi- sarsma bu yeni neslin temel vasfıdır.
şimdi sorulması gereken soru şu; temel ilke ve kavramlar okullarda öğretiliyor mu? cevap öğretilseydi öğrenciler de dershane kapılarında kuyrukta olmazlardı. peki öğretilmemesinin sebebi ayrıca dersi mi yok? evet ayrıca dersi yok. zaten şimdi konulsa dersi verecek kadro da yok.
bu noktada okullar kavram bilgisinin hiç bir noktasında değiller mi? bana kalırsa içnde olduğunu idaa edebilirler. eğer idaadan öteye ispatları varsa gerek ders kitaplarında gerekse öğretmenlerin sınav ya da ekstra dokümanlarda kavram bilgisiyle alakalı sorular var mı yok mu bakılabilir? bahane yok ispat var.
kaliteli öğretmenden beklenirler / beklenemezler
öğretmenler kaliteli eğitim vereceklerse onu üniversite okuken alırlar. ayrıca kaliteli eğitim aldı diyelim ders ortamı ve malzeme yetersizse o öğretmen yine bir şey yapamaz.
şu konuda anlaşlaım. düğüm noktası üniversitelere giriştir. o da sınavla oluyor. sınavların zamana karşı yarış olduğunu bunun da tek çözümünün çok soru çözmeden geçtiğini bilelim. öğrencinin çözeceği sorular ise bilgi ve yorum sorularıdır. hem zeka hem bilgi ama hızlı yarış. bu durumda öğretmen ve kalitesi tartışılabilir mi? şunu da unutmadan öğretmen öğrencisini hayata da hazırlamalı. yani soru mantığına hiç de uygun olmayan teori ispatları deney ortamları kompozisyon hazırlıkları vs. öğretmen okulda asıl kalitesini burada ortaya koyar. yıllar sonra bile öğretmenin öğrencileri o derslerdeki tecrübelerle hareket edeceklerse kalite var demektir. indirgenen kalitenin diğer iki yönüne gelince yorum kabiliyeti ve bilgi becerisi. kabul edelim ki okulda iyi öğretmen bilgi becerisini kazandırsa bile yorum kabiliyetini kazandıramaz. en azından onun malzemesi yok. ya da her öğretmende yok. nedir dersek temel kavram ve ilkelere göre düşünmedir, derim. şimdi ben tarihçiyim eğer temel kavram ve ilkelerden haberdar isem onu bilgileri verirken kullanırım. değilse veremem.
biraz uzun yorum oldu ama devam etmeliyim. istisnasız öğretmen kadromuzun tamamı aynı ders kitaplarının öğrenciden daha fazla bileni durumunda. kpss kurslarında öğretmen adayları içler acısı. yada meb branş sınavı gerçekleştirmişti. katılım da meb kadrosunda olmuştu. sonuç merak edenler için her yerde. sonuç içler acısı
temel kavram ve ilkelere göre sorulan soruları ya da mantığını okul mu dersane mi kazandırıyor? eğer okul diyorsanız en başarılı okulların öğrencileri de dershanelerde öğrencilerimiz oluyorlar. okul öğretmeni bu beceriyi verebilirse -ki malzemeleri de uyumlu olmalı- zaten dershane olmaz.
bu durumda dershaneler nereye düşüyor?
bu bağlamda okulu geçtik dershaneler kurs ortamında temel kavram ve ilkelerin dersini veriyor mu? hayır. evet dershanelere giden öğrencilere temel kavram ve ilkelere göre ders anlatılmıyor. çünkü onlar da aynı kalite ortamından gelme kişilerdir. peki dersaneyi bu durumda okuldan üstün kılan ya da popüler kılan mevzu nedir, dediğimizde durum aydınlığa çıkıyor.
evet dershane aslında neyi öğretiyor?
üniveriste sorularını hazırlayan ösym sistemine hızlı ayak uydurma, ona göre dokümanlar çıkarma, sorularının çözme mantığını zekice taktiklerle hızlandırma ve soru çözüm sistemi gibi ap ayrı bir mektepli değil de alaycı becerisini ortaya çıkarmadır. kıyaslama açısından ösym soru kalıplarının kazandırdığı kavram, ilke ve beceri bilgisine dershane dokümanları mı okul ders kitapları mı yatkın?
dersaneler aynı zamnda bilgi sorularının da muhatapları olduğu için okulda öğrencinin eksik konularını unuttuklarını veya görmediklerini de veriyorlar. bunu söylerken ara sınıflar ve sınavlarda öğrenciye yapılan ders takviyelerini falan da saymıyorum.
hem gelişme kabiliyeti zayıf olan öğrenciye okulda öz öğretmeni bile özel ders özel etütlerle bir şeyler yapamazken neden okul ve malzemelerinin yetresizliğini tartışmıyoruz da dershanelerin desteğini yadsıyoruz.
ama dershanelerin kapatılması gündemde sorunlar da bir sayılıyor. mesela;
1- okulu işlevsiz kılma en başta gelen kabahat.
2- eşitsizlik ortamını körüklüyor.
3- öğrenci ve veliye psikolojik baskı uygulatıp yarışa zoraki herkesi katıyor.
4- öğretmenlerin de dershanelerde içler acısı hali var.
bundan dolayı kapatılmalı.
öğrenci mağdur olacaksa ona okulda kurs, halkeğitimi gibi yerlerde kurs verdirerek eksiklik hisettirilmeyecek.
ileri tarihlerde ise sınav sisteminde çoktan seçmeli mantığını bitirmek. ösym bu bağlamda kaldırılacaksa onu da kaldırmak.
ösym yıllar içinde ülke genelinde sessizce düşünce devrimi yaparken bunun önünü almak ne derce doğru olacaksa.
çözüm için öneriler
1- meb dershaneleri kapatacağına bu kurumlardan ansıl yararlanırım? a bakmalı. okulda öğretmenenin veremediği kavram ve ilkeleri dershanelerde ders malzemesi haline getirtici cebri bir yol izlemeli.
2- ayşe nine hep söz konusu edildi. ayşe ninenin ineğine teşvik verme -devam eder ya da etmez- kadar oğluna da vermeli.
3- dershanelerden hizmet satın almalı.
4- dershanelerin dokümanlarını lise üniversite arası ösym kontrolünde olacak şekilde temel kavram ve ilkeler ışığında hazırlatmalı ve bunu zorunlu hale getirmeli
eğer bu son madde bile gerçeklşetirilirse dışa ihraç edilecek düşünen beyinler ve eğitim malzemesi ortaya çıacak demektir.
şimdilik bu kadar
önce bir haber dedikodusu efendim başbakan olimpiyatları kaybetmemizin akabinde uçakta benim adaşım spor bakanını dövmüş. haberin devam eden dedikodusu ise şöyle; başbakanın aslında ilk dövdüğü bakan benim adaşım değilmiş. diğerleri de var ama onlar gözlerinin şişliğini belediyeye fatura etmişler. bakan yolda yürüyormuş düşmüş kaldırım taşı bakanın yüzüne gözüne denk gelince şişlik, morluk da ondan olmuş. onlar anlatmayınca malumu ilam hadiseler adaşımın dedikodusuyla birlikte anlatılmış. falan zaman şunu filan zaman da şunu dövmüştü. bunlar olmuş mu? yakıştırma mı? bilemem.
değinme sebebim ise başka. son günlerin popüler konusu dershanelerin kapanması gerekliliği /gereksizliği üzerine olduğundan ben de konuya bu örnekle girmek istedim.
efendim başbakanın vurması veya nerde vurduğu kaç tane vurduğu bilgi olarak sorulsa ve de akla gelebilecek daha binlerce değişik soru çeşitleriyle sorulsa hepsinin cevabı bilgi sorusu cevabı olur. bu tür sorulara laboratuvar ortamlarında ve filim sutüdyolarında ister deney ister gözlemler de eklense sonuçta bilgi cevapalrını alırız.
ama başbakan vurdu da bi sor bakalım niçin vurdu mantığıyla sorgulayıcı tarzda yaklaşım sergilersek durum değişir. mesela neden vurdu? niçin vurdu? kültürümüzde böylesi var mı? dediğimizde alacağımız cevaplar yorum cevapalrı yada yorumların zamanla herkes tarafından kabul edilmiş hali kavramlar ve kavramlarla düşünme sonucu çıkar.
birinci soru ve sorular ezberci yaklaşımla zihinlerde yer alacaktır. bu tipen yetişen nesil bir bildiği vardır, nesli olarak arz-ı endam edecektir. ikinci tarz soruların muhatabı sorgulayıcı nesil yetiştireceğinden tam da demokrasilerin istediği kişileri ortaya çıkarırlar.
malumunuz ösym hem sorgulayıcı sorular hem de bilgi soruları sormaktadır. cevapalrını da hızlı düşünme mantığı içinde istemektedir. mesela ygs, ales vb sınavlar çoğunlukla düşünce sorularını ön plana çıkarır. kitapçıklaırn başında cevapalrın temel kavram ve ilkelere göre düşünülürek verilmesini ister. dikkat edin! temel kavram ve ilkeler diyorum.
bu bağlamda başbakanın dövmesi vurması temel kavram ve ilkelere göre şöyle anlamlandırılabilir; başbakan vurmuşsa gücü var demektir. yani GÜÇ kavramı. efendim başbakan ve bakanlardan söz ediyorsak nasıl yönetildiğimiz, kimler bizi idare ediyordan hareketle YÖNETİM, İDARE SİYASİ, POLİTİK vb kavramlara ulaşırız.
şimdi biz sadece bilgiyi verir ve sadece bilgiyi soracak olursak - Azerbaycan bağımsızlıktan hemen bir iki yıl sonra test sistemine göre öğrencilerini üniversitelerine kabul etmeye başlamıştı. tabi her ders gibi coğrafyadan da soruları sorması lazımdı. ve sorulan soru şöyleydi ; "prezidantımız Heyder Aliyev ha vakt Çin'e gidiptir?" şimdi soruda çin geçtiği için soru coğrafya sorusu oluyor mu? ya da soru coğrafya başlığı altında sorulduğu için soru coğrafya sorusu olur mu? - malum bilgiden hareketle sorunun bir cevabı var o da yıl bilmem kaçtır ve cevabı da tarih dersini ilgilendirir. işte bilgi sorusuna muhattap olmanın ya da edilmenin ya da ettirilmenin vahim sonuçlarından bir de budur. ha biz de bu tarz sorular var mı bildiğim kadarıyla devlet organizeli sınavlarda yok. ama vahimleri öğretmen inisiyatifli snavlarda var. mesela Atatürk ile ilgii bir soru sorup bütün şıkları da Atatürk yapmalar falan.
nasıl bir verim alınacaksa ya itaatkar ya da riyakar ya da tabuları önceleyen nesil yetişir.
bu arada ösym yıllar içinde kendini sürekli yeniledi ve sorularıyla toplumu şekillendirdi, tezini ortaya atacam. malum at yarışı gibi bizi koşuşturan sınavlar varya, işte o asıl başı ezilecek kurum. şakası bir yana düşünen kollektif beyin demek daha doğru.
ösym demek kavram bilgili soru odağı demektir.
kavram sorularıyla bezeli soruların olduğu bir ülkede ne olur? -mesela günümüz türkiyesinde malum tarihsel figur Atatürktür. geçen 10 kasımda se bir ilan "olmsaydın olmazdık" karşıt ilan "olmasaydın da olurduk" - yaklaşımlarıyla sorgulayıcı iki toplum tipi sonucunu veriyor. bğenelim beğenmeyelim durum bu. genç siviller veya başka fikir planlı topluluklar bu düşünce merkezli sorularla yetiştirildiğinden sorgulayıcı oldular. darbeye karşı olma veya iktidarı hem destekleme hem -gezi olaylarında olduğu gibi- sarsma bu yeni neslin temel vasfıdır.
şimdi sorulması gereken soru şu; temel ilke ve kavramlar okullarda öğretiliyor mu? cevap öğretilseydi öğrenciler de dershane kapılarında kuyrukta olmazlardı. peki öğretilmemesinin sebebi ayrıca dersi mi yok? evet ayrıca dersi yok. zaten şimdi konulsa dersi verecek kadro da yok.
bu noktada okullar kavram bilgisinin hiç bir noktasında değiller mi? bana kalırsa içnde olduğunu idaa edebilirler. eğer idaadan öteye ispatları varsa gerek ders kitaplarında gerekse öğretmenlerin sınav ya da ekstra dokümanlarda kavram bilgisiyle alakalı sorular var mı yok mu bakılabilir? bahane yok ispat var.
kaliteli öğretmenden beklenirler / beklenemezler
öğretmenler kaliteli eğitim vereceklerse onu üniversite okuken alırlar. ayrıca kaliteli eğitim aldı diyelim ders ortamı ve malzeme yetersizse o öğretmen yine bir şey yapamaz.
şu konuda anlaşlaım. düğüm noktası üniversitelere giriştir. o da sınavla oluyor. sınavların zamana karşı yarış olduğunu bunun da tek çözümünün çok soru çözmeden geçtiğini bilelim. öğrencinin çözeceği sorular ise bilgi ve yorum sorularıdır. hem zeka hem bilgi ama hızlı yarış. bu durumda öğretmen ve kalitesi tartışılabilir mi? şunu da unutmadan öğretmen öğrencisini hayata da hazırlamalı. yani soru mantığına hiç de uygun olmayan teori ispatları deney ortamları kompozisyon hazırlıkları vs. öğretmen okulda asıl kalitesini burada ortaya koyar. yıllar sonra bile öğretmenin öğrencileri o derslerdeki tecrübelerle hareket edeceklerse kalite var demektir. indirgenen kalitenin diğer iki yönüne gelince yorum kabiliyeti ve bilgi becerisi. kabul edelim ki okulda iyi öğretmen bilgi becerisini kazandırsa bile yorum kabiliyetini kazandıramaz. en azından onun malzemesi yok. ya da her öğretmende yok. nedir dersek temel kavram ve ilkelere göre düşünmedir, derim. şimdi ben tarihçiyim eğer temel kavram ve ilkelerden haberdar isem onu bilgileri verirken kullanırım. değilse veremem.
biraz uzun yorum oldu ama devam etmeliyim. istisnasız öğretmen kadromuzun tamamı aynı ders kitaplarının öğrenciden daha fazla bileni durumunda. kpss kurslarında öğretmen adayları içler acısı. yada meb branş sınavı gerçekleştirmişti. katılım da meb kadrosunda olmuştu. sonuç merak edenler için her yerde. sonuç içler acısı
temel kavram ve ilkelere göre sorulan soruları ya da mantığını okul mu dersane mi kazandırıyor? eğer okul diyorsanız en başarılı okulların öğrencileri de dershanelerde öğrencilerimiz oluyorlar. okul öğretmeni bu beceriyi verebilirse -ki malzemeleri de uyumlu olmalı- zaten dershane olmaz.
bu durumda dershaneler nereye düşüyor?
bu bağlamda okulu geçtik dershaneler kurs ortamında temel kavram ve ilkelerin dersini veriyor mu? hayır. evet dershanelere giden öğrencilere temel kavram ve ilkelere göre ders anlatılmıyor. çünkü onlar da aynı kalite ortamından gelme kişilerdir. peki dersaneyi bu durumda okuldan üstün kılan ya da popüler kılan mevzu nedir, dediğimizde durum aydınlığa çıkıyor.
evet dershane aslında neyi öğretiyor?
üniveriste sorularını hazırlayan ösym sistemine hızlı ayak uydurma, ona göre dokümanlar çıkarma, sorularının çözme mantığını zekice taktiklerle hızlandırma ve soru çözüm sistemi gibi ap ayrı bir mektepli değil de alaycı becerisini ortaya çıkarmadır. kıyaslama açısından ösym soru kalıplarının kazandırdığı kavram, ilke ve beceri bilgisine dershane dokümanları mı okul ders kitapları mı yatkın?
dersaneler aynı zamnda bilgi sorularının da muhatapları olduğu için okulda öğrencinin eksik konularını unuttuklarını veya görmediklerini de veriyorlar. bunu söylerken ara sınıflar ve sınavlarda öğrenciye yapılan ders takviyelerini falan da saymıyorum.
hem gelişme kabiliyeti zayıf olan öğrenciye okulda öz öğretmeni bile özel ders özel etütlerle bir şeyler yapamazken neden okul ve malzemelerinin yetresizliğini tartışmıyoruz da dershanelerin desteğini yadsıyoruz.
ama dershanelerin kapatılması gündemde sorunlar da bir sayılıyor. mesela;
1- okulu işlevsiz kılma en başta gelen kabahat.
2- eşitsizlik ortamını körüklüyor.
3- öğrenci ve veliye psikolojik baskı uygulatıp yarışa zoraki herkesi katıyor.
4- öğretmenlerin de dershanelerde içler acısı hali var.
bundan dolayı kapatılmalı.
öğrenci mağdur olacaksa ona okulda kurs, halkeğitimi gibi yerlerde kurs verdirerek eksiklik hisettirilmeyecek.
ileri tarihlerde ise sınav sisteminde çoktan seçmeli mantığını bitirmek. ösym bu bağlamda kaldırılacaksa onu da kaldırmak.
ösym yıllar içinde ülke genelinde sessizce düşünce devrimi yaparken bunun önünü almak ne derce doğru olacaksa.
çözüm için öneriler
1- meb dershaneleri kapatacağına bu kurumlardan ansıl yararlanırım? a bakmalı. okulda öğretmenenin veremediği kavram ve ilkeleri dershanelerde ders malzemesi haline getirtici cebri bir yol izlemeli.
2- ayşe nine hep söz konusu edildi. ayşe ninenin ineğine teşvik verme -devam eder ya da etmez- kadar oğluna da vermeli.
3- dershanelerden hizmet satın almalı.
4- dershanelerin dokümanlarını lise üniversite arası ösym kontrolünde olacak şekilde temel kavram ve ilkeler ışığında hazırlatmalı ve bunu zorunlu hale getirmeli
eğer bu son madde bile gerçeklşetirilirse dışa ihraç edilecek düşünen beyinler ve eğitim malzemesi ortaya çıacak demektir.
şimdilik bu kadar

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder