Powered By Blogger

4 Ağustos 2011 Perşembe

çelişkili tezler ve cübbeli ahmet hoca










ÇELİŞKİLİ TEZLER VE CÜBBELİ AHMET HOCA

SUAT GÜVEN
(haksızlık karşısında susan dilsiz şeytan olmamak için)










BÖYLE BİR ELEŞTİRİYE NİÇİN İHTİYAÇ DUYULDU?
Her gün takip ettiğim haber siteleri ve özellikle ROTA HABER yayınlayınca dayanamadım yazdım.
ROTAHABER / ÖZEL
Cübbeli Ahmet'in de içinde bulunduğu İsmailağa cemaati, Gülen cemaatinin organizatörlüğünde eçtiğimiz ay yapılan 'Türkçe olimpiyatlarını' ilginç bir şekilde eleştirdi.
Gülen cemaatini, yıllardır düzenlediği Türkçe olimpiyatları üzerinden vuran İsmailağa cemaatinin sitesi, "Şimdi bunu görenler “ne güzle ya, dilimizi, kültürümüzü öğrenmişler. Bak benim dilim Türkçe, ismini bilmediğim ülkelerde konuşuluyor” diyecek ve gurur duyacaktır.Türkiye’yi tanıtıyoruz. Siz turizmden sorumlu devlet bakanı mısınız da Türkiye’yi tanıtıyorsunuz?" diyerek, organizasyonu hem eleştirdi hem de dalga geçti.

BEDİÜZZAMANLA VURDU
İsmailağa cematinin yarı resmi (ismailaga.info) sitesinde yayınlanan yazıda, Gülen cemaatine yönelik eleştiriler peşpeşe gelirken,  bir eleştiri de Bediüzzaman Said Nursi üzerinden yapıldı.
Yazıda yaşasaydı Bediüzzaman'ın da bu duruma tepki gösteceği ileri sürülerek, "Bir din adamı olan, gittiği her yerde İslam talebesi yetiştiren Said-i Nursi bu organizasyonu ne kadar doğru bulurdu acaba? Kendisi bizatihi kürt olan büyük insan, Kürtçeyi veya Türkçeyi değil:“Kur’an’ın sönmez ve söndürülemez manevi bir güneş olduğunu dünyaya ispat edeceğim ve göstereceğim.' demiştir. Yani Said-i Nursinin dediği gibi bir müslüman, dilini veya kültürünü öğretmekle görevli, vazifeli değildir. Onun görevi İslamı öğretmek, İslam’ı yaymaktır." denildi.
'PUTHANEYE GİRİP, PUTPERESTLERLE AYİNE KATILANLAR...'
Yazının sonlarına doğru Gülen cemaatine yönelik eleştirilerin dozu da artıyor ve şu ifadelere yer veriliyor;
"Ama kime anlatacaksınız ki bunları!!! Puthaneye girip, putperestler ile ayine katıldıktan sonra televizyonlarında bin bir renk ile gösteren zihniyet, Budizm ahlak dinidir diyen zihniyet, Hıristiyanlığı ve Yahudiliği İbrahimi bir din olarak kabul edip, Yahudi ve Hıristiyanlarla ittifakımız var diyen bir zihniyet… Onlar gözleri ile gördükleri halde görmezden gelir, kulakları ile duydukları halde duymazlıktan gelir, kalpleri ile idrak ettikleri halde anlamazlıktan gelirler…"



CÜPPELİ’NİN MALUM YAZISI
Türkçe olimpiyatları hakkında (ismailaga.info)
Elbette tepki verenler, olaylara sade bir vatandaş gözü ile bakıp yazılanları anlamayanlar çıkacaktır. Ancak Müslümanlar olarak olaylara “İslam çerçevesinden” bakmamız lazım.

Bildiğiniz üzere “Türkçe Olimpiyatları” adı altında “şölen” olarak lanse edilen bir organizasyon var. 100’ü aşkın ülkeden gelen yüzlerce öğrenci, verilecek ödülü alabilmek için öğrendikleri “Türkçe” ile şarkılar söylemiş, danslar etmiş, horon oynamışlar.

Şimdi bunu görenler “ne güzle ya, dilimizi, kültürümüzü öğrenmişler. Bak benim dilim Türkçe, ismini bilmediğim ülkelerde konuşuluyor” diyecek ve gurur duyacaktır.

Türkiye’yi tanıtıyoruz. Siz turizmden sorumlu devlet bakanı mısınız da Türkiye’yi tanıtıyorsunuz?

MÜSLÜMAN BÖYLE DÜŞÜNEMEZ

Bu okulları, İslami olarak bildiğimiz, müslüman olarak tanıdığımız ve özellikle hoca kimlikli kişiler açmasaydı, sıradan bir Türk iş adamının veya devletin bir organizasyonu olsaydı böyle düşünebilirdik elbette. Ancak bu okulu açanlar tam tersi, dinden imandan vaaz edenler, Said-i Nursi hazretlerinin yolundan gittiğini iddia edenlerdir.

Bakın mesela tek örneğimiz, Peygamberimiz (Aleyhisselam), Hazreti Musab bin Umeyr’i Medine’ye tebliğ maksatlı göndermiştir. “Git onlara ne yer ne içeriz anlat” dememiş, islamı öğretmesini istemiştir. Peki, bu cemaat bir öğretmeni “hizmet gönüllüsü” olarak niçin göndermektedir?

Bir din adamı olan, gittiği her yerde İslam talebesi yetiştiren Said-i Nursi bu organizasyonu ne kadar doğru bulurdu acaba? Kendisi bizatihi kürt olan büyük insan, Kürtçeyi veya Türkçeyi değil:“Kur’an’ın sönmez ve söndürülemez manevi bir güneş olduğunu dünyaya ispat edeceğim ve göstereceğim.” Demiştir.

Yani Said-i Nursinin dediği gibi bir müslüman, dilini veya kültürünü öğretmekle görevli, vazifeli değildir. Onun görevi İslamı öğretmek, İslam’ı yaymaktır.

Peygamberimiz ve ashabının, ecdadımız Osmanlı’nın da cihat etme amacı bu değil midir?

“Adını bile bilmediğimiz yerde Türkçe konuşuluyor” Bu adamlar, çocuklar, gençler, dinsiz imansız gittikten sonra, cehennemi boyladıktan sonra, ha Amerikan kültürü ile yaşamış, ha Türk kültürü ile yaşamış ne fark eder? “Sen beni koru ey İsa” cümlesini Türkçe söylemesi midir marifet?

DİN KARDEŞLİĞİ DEĞİL, TÜRKÇE KARDEŞLİĞİ!

Amerikalılar ve İngilizler böyle faaliyetlerinde kendi batıl dinlerini empoze ederken, bizim Müslümanların sadece bir dil öğretip, dans ettirmesini hayranlıkla izlemeleri gerçekten çok garip ve acayip bir durum.

İslam hâkim olamadıktan, İnsanlar İslam’dan, Kur’an’dan ve kâinatın Efendisi, son peygamber, kurtuluş rehberimiz, önderimiz, şefaatçimiz Hazreti Muhammed Mustafa (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimizden ve onun güzide ashabından habersiz olduktan sonra Dünya Türkçe konuşsa ne fayda? Bir Hazreti Ebubekir (Radıyallahu anh) Efendimizi tanımadıktan sonra bütün lisanları bilse ne fayda?

Anlatmak istediğimiz şey; Bir müslüman dilini veya kültürünü aşılamakla görevli olmadığı gibi dini yaymakla yükümlüdür. İslamı tebliğ  etmekle görevlidir. İslamı telkin etmesi farzdır.

AKLA BİR SORU GELİYOR:

Acaba açılan bu okullarda öğrencilere “siz dininizde kalın, siz de cennete gireceksiniz, hepsi aynı kaynaktan geliyor” diyerek diyalog adına büyük bir gaflete ve delalete mi imza atılıyor? Neticede Papa ve Amerika bu okulların açılmasına göz yumuyor.

Amerika bir memleketi işgal edecek, siz de Türkiye’deki solcu kesimin şeriatı istemekle suçladığı İslami bir cemaat olarak okul açacaksınız? Mümkün mü bu? Ama Amerika’nın işgalinin hemen ardından Afganistan’a okul açıldı ve hizmete girdi. Başka vakıfların hizmetleri terör örgütü, radikal İslamcı yaftası yiyerek kapanırken, bu okullar tam gaz devam etti.

Evet öyle görünüyor ki, bu organizasyonlar, teveccüh ve takdiri çekmek amacıyla yapılan birer göz boyamadır ve İslam adına hiçbir değeri yoktur. Hazreti Allah Celle Celaluhu verilen nimetlerin İslam için kullanılmamasının da hesabını soracaktır. Gidilen yerde “Eslim, teslim” yani müslüman ol, selameti bul denmedikten sonra, dikkat edin “denmedikten sonra” bir faydası yoktur. Allah Celle celaluhu:“Niçin Türkçe öğretmedin” diye sormayacağı gibi Türkçe öğrettiğin içinde bir mükafat vermeyecek, “Niçin İslamı tebliğ etmedin” diye de sual edecek ve hesap soracaktır.

Ama kime anlatacaksınız ki bunları!!! Puthaneye girip, putperestler ile ayine katıldıktan sonra televizyonlarında bin bir renk ile gösteren zihniyet, Budizm ahlak dinidir diyen zihniyet, Hıristiyanlığı ve Yahudiliği İbrahimi bir din olarak kabul edip, Yahudi ve Hıristiyanlarla ittifakımız var diyen bir zihniyet… Onlar gözleri ile gördükleri halde görmezden gelir, kulakları ile duydukları halde duymazlıktan gelir, kalpleri ile idrak ettikleri halde anlamazlıktan gelirler…

Allah sonumuzu hayreylesin….

ŞİMDİ İSE YANIN PARAGRAF PARAGRAF ELEŞTİRİSİ
PARAGRAF 1
1- Elbette tepki verenler, olaylara sade bir vatandaş gözü ile bakıp yazılanları anlamayanlar çıkacaktır. Ancak Müslümanlar olarak olaylara “İslam çerçevesinden” bakmamız lazım.
Ne güzel değil mi bu yazıya tepkilerin gösterileceği hesaplanmış. Yazıyı okuyacakların bir kısmını işin ehli olmayanlar  yani “sade vatandaşlar”  bir kısmını ise Müslümanlar kategorisine sokarak bölmüş.  Sade vatandaşlar yani dinsel alanlarda uzmanlığı olmayan kişiler kategorisine  alınmışların eleştirisini uzman olmayan kişilerin eleştirisi kabul ederek eleştirilerin önüne geçmeye çalışılmış.  Ancak “Müslümanlar olarak…” lanse edilen grubun da eleştirilerini istediği gibi yönlendirebileceğini var saymış olmalı ki onlarla yapacağı hasbıhali İslam çerçevesinde bir kavramın içine alarak hapsetmiş.
PARAGRAF 2

Bildiğiniz üzere “Türkçe Olimpiyatları” adı altında “şölen” olarak lanse edilen bir organizasyon var. 100’ü aşkın ülkeden gelen yüzlerce öğrenci, verilecek ödülü alabilmek için öğrendikleri “Türkçe” ile şarkılar söylemiş, danslar etmiş, horon oynamışlar.
Beyefendinin  eleştiri konusu yazı genelinde cemaatin faaliyetlerini islami  lanse edilmesi ve özeldeTürkçe olimpiyatlarıdır. Devamla basının ve cemaatin  Türkçe olimpiyatlarını şölen olarak lanse etmesine de karşı.
Cüpbeli olimpiyatlar hakkında kesin yargılarla konuştuğuna bakmayın. Tam takip edememiş. Mesela olimpiyatlara katılan ülkeleri bilmiyor. Ama geçelim bunu katılan ülkeleri bilmese de duyduğu kadarıyla 100’ü aşkın ülkeden öğrencilerin buraya geldiğini biliyor. Sonra bir şey daha duymuş olimpiyatlara katılan bu öğrencilerin çeşitli faaliyetler çerçevesinde ödüller aldıklarını… Ancak öğrencilere verilen bu ödüllerin; öğrencilerin öğrendikleri Türkçe –dikkat buyurun tırnak içine alınmış-  ye göre fazla bulmuş olmalı.
Bu arada anlatımla kanaat edecek olursak Olimpiyatlar çerçevesinde sergilenen faaliyetler de o kadar basit ki aman Allah’ım bunlar mı ödüllere layık faaliyetler diyesiniz geliyor? Mesela yazı içinde geçen şu ifade;  “…şarkılar söylemiş, danslar etmiş, horon oynamışlar.”  Eğer  olimpiyatları hiç izlememiş bir kişi iseniz ve bu anlatımla da yetinmişseniz siz de faaliyetleri eften püften şeyler olarak görürdünüz. Sonra da bunlar mı ödüle layık faaliyetler derdiniz?
Ama gerçek ortada ve milyonlarca kişinin gözü önünde cereyan etti. Başlangıçtan ödül törenine kadar bu süreç sürdü gitti. Ne küçümseniyor ki? Ödüle layık görme mi ya da verilen ödüller mi?
Yazının genel mantığına baktığımızda Ahmet bey şunu demek istiyor;  öğrencilere verilen ödüller yapılan faaliyetler israf ve göz boyama… hem de ne adına? Üstelik o da belirsiz. Hadi sade vatandaş anlamasa da Müslümanlar şüphelenmeli değil mi? Hani  bu öğrenciler kitap yazsalar kitap tercüme etseler hadi neyse .. halbuki bu öğrenciler tırnak içinde kadar basit Türkçe biliyorlar.
Bu türkçeyle de şarkı söylemişler. Dans etmişler. - Bu arada dans evet dans hiç izlemedik.- Evet horon vardı; ama dans yoktu. Halbuki Ahmet bey “şarkılar söylemiş, danslar etmiş, horon oynamışlar.” diyor. Bizim gördüğümüz ise öğrenciler birkaç yöreden yani Anadolumuzun folklörünü icra ettiler. Gerçi o folklör figürleri için Türkçe değil yetenek lazımdı,.  Onlar da zaten yetenek sergilediler.
Sonra şarkı söyleme de bir yetenek işidir. Tıpkı folklör oynama vs gibi..  Diğer taraftan bu gelen öğrenciler en zor parçaları Türkçeyi fazla kırık dökmeden ama makamına uygun olarak okudular. Hem öyle bir okudular ki “türkçe”si çok iyi olan ve de  müzikten anlayanlar takdir ettiler. Yani öğrenciler yetenekliydiler ve kadı kızında bile olmayacak kadar az kusurları vardı. Ee Ahmet bey bundan niye rahatsız olur ki? Bu çabalar  ödüle layık görülmez mi? Gerçi siz de o yarışmalara katılabilir ya da yarışmalara birilerini katabilirdiniz. Sonra sizin o engin “türkçe”nizle sergileyeceğiniz ustalığa şahit olsaydık iyi olmaz mıydı?. Değil mi ama?
Ama bu öğrenciler sizin gibi Türk değil yabancıydılar. Eh Türkçeleri de zaten anadilleri olmadığından yetersizdi. Fakat Ahmet bey onlar şiir de okudular. Siz yazınızda bundan hiç söz etmiyorsunuz. Hani sade vatandaşın dikkatini çekmiştir, bu eksiklik… gerçi siz onların fikrine önem vermezsiniz ama Müslümanların da dikkatini çeker bir eksikliktir bu..
Ahmet bey biliyor musunuz bu çocukların okudukları şiirler ne şiirlerdi? Dinlemediyseniz hemen salık veririm dinleyin. Hiç biri olmasa da kandil akşamı okudukları naatlar şiirler bir harikaydı. Azizim mutlaka bulun buluşturun ve dinleyin. O akşam o şiirler o okuyuş Aman Allahım ne okumaydı. Mest oldum mest… sadece ben mi şiirden anlayan her kes mest oldu. Öyle bir okudular ki; başbakanımızı, bakanlarımızı, değerli şair ve yazarları ağlatacak kadar güzel ve dikkatli okudular.
Sonra o öğrenciler orta oyunları da oynadılar. Hani önümüz ramazan biliyorsunuz hacivatımız karagözümüz olmadan ramazan nasıl olacak ki? Daha ne oyunlar ne oyunlar?
Ahmet bey bu öğrenciler var ya bu öğrenciler Ankara’nın göbeğinde kendi ülkeleri için standlar açtılar. Keşke izleseydiniz. Mesela standları başında gelen türk seyircilerine ülkelerini tanıtacak kadar ustaca Türkçe cümleler kurdular. Üstelik bizimkiler onların yabancı olduklarını hesaba katmadan adam akıllı zor sorular sordukları halde onlar  -emin olun ki-  dile hakimlermiş gibi cümlelerle cevap verdiler.
Ahmet bey “TUSKON” diye bir şey duydunuz mu bilmem ki? Duymadıysanız söyleyelim; ihracatımızı son günlerde patlatan girişimin altında bu TUSKON dediğimiz kuruluş var. Neyse bu TUSKON’un girişimlerinde Türkçe olimpiyatlarına katılan bu öğrenciler heyetler arasında tercümanlık yapıyorlarmış. Hem de ne tercümanlık? Çocuklar türk işadamlarının cümlelerini türkçeyi hiç duymamış kişilere çevirirken onlarında hiç duymadığımız dilerindeki cümlelerini türkçeye çevirmeleri doğrusu adam akılı işmiş. Üstelik “Türkçe” ile yaa…
Duymadıysanız, izlemediyseniz medya elinizin altında alın izleyin. Eminim hak verirsiniz. Ha eksikleri yok mu? Var tabi zaten siz diyorsunuz “Türkçe” tırnak içinde .
Bu arada teessüf ederim. Sizin gibi birine hiç yakışmayacak imla ve kavram hatalarınız var. Eh bunlar yazı içinde o kadar çok ki, saymak ve göstermekle bitmez. Size tavsiyem el altında bir sözlük bulundurun. Neme lazım dar zamanlarda bakarsınız ; dans nedir? Horon nedir? Falan filan… Sonra bunların bir birinden farkını az da olsa bilmek için. Hah sözlük dedik de unutuyordum. Efendim sözlükte “insaf” diye bir sözcük de geçiyor. Şimdi alakası ne ki diye soracak olursanız hemen sözyleyeyim. Türkçesini küçümsediğiniz bu çocuklar var ya onların türkçesiyle ilgili… sözlükte insaf’ı bulduuz diyelim okudunuz diyelim sonra da bi düşünün bu çocuklar altı yedi ay bilemedin  bir  yıl hadi en iyisi iki yıllık Türkçe ile gelmişler. Şimdi siz söyleyin eksik olmaz mı?
Yok Türkçe bahane asıl siz onların derilerine tiplerine takıldıysanız. Söyleyin efendim onu söyleyin. Hani siz onları jetski üstündeki o enfes beyaz teninizle mübarek sakalınızla karşılaştırdıysanız. Hani o konularda eksik bulduysanız. Hemen söyleyelim; bazıları zenciydi teni siyahtı; bazıları çekik gözlüydü, teni sarı; bazıları esmerdi, teni esmerdi. Bazıları ise senden benden beyazdı hem de sarışın... Yok sakal mevzuu ise onlar daha çocuk…. Bağışlayın kızın sakallısı makbul olmadığı gibi erkek çocuğun da daha bir az beklememiz lazım.
Hem sonra Müslüman Bilal Habeşi zenciydi. Ama sesi çok güzel olan bir zenciydi. Arapçası da bizden iyiydi. Ama Arap değildi. Kimse onun Arapçasını tırnak içine alıp eleştirmemişti. Bilal Habeşi’nin yeteneği; sabrı ve sesiydi. Mükafatı da ilk müezzin olmasıdır.

PARAGRAF 3

Şimdi bunu görenler “ne güzel ya, dilimizi, kültürümüzü öğrenmişler. Bak benim dilim Türkçe, ismini bilmediğim ülkelerde konuşuluyor” diyecek ve gurur duyacaktır.
Buraya kadar ifade ettiğimiz kadarıyla ve izleyenler söylesin bu dediğiniz yakıştırma kötü mü? Övünmeye değmez mi?
PARAGRAF 4

Türkiye’yi tanıtıyoruz. Siz turizmden sorumlu devlet bakanı mısınız da Türkiye’yi tanıtıyorsunuz?
Neden olmasın? Ülkemizi tanıtım Turizm bakanlığının tekelinde mi? Tanıtmayacak mıyız? Hadi tanıttık diyelim,  yasak mı, günah mı?  Şu ifadeye bakın Allah aşkına “Türkiye’yi tanıtıyoruz. Siz turizmden sorumlu devlet bakanı mısınız da Türkiye’yi tanıtıyorsunuz? ” bu konularda ne zamandan beri izin alınıyor? Ya da izinler ne zamandan beri sizden alınıyor? Hem sonra o çocukların Türkiye’yi tanıması etraflarında da tanıtması turizm bakanlığının da hoşuna gitmez mi? Gitmez diyorsanız  o zaman ülkeler niçin festivaller düzenlerler?
Mesela 23 nisan şenlikleri niçin vardır? Yok  o gerekli ve onu devlet düzenliyor derseniz bir şey demem. Ancak şunu derim, ülke vatandaşı organizasyon neden yapmasın? Diğer taraftan 23 nisan şenliklerine gelen çocukların o küçümsediğiniz kadarıyla da olsa Türkçe bilmedikleri, horon oynayamadıkları da var sayılırsa bu iş ondan kat kat büyük olmaz mı? Sonra bu tarzla ülkenin tanıtımı daha az masraflı. Neden mi? 23 nisana gelenler Türkçe bilmez tercüman lazım onlara... Her şeyi sormaz soramazlar. Fakat bu olimpiyatlara katılanlar küçümsediğiniz kadarıyla da olsa biliyorlar ve meramlarına bize kalmadan cevap  buluyorlar.
Sakın turizm bakanı bu dediğinizi duymasın. Neden mi? Ne bileyim işte duymasın.
Gelelim aşağıdaki başlığın altında verilen düşüncelerinize ya da kesin kanaatlerinize

MÜSLÜMAN BÖYLE DÜŞÜNEMEZ” diyorsunuz ya
Hemen soralım bu başlığa  neden ihtiyaç duydunuz? Olimpiyatlarla ilgili verdiğiniz bir iki satırlık cümle -  o da eksiklerle ve hatalarla dolu cümleler- Müslümanları ne kadar bilgilendirdi de onları MÜSLÜMAN BÖYLE DÜŞÜNEMEZ” başlığı  altında düşünce ve eleştiriye davet ettiniz? Bu başlığı gören sanki Müslüman bir çok bilgi ve izlenim görmüş sanacak.
 Yukarıda verilenlere göre soralım mı Müslüman nasıl düşünecekti? Eksik tanıt. Eksik giriş yap. Küçümse. Tekel oluştur. Müslüman bunları mı yapsın? Yoksa toplumu düşünmeye davet ettiğiniz konuda tam tanıtım yapsaydınız olmaz mıydı? Evet      “Müslüman”    bir kişi olarak böyle yapsaydın olmaz mıydı? Sonra eleştirseydiniz
PARAGRAF 5

Bu okulları, İslami olarak bildiğimiz, müslüman olarak tanıdığımız ve özellikle hoca kimlikli kişiler açmasaydı, sıradan bir Türk iş adamının veya devletin bir organizasyonu olsaydı böyle düşünebilirdik elbette. Ancak bu okulu açanlar tam tersi, dinden imandan vaaz edenler, Said-i Nursi hazretlerinin yolundan gittiğini iddia edenlerdir.
Bu girişe bakınBu okulları, İslami olarak bildiğimiz, müslüman olarak tanıdığımız ve özellikle hoca kimlikli kişiler açmasaydı, sıradan bir Türk iş adamının veya devletin bir organizasyonu olsaydı böyle düşünebilirdik elbette.
Okulları “… müslüman olarak tanıdığımız ve özellikle hoca kimlikli kişiler…” açmış. Yani… Yanisi aslında Müslüman değiller hocaların icraatlarına baktık. Bunların içimizdeki İrlandalılar, sahtekarlar olduğunu gördük.  Neyi  “türkiyeyi tanıtıyor” eh olur bu kadar  diyebilecekmiş. Alkış da alırlarmış. Ahmet beyin bu cümlelerini okuyanlar demez mi, bunlar  adeta bizi caminin içinde vuruyorlar.  
Devamla diyorsunuz ki “Ancak bu okulu açanlar tam tersi, dinden imandan vaaz edenler, Said-i Nursi hazretlerinin yolundan gittiğini iddia edenlerdir.”

Olimpiyatları düzenleyenlerin ve okulları açanların Said Nursi hazretlerinin fikirlerinden etkilendiğini açıktan açığa söylemek güzel bir şey de Said Nursi hazretlerinin fikirlerinin neler olduğunu buna karşılık cemaatin hangi konularda ters düştüğünü ortaya koymak gerekmez mi? Sade vatandaşı geç Müslüman olarak gördüklerin de böyle bir karşılaştırmaya ihtiyaç duyarlar. Gerçi siz Said Nursi hazretlerinin fikirlerinini ne kadar biliyorsunuz o tartışılır.
Devam edelim.
PARAGRAF 6

Bakın mesela tek örneğimiz, Peygamberimiz (Aleyhisselam), Hazreti Musab bin Umeyr’i Medine’ye tebliğ maksatlı göndermiştir. “Git onlara ne yer ne içeriz anlat” dememiş, islamı öğretmesini istemiştir. Peki, bu cemaat bir öğretmeni “hizmet gönüllüsü” olarak niçin göndermektedir?
Bu paragrafta Ahmet bey tarihten referans alarak eleştiri yapmak istiyor. Dolayısıyla dersimiz tarih diyelim. Ancak giriş bana kalırsa sakat… Neden mi? Şu alıntıyı okuyalım “Bakın mesela tek örneğimiz,..” diyor. Bu satırları okuyanlar bilirler ki, islami tebliğde tek örnek değil çok  örnek söz konusudur.  Tek örnek demekle bilgi değil bilgisizlik ortaya konulmuş olur. Yapılması gereken çok örnekten yararlanmadır. Eğer araştırılırsa çok örnek var. Bu örnekten önce de sonra da … Araştırılırsa görülür.
Devam edelim. “Peygamberimiz (Aleyhisselam), Hazreti Musab bin Umeyr’i Medine’ye tebliğ maksatlı göndermiştir.” Amenna bunu bilmeyen mi var sonra konumuzla ilgisi nasıl kurulmuş?  Hani kendisine eleştiri seçtiği konusu Türkçe olimpiyatlar ve okulların açılmasıydı? Eleştiriye örnek de bukonular paralelinde seçilmeliydi. Metodolojik olarak hata var.
Her neyse verilen örnek üzerinden aşağıda vereceğimiz alıntıyla devam edelim.  “Peygamberimiz (Aleyhisselam), Hazreti Musab bin Umeyr’i Medine’ye ….” “Git onlara ne yer ne içeriz anlat””
Ahmet bey olimpiyatlarda yeme içme dalında da yarışma var mıydı? Ben baştan sona izleyenlere sordum böyle bir şey görmedik dediler. Size has bir sunum mu yaptılar? Değilse bu cümleyle ne demek istiyorsunuz?
Hadi  bunu  geçelim ve konumuz tebliğde yeme içme olsun.
Ahmet bey tebliğ nedir Allah aşkına?  Hz. Musab’ın hal ve tavırları da tebliğ değil miydi? Bu hal ve tavırların sergilendiği yerler arasında yeme içme anları olmuşsa onlar anlatmamış mıdır? Yoksa Ensar sorsa da ), Hazreti Musab bin Umeyr onlara “ şimdilik bunların sırası değil size sadece islamı anlatacam” mı demiş? Evet demiş mi? Hadi demişse onlar sormamış mı İslam nedir? İslam’da yeme içme yok mu? Hadi konusu bile olmadı diyelim ), Hazreti Musab bin Umeyr yemedi mi içmedi mi? Sahi yeme içmeyle de tebliğ olmaz mı? Sonra yeme içme adabının öğretilmesinin dine zararı nedir?
Hadi başka bir soru  Hazreti Musab bin Umeyr ‘i gerçekten biliyor musunuz? Biliyorsunuz diyelim, siz bir kıyaslama yapıyorsunuz. Soralım, siz hiç cemaat öğretmenleriyle tanıştınız mı? Tanıştınız diyelim size ne anlattılar? Anlattılar diyelim ve biliyorsunuz.. Öylese ), Hazreti Musab bin Umeyr paragrafında şu soruyu soruyorsunuz; “Peki, bu cemaat bir öğretmeni “hizmet gönüllüsü” olarak niçin göndermektedir?” Nereye? Dışarıya mı içeriye mi?  Öyle ya , Hazreti Musab bin Umeyr Medine’ye gönderilmiş o da iç sayılır. Neyse kastınız dış ülkelere … Soralım, sahi cemaat bir öğretmeni –küçümsediğiniz- “hizmet gönüllüsü”nü niçin göndermektedir? Biliyor musunuz? Biliyorsanız söyleyin. İslami çerçevede sade vatandaş anlamasa da siz söyleyin. Evet niçin göndermekte?
Eh cevabız “onlar Türkçe olimpiyatları düzenlemek için okul açmaya gönderiyor” sa bilin ki çok basite kaçarsınız. Neden mi? Çünkü olimpiyatlar sebep değil sonuçtur. Okullarda verilen fen ve sosyal eğitimidir. Bedensel dersler ve yetenek dersleri farklı zeka tezahürleri olduğu gibi dil dersleri söz konusu dersleri anlama ve anlamlandırma için şart olan derslerdir. Bu derslerdeki anlama derecesinin kalitesi ise Türkçe dersinin verilme becerisini olimpyatlar ortaya koymaktadır. Olimpiyatları izleyen uzmanların değerlendirmesi dil üzerinden sair derslere verilen değerlendirmedir. Dediğimiz gibi olimpiyatlar hem yan ürün olmakta hem de beraberinde yeni ufuklara yelken açılmasını sağlamaktadır.
Ama siz dile takılıp kalırsanız bu geneli göremezsiniz. Hem okullar TÖMER kursu değil ki, böyle düşünesiniz.  Size tavsiyem okullar ve gidenler hakkında bilgi sahibi olmanız. Sonra da islami açıdan eleştirecekseniz islami denklikte bilgiler de ortaya koymanızdır.
Tarihten bir örnek daha… bu sefer cemaatin bilgi kaynaklarından üstelik. Aşağıdaki paragrafı okuyalım.
PARAGRAF 7

Bir din adamı olan, gittiği her yerde İslam talebesi yetiştiren Said-i Nursi bu organizasyonu ne kadar doğru bulurdu acaba? Kendisi bizatihi kürt olan büyük insan, Kürtçeyi veya Türkçeyi değil:“Kur’an’ın sönmez ve söndürülemez manevi bir güneş olduğunu dünyaya ispat edeceğim ve göstereceğim.” Demiştir.
Cümle cümle
Bir din adamı olan, gittiği her yerde İslam talebesi yetiştiren Said-i Nursi bu organizasyonu ne kadar doğru bulurdu acaba?Bu cümlede Said-i Nursi aklanmışa benziyor. Dolayısıyla eleştiri de ak zeminde yapılmış olmalı. Yukarıda sormuştuk yine soralım, Said-i Nursi’nin fikirleri nelerdir? Sonra günümüzde cemaat tarafından yapılanlar nelerdir? Önce onları bi zahmet ortaya koyun. Sonra sade vatandaşı geçelim Müslümanlar “islam çerçevesinde” anlasınlar. Şimdi soralım Said-i Nursi ne derdi?
Kendisi bizatihi Kürt olan büyük insan, Kürtçeyi veya Türkçeyi değil:“Kur’an’ın sönmez ve söndürülemez manevi bir güneş olduğunu dünyaya ispat edeceğim ve göstereceğim.” Demiştir.
İkinci cümle dikkatinizi çekiyor mu?Kendisi bizatihi kürt olan büyük insan,..burada övgü mü var sövgü mü var anlayamadım. Ne demekKendisi bizatihi kürt olan büyük insan,Kürt asıllı mı demek istediniz? Eğer öyleyse cümleyi doğru kurun. Yok değilse nedir Allah aşkına? Yanlış anlaşılmasın büyük insan kısmını anladık. Başını anlamadık. Ama anlamaya çalışalım. Bu paragrafın birinci cümlesindeki Bir din adamı olan, gittiği her yerde İslam talebesi yetiştiren Said-i Nursi bu organizasyonu ne kadar doğru bulurdu acaba?bu ifadelere göre cemaatin fikir kaynağı Said Nursi’dir. Cemaat ise bu fikirlerle ters düşmüş.  Bunun kanıtı olimpiyatlar ve okulların açılmasıdır.
Burada anlamayı kolaylaştırma için soralım; büyük olmak için Türk bilemedin Farisi, bilemedin başka bir ulustan olunabilir mi? Eğer olunabiliyorsa Kendisi bizatihi kürt olan büyük insan,..cümlesinin devamı anlamsız olur. Neden mi? Kendisinden başka büyük insan da olabiliyorsa o demek ki büyüklük milliyete bakmaz.  Vurguya da gerek yok.
Diğer taraftan şunu da bu yazınızda iddia edemezsiniz; efendim …bizatihi Kürt olan büyük insan,.. Said Nursi’nin fikirleri Kürtçe dışında yayılamaz. Çünkü biz hiç duymadık Bediuzzaman benim fikirlerimden istifade edecek olan insanlara size fikirlerimi Kürtçe ifade edeceğim bunu Kürtçe kabul ve neşredeceksiniz diye. 

Bu durumda o kaynaktan beslenen insanların örnek de verildiği gibi Kürtçe Türkçe yarışmalar düzenlemeleri anormal kaçmaz.
Durum böyle olduğuna göre size ne oluyor arkadaşlar siz 100’ü aşkın ülkeden … yüzlerce öğrenci, getirtip  onlara  öğrendikleri “Türkçe” ile şarkılar söyletip, danslar ettirtip, horon oynatıp ödül vereceksiniz?
Tek kelimeyle ayıp. En azından Cüppeli Ahmet bey öyle düşünüyor.
Devam edelim.
“….Kürtçeyi veya Türkçeyi değil:“Kur’an’ın sönmez ve söndürülemez manevi bir güneş olduğunu dünyaya ispat edeceğim ve göstereceğim.” Demiştir.Bu sözün şölenle nasıl bir ilgisi var. Cemaatten biri çıksa desek ki bizim binlerce faaliyetimiz var. Bu savunduğunuzun dışında bi de yarışmalarla kitle toparlarız. Sizin savunduğunuz fikir adına ifade edim ne cevap veririsiniz?
Hem sonra olimpiyat eleştirisiyle bir ilgisi var mı? Var diyebilirsiniz. Varsa bu şölen bu çabayı engellemiş mi? Ya da daha iyi Türkçe öğrenen bir çocuğa  :“Kur’an’ın sönmez ve söndürülemez manevi bir güneş olduğunu dünyaya ispat edece..”k kitaplar  verilirse o da Türkçe öğrenmişse bu kolaylaşmaz mı?
Şimdi aşağıda bir cümle okuyun
PARAGRAF 8

Yani Said-i Nursi’nin dediği gibi bir Müslüman, dilini veya kültürünü öğretmekle görevli, vazifeli değildir. Onun görevi İslamı öğretmek, İslam’ı yaymaktır.”
Ne var bunda demeyin. Gerçi diyebilirsiniz. Ne de olsa sade vatandaşsınız. Ama islam çerçevesinde de meseleye bakalım, derim.
1-      Said Nursi’nin cümlesi yukarıda tekrar tekrar okuyun. İstediğiniz kadar okuyun o cümleden cüppelinin bu emrivaki cümlesi çıkar mı? Yok çıkıyor diyorsa bunu da bilmediğimiz bilgilere dayandırarak söylüyorsa neden bu cümleyi verdiği gibi o cümleyi de vermeyerek bizi bir emri vaki ile karşı karşıya bırakıyor? O çok akıllı da her kes saf mı, Allah aşkına?
2-      Hem ölen Müslümanlar a hem diri Müslümanlara görev verme yetkisi ne zamandan beri cüppelinin yetkisindedir?
3-      Yani Said-i Nursi’nin dediği gibi …”  Ne mi dedi dediği :“Kur’an’ın sönmez ve söndürülemez manevi bir güneş olduğunu dünyaya ispat edeceğim ve göstereceğim.” Cümlesi. Aşağıya parçalı aldığımız cümleye bak bizahmet.
4-      “..bir müslüman, dilini veya kültürünü öğretmekle görevli, vazifeli değildir. Onasıl anlamadım demeyin.  SizKur’an’ın sönmez ve söndürülemez manevi bir güneş olduğunu dünyaya ispat..istiyorsanız. Bunu dünyaya dilinizi kültürünüzü öğretmeden yapacaksınız. Nasıl yani de demeyin? Nasıl yapacaksanız yapın. İnsanlar sizin dilinizi öğrenmeden sizi anlamayacaklarına göre, sessiz sinema ne güne duruyor.
5-      “Onun görevi İslamı öğretmek, İslam’ı yaymaktır.” Cüppeliye göre ey  Müslüman islamı nasıl öğreteceksen öğret. Gerçi onların dilini öğrenerek öğretebilirsin. Bu bir yoldur. Diğer bir yol da şudur ki ikiniz de Arapça öğreniniz böyle anlatın. Böyle de anlaşabilirsiniz. Zinhar kendi dilinizi öğrenmesin. Hele kültürünüzü hiç öğrenmesin.
6-      Sakın sormayın “islamı nasıl öğretecem?” ya da “İslam nedir?” mesela şunu kesinlikle sormayın “İslam’ın da bir kültürü dili varsa onu da öğretecek miyiz?” burada duralım ve soralım “ne dersiniz Ahmet hocam  İslam’ın da bir kültürü dili varsa onu da öğretsinler mi?” Cevap … Cevap evetse hangi dil hangi kültür İslami olacak? Sonra neden o dil  İslami dil olacak? Diğer diller neden olamayacak? Ya da biz Müslüman isek bir kültürümüz de varsa hadi diyelim dilimiz de varsa mahsuru nedir ki onu öğretmeyeceğiz? Kötüyse biz onu bırakalım. İyiyse niçin tanıtmayalım?
7-      Tekraren soralım; İslam nedir? Fıkıh olabilir mi? İlmihal olabilir mi? Kuran olabilir mi? Akait olabilir mi? Hangisi olursa olsun İslamı kabul etmiş bir toplumun da kültürüne cevaz verilmiş mi? Bunlar kendi insanlarımıza nasıl öğretiliyor? Mesela siz bunları nasıl öğrendiniz? Telepatiyle mi yoksa birinin konuşması ve sizin duymanızla mı öğrendiniz? Bir soru daha siz doğdunuz size zaman içinde bir şeyler öğretildi veya siz öğrendiniz, önce neleri öğrendiniz? Bunların içinde dil, kültür, yaşam tarzı var mıydı? 7 yaşınıza kadar alim kişiliğinizi kazandınız mı? Yoksa başlangıç yıllarınızda bunlar yok muydu?
8-      Özetle İslam size dilinizi kültürünüzü öğrenmenizden sonra anlatılıyorsa neden okullarda da aynı yöntem izlenmesin? Sahi Bediuzzaman  bunu duysaydı ne derdi?

devam edelim. Aşağıda güzel bir cümle
PARAGRAF 9
Peygamberimiz ve ashabının, ecdadımız Osmanlı’nın da cihat etme amacı bu değil midir?
Okuduk ve tırnak içine alarak yorumlayalım
“Peygamberimiz ve ashabının, ecdadımız Osmanlı’nın da cihat etme amacı bu değil midir?”
1-      peygamberimiz ve ashabının ya da ecdadımız Osmanlı’nın cihadı islamı anlatma ve daveti cihat olarak görülüyor ki şüphe yok. Ama sağdan kroşe yok.
2-      Peki peygamberimiz ve ashabı devrinde İslam nasıl anlatılmıştı? Ya onların dili öğrenilerek ya da onlara Arapça öğretilerek öğretilmedi mi?
3-      Osmanlı nasıl anlatmıştı? Yeniçeri ocağı kolonizatör ahi dervişler sizce nasıl anlattılar? 
4-      Biliyor musunuz bunları biliyorsanız bu sorularımın bir önemi var. Bilmiyorsanız  basit bir bilgi Şeyh Edebali hazretleri onlardan biriydi.
5-      Öğrenmeniz lazım çünkü ecdad edebiyatı mezar taşına fatiha okumadan daha ileri safhalara geçti.
6-      Gelelim can alıcı bir soruya Müslüman olarak tanıdığımız ve özellikle hoca kimlikli kişiler İslamı nasıl anlatıyorlardı?
devam edelim. Okuyun bakalım.
PARAGRAF 10

“Adını bile bilmediğimiz yerde Türkçe konuşuluyor” Bu adamlar, çocuklar, gençler, dinsiz imansız gittikten sonra, cehennemi boyladıktan sonra, ha Amerikan kültürü ile yaşamış, ha Türk kültürü ile yaşamış ne fark eder? “Sen beni koru ey İsa” cümlesini Türkçe söylemesi midir marifet?

Şimdi “Adını bile bilmediğimiz yerde Türkçe konuşuluyor” cümlesi sizce ne anlam ifade ediyor? Gerçi size göre ne Said-i Nursi ne de peygamberin  takdir etmediği bir girişimdir. Ama bu kişiler adına konuşma hakkına sahip olmadığınızı bilmem hatırlatmaya gerek var mı? Yüreğiniz yetiyorsa onların şahs-ı manevisine sorun. Cevabı da ali divanlarda tasdik ettirin.
Devam edelim. “Bu adamlar, çocuklar, gençler, dinsiz imansız gittikten sonra, cehennemi boyladıktan sonra, ha Amerikan kültürü ile yaşamış, ha Türk kültürü ile yaşamış ne fark eder?” can alıcı bir yerden bitirdiniz.
Evet  Bu adamlar, çocuklar, gençler, dinsiz imansız gittikten sonra, cehennemi boyladıktan sonra,…” Nerden biliyorsunuz? “dinsiz imansız gittik..”lerini?  “… sonra, cehennemi boyladık…”larını? Türkçe öğrenmek Türkiye’yi tanımak ya da tanıtmak “… dinsiz imansız git..” midir? Ve de  “…. cehennemi boyla…”mak mıdır?
Tabi siz çok kurnazca bir cümle eklemişsiniz paragrafa ““Sen beni koru ey İsa” cümlesini Türkçe söylemesi midir marifet?” Evet çok kurnazca geldi bana. Ya elin Hıristiyan’ı daha Müslüman olmamışsa velev ki dilinde değil de Türkçe ““Sen beni koru ey İsa”  demişse ne yapılabilir? Sonra marifet ya da marifetsizlik bunun neresinde? Hadi Arapça öğrenmişse ve Arapça demişse Arabın ne günahı var, Arapça’nın ne günahı var?
Yahu bu insanlar adam ya da kadın Müslüman olmak istedi de biri onlara “ aman sakın ha Türkçe ve Türk kültürünü öğrenin yeter. Sakın ha sakın dinimize girmeyin” diye bir engellemeleri mi oldu? Evet engelleri olduğuna dair bilgin var mı? Varsa açıklasanız bu Müslümanlar da bilgilense. Değilse bu nedir Allah aşkına? İftira değil mi?
Geldik kardeşliğe

DİN KARDEŞLİĞİ DEĞİL, TÜRKÇE KARDEŞLİĞİ!
PARAGRAF 11

Amerikalılar ve İngilizler böyle faaliyetlerinde kendi batıl dinlerini empoze ederken, bizim Müslümanların sadece bir dil öğretip, dans ettirmesini hayranlıkla izlemeleri gerçekten çok garip ve acayip bir durum.
Diyorsunuz.
“Amerikalılar ve İngilizler böyle faaliyetlerinde kendi batıl dinlerini empoze ederken,…” Cümle dikkatinizi çekti mi? Ne demek “böyle faaliyetlerinde”? kimin böyle faaliyetlerinde?  cemaatin mi böyle faaliyetlerinde kendi batıl dinlerini empoze ediyorlar? Cemaatin faaliyetlerinde onlara fırsat tanıtılıyor ve onlar da araya program mı sıkıştırıyor? Böyle bir bilgi mi aldınız?
Değilse o böyle olan  faaliyet ne? Olimpiyatları mı kastediyorsunuz? Diyelim ki kastınız bu cümleden çıkan yorum cemaat faaliyet düzenliyor ama Amerikalılar ve İngilizler kendi batıl dinlerini bu süreçte empoze ediyorlar. Ama nasıl oluyor?
Ya da cümleyi yanlış kurmuşsunuz. Şunu mu demek istiyorsunuz; “Amerikalılar ve İngilizler bu tarz faaliyetlerle kendi batıl dinlerini empoze ederken,…” Eee o zaman cemaatin günahı ne? Elin adamı Hıristiyanlığı yayacak bin yol düşünüyor siz ise hiç birine zaten müsaade etmiyorsunuz. Neden şikayetçisiniz bu durumda?
Bu arada empoze nedir? Empoze nasıl yapılır niçin yapılır? Faydalı mı zararlı mı?
Sormazlar mı adama “Amerikalılar ve İngilizler bu tarz faaliyetler…”i “… kendi batıl dinlerini empoze e..” tmeye yarıyor da sizin hak ve hakikat olan faaliyetlerinizi empoze etmeye neden yaramasın? İnancınıza mı güvenmiyorsunuz? Nihayetinde “empoze” diyorsunuz. Güveniniz de tamsa onlardan nasıl ki; tankı topu tıbbı jetsikiyi alıp başarıyla kullanıyorsak onu da alıp kullanalım.
 Cümlenin devamında ise “bizim Müslümanların sadece bir dil öğretip, dans ettirmesini hayranlıkla izlemeleri gerçekten çok garip ve acayip bir durum.” diyorsunuz.. Bu sefer biz Ahmet beyin Müslümanları mı olduk? Galiba biraz da safız. Neden mi dersiniz? Çünkü çok anlama gelebilecek bir cümle kurulmuş kim ben mi biz mi diye sorduğumuz da yok ben onu kastetmemiştim. Şunu kastetmiştim deme şansı var.
Öyle değil mi? “bizim Müslümanların sadece bir dil öğretip, dans ettirmesini hayranlıkla izlemeleri …” ne demek? Anladığım;
1-      cemaat Müslümanları kandırmış nasıl mı? Şöyle ki çocuklara dil öğretmiş ve dans ettirmiş onlar da sahneye çıkan çocukları görünce afallıyorlar ve “ aa bunlar Türkçe konuşuyorlar. Ne güzel değil mi? Bak bak dans  da ediyorlar.” Kandırma ki sormayın gitsin. Gerçi sade vatandaşsınız. Ne diyelim Allah afetsin.
2-      Ya da cemaatin da fertleri Müslüman ama bu yaptıkları Müslümanca değil. Hem kendileri hem de izleyenler bu marifetsiz marifetler karşısında kendinden geçmişler. Yani Ahmet beye göre gaflet değil de nedir bu durum?
3-      Zaten ne diyor. “..hayranlıkla izlemeleri gerçekten çok garip ve acayip bir durum.
Şu iki paragrafa bakın
PARAGRAF 12

İslam hâkim olamadıktan, İnsanlar İslam’dan, Kur’an’dan ve kâinatın Efendisi, son peygamber, kurtuluş rehberimiz, önderimiz, şefaatçimiz Hazreti Muhammed Mustafa (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimizden ve onun güzide ashabından habersiz olduktan sonra Dünya Türkçe konuşsa ne fayda? Bir Hazreti Ebubekir (Radıyallahu anh) Efendimizi tanımadıktan sonra bütün lisanları bilse ne fayda?
Bu paragrafa göre İslam adına hiçbir şey yapılmamış demektir. Dolayısıyla da boşa giden bir emek söz konusu. Buraya dönemlim.
Karşı taraf da şöyle dese
Bunlar
PARAGRAF 13

Anlatmak istediğimiz şey; Bir müslüman dilini veya kültürünü aşılamakla görevli olmadığı gibi dini yaymakla yükümlüdür. İslamı tebliğ  etmekle görevlidir. İslamı telkin etmesi farzdır.
Anlatmak istediğini iyi anlıyoruz. Hem de çok iyi … bir Müslüman dilini ve kültürünü görevi olmadığı halde aşılamışsa ne günahı var? Diyelim ki aynı Müslüman dinini de yayıyorsa bu arada bunları da yaymışsa günah neresinde?
Şu cümleleriniz tek başına anlamsız. Nasıl mı? Okuyalım. “İslamı tebliğ  etmekle görevlidir.Soru kim İslamı tebliğ etmekle görevli? Eğer paragraf içinde geçen “..Bir Müslüman…” ibaresindeki  İslamı telkin etmesi farzdır.”
Size de farz mı? Peki yaptınız mı? Nasıl yaptınız? Nerede ?

Ve son başlık aslında en karmaşık ve karışık başlık. Bir kere başlığın kendisi sorunlu.AKLA BİR SORU GELİYOR:diyor ama üst üste bindirilmiş paragraflar ve paragraflar içinde sorular var. Sonra bu başlık içinde kesin bilgiler cahillikler o kadar çok ki. Sade vatandaşın da Müslüman’ın da işi zor.  İyisi mi incelemek

AKLA BİR SORU GELİYOR:
Başlık şöyle olsun - AKLA GELEN SORULAR
PARAGRAF 14

Acaba açılan bu okullarda öğrencilere “siz dininizde kalın, siz de cennete gireceksiniz, hepsi aynı kaynaktan geliyor” diyerek diyalog adına büyük bir gaflete ve delalete mi imza atılıyor? Neticede Papa ve Amerika bu okulların açılmasına göz yumuyor.
Bu paragraftan başlayalım.
1-      “Acaba açılan bu okullarda öğrencilere…” bu okullarda derken okullar nerde? Öyle ya önce okullar nerde açılmış. Soruya cevap ver. Sonra cevabını verebileceğini varsayarak soralım. Bu cümlenin devamında sorduğun soru hangi öğrencilere söyleniyor?
2-      Tırnak içine aldınız “siz dininizde kalın, siz de cennete gireceksiniz, hepsi aynı kaynaktan geliyor” var sayımlara bakalım. Neden mi varsayım? Çünkü bu cümleleri kimden ve nereden  aldığınız yazmamışsınız. Söyleyeni belirsizse varsayımdır. Emin olun sade vatandaş da Müslüman da bunu böyle anlar.
3-      Sonra ““siz dininizde kalın, siz de cennete gireceksiniz, hepsi aynı kaynaktan geliyor” diyerek diyalog adına büyük bir gaflete ve delalete mi imza atılıyor?” bu tırnaklı cümlenin devamı daha vahim. Neden mi?
4-      Diyalog nedir?
5-      Diyalog adına büyük bir gaflete ve delalet nedir?
6-      Ne zaman başlamış?
7-      Kimler  arasında başlamış?
8-      Kim var içinde?
9-      Merkezi var mı?
10-  Diyalog taraflarının fikirleri nelerdir?
11-  Siz İslam’ı tebliğden söz ediyordunuz;İslam olmayanlara nasıl tebliğ yapacaksınız?
12-  Takdir ettiğiniz Said Nursi İslam’ı tebliğ konusunda ne diyor?
13-  Peygamberimiz ne diyor?
14-  Kuran ne diyor?
15-  Ecdadımız Osmanlılar ne diyor?
Devamında okulları ve diyalogu nasıl içine kattınız? Paragrafa bir bütün halinde bakalım ve son soruları son cümleden soralım.
PARAGRAF 15
Acaba açılan bu okullarda öğrencilere “siz dininizde kalın, siz de cennete gireceksiniz, hepsi aynı kaynaktan geliyor” diyerek diyalog adına büyük bir gaflete ve delalete mi imza atılıyor? Neticede Papa ve Amerika bu okulların açılmasına göz yumuyor.
Yukarıdaki paragrafın Son cümlesi
Diyorsunuz ki, “Neticede Papa ve Amerika bu okulların açılmasına göz yumuyor.”
Ahmet bey size sormuyorlar mı “Papa ve Amerika” hangi okullara neredeki okullara göz  yummuş ya da yumuyor? Bu bilgiyi nereden aldınız nasıl  aldınız? Bu iki güç de diyalogun içinde mi? Neden mi soruyorum? Aşağıda kendinizden çok emin bir düşünce kurmuşsunuz.
okuyalım
PARAGRAF 16

Amerika bir memleketi işgal edecek, siz de Türkiye’deki solcu kesimin şeriatı istemekle suçladığı İslami bir cemaat olarak okul açacaksınız? Mümkün mü bu? Ama Amerika’nın işgalinin hemen ardından Afganistan’a okul açıldı ve hizmete girdi. Başka vakıfların hizmetleri terör örgütü, radikal İslamcı yaftası yiyerek kapanırken, bu okullar tam gaz devam etti.
Hem amerikayı hem cemaati hem de solcuları biliyorsunuz. Bu arada Afganistan dediniz. O da ne? Tek tek sorgulatalım;
1-      Amerika bir memleketi işgal edecek, siz de Türkiye’deki solcu kesimin şeriatı istemekle suçladığı İslami bir cemaat olarak okul açacaksınız?” Bu ne biçim bağlantı? Bu nasıl cümleler Allah aşkına? Amerika, işgal, solculara düşmanlık, okul açma evet bunların hepsi bir arada. Şimdi iyi anlamak için soralım.
a-      Amerika nereyi işgal etmiş?
b-      İşgal edilen bu yerlerde okullar açılmış mı?
c-      Peki işgal öncesinde mi sonrasında mı açılmış?
d-      Okullar Amerika’nın işgaline destek mi çıkmışlar?
e-      Destek çıkmışlarsa nasıl çıkmışlar?
f-       Bunu amerikan Weakles belgelerinde mi okudunuz?
g-      Yoksa başka kaynaklardan mı okudunuz?
h-      Sahi nerede okudunuz?
i-        Duyum mu bilgi mi nedir sizin bu konuda teziniz?
j-        Amerikanın bir ülkeyi işgal etmesinin solcu kesimin şeriatı istemekle suçladığı bir cemaat olmanın arasında nasıl bir bağ kurdunuz?
k-      Amerika ile solcular arasında nasıl bir ilişki vardır?
l-        Türkiye’de solcular Amerika’ya karşı çıkarken aynı zamanda amerikanın adamları mı oluyorlar da siz böyle bir kurgu kurdunuz?
m-    Yoksa Amerikalılar mı şeriatı istiyor? Onu mu anlayalım?
n-      Mesela bu günlerde solcuların popüler adamı olmanıza dayanarak soralım; siz ve şeriat nasıl değerlendirilmeli? Solcunun suçladığı cemaati siz dinsel yetersizliğe tabi tutuyorsunuz ve solcular size destek çıkıyor. Sizin göreviniz soldan vuruşlar gibi sağdan vuruşlarla cemaatin önünü kesme olmasın mı?
o-      Hani gerçek yüzünüz bu olmasın mı?
2-      Cümlenin devamında soruyorsunuz. “Mümkün mü bu?” Evet mümkün mü bu kadar saçma bir soruyu sormak? Bir şey daha Türkiye solcuları mı yoksa başka bir yerin solcuları mı cemaati şeriat istemekle suçlamakta?
3-      Şimdi aşağıda tırnak içine alacağım cümleniz var ya enfes doğrusu” Ama Amerika’nın işgalinin hemen ardından Afganistan’a okul açıldı ve hizmete girdi.” Yani pes doğrusu. Bunu nerden duydunuz? Vallahi korkulur sizden? Hemen gurura kapılmayın canım bilginizden değil cehaletinizden korkulur. Neden mi? Yahu o okullar Taliban’dan önce vardı o ülkede. Sonra Taliban geldi. Sonra işgal geldi. Ama okullar devam etti. Bu yanlış bilgiyle nasıl fikir kurdunuz veya kuruyorsunuz hayret doğrusu?
4-      Devam edelim “. Başka vakıfların hizmetleri terör örgütü, radikal İslamcı yaftası yiyerek kapanırken, bu okullar tam gaz devam etti.” Kimlerin? Kim kapattı?
Aşağıda bir paragraf ve tabi içler acısı durum. Okuyalım.
PARAGRAF 17

Evet öyle görünüyor ki, bu organizasyonlar, teveccüh ve takdiri çekmek amacıyla yapılan birer göz boyamadır ve İslam adına hiçbir değeri yoktur. Hazreti Allah Celle Celaluhu verilen nimetlerin İslam için kullanılmamasının da hesabını soracaktır. Gidilen yerde “Eslim, teslim” yani müslüman ol, selameti bul denmedikten sonra, dikkat edin “denmedikten sonra” bir faydası yoktur. Allah Celle celaluhu:“Niçin Türkçe öğretmedin” diye sormayacağı gibi Türkçe öğrettiğin içinde bir mükafat vermeyecek, “Niçin İslamı tebliğ etmedin” diye de sual edecek ve hesap soracaktır.
1-      sanki bu organizasyonlar hakkında tam bilgi verdiniz; sanki verdiğin bilgileri de islami değerlerle kritik ettiniz de hükme de ulaştınız. “Evet öyle görünüyor ki, bu organizasyonlar, teveccüh ve takdiri çekmek amacıyla yapılan birer göz boyamadır ve İslam adına hiçbir değeri yoktur.”  
Böyle ifade etmek bilmem ki kıskançlık mı? Kin mi nefret mi? Şu ifadeye bakın “bu organizasyonlar, teveccüh ve takdiri çekmek amacıyla yapılan birer göz boyamadır” eee sonra … Mandıraki tarzı mı? Organizasyonlar niçin tertiplenir? Elbette emeği geçenlerin merak edenlerin meramına cevap vermek. Mesela eğitimde üçkağıtçılık duydunuz mu? Hani birincilikler, kazanılan altın madalyalar, o insanların nazarında “demek ki bir şeyler oluyormuş” dedirtmez mi? Ama siz öyle düşünmüyorsunuz. Size göre yapılanlar sahtekarlık. Sonrası da “İslam adına hiçbir değeri yoktur” sözü… Söyler misiniz İslam adına nelerin değeri var? Bir listeleme yapsanız… yapmayacaksanız şunu mu söyleyelim. İftira, inkar, haset İslami değerler mi? Değil derseniz ben inanmam. Neden mi? Bilmediği konuda konuşmanın mı iftira atmanın mı değeri var?
2-      İslam adına hiçbir değeri yoktur.” İslam’ın sahibi Allah adına da hüküm verdiniz. Bravo doğrusu. Beni ikna edemediniz.
3-      “Hazreti Allah Celle Celaluhu verilen nimetlerin İslam için kullanılmamasının da hesabını soracaktır.”  Dediğimiz gibi hükmü Allah adına verdiniz ve hüküm devamını da veriyorsunuz. Söyler misiniz çar çur edilen ne? Ne adına çar çur edilmiş? O kadar fedakar insanın emeğine uyanan güzel duygulara bu sözünüz hakarettir.
4-      “Allah Celle celaluhu:“Niçin Türkçe öğretmedin” diye sormayacağı gibi Türkçe öğrettiğin içinde bir mükafat vermeyecek, “Niçin İslamı tebliğ etmedin” diye de sual edecek ve hesap soracaktır.”
Genel olarak Türkçe’ye takılmışsınız. Aslında ben bu okulları açanların yerinde olsaydım ilk kursu size verirdim. Neden mi? Kurduğunuz cümleler… Ama emin olunuz ki sizin de sağdan kroşelerinizin farkına varacak olanlar ilk önce çevreniz olacak. 
PARAGRAF 18

Ama kime anlatacaksınız ki bunları!!! Puthaneye girip, putperestler ile ayine katıldıktan sonra televizyonlarında bin bir renk ile gösteren zihniyet, Budizm ahlak dinidir diyen zihniyet, Hıristiyanlığı ve Yahudiliği İbrahimi bir din olarak kabul edip, Yahudi ve Hıristiyanlarla ittifakımız var diyen bir zihniyet… Onlar gözleri ile gördükleri halde görmezden gelir, kulakları ile duydukları halde duymazlıktan gelir, kalpleri ile idrak ettikleri halde anlamazlıktan gelirler…
1-      Ama kime anlatacaksınız ki bunları!!!” öyle demeyin hocam ümidinizi kaybetmeyin. Bak cemaat düşmanı sol kesim var. Gidin onlara anlatın. Sizi sade vatandaş anlamasa bile islami çerçevede verdiğiniz bu bilgileri eminim onlar kesin anlar.
2-      “Puthaneye girip, putperestler ile ayine katıldıktan sonra televizyonlarında bin bir renk ile gösteren zihniyet, Budizm ahlak dinidir diyen zihniyet, “
Sahi yazınızın hemen altında verdiğiniz bu videoya baktım. Ayine katılma göremedim. Normal çekim gördüm. Yöresel kıyafetler giymiş ama rahipleirn kıyafetini de giymemişti. Hem sonra ne o onların dilini konuşabiliyordu ne de onlar maceracının dilini konuşuyorlardı. Şimdi siz bu kanaate nasıl ulaştınız hayret doğrusu?
Siz ve sizin gibi niyeti önceden belli olan kişiler hariç 100  değil 1000 değil 1000000 veya istediğiniz kişiye izletin –hani gönül isterki başını sonunu da izletmeniz- bu kanaate Müslümanlar ulaşır mı? Camilerimize gelen ve başını örten insanlar Müslüman mı oluyorlar da bizden biri sırf program hazırlama amaçlı oraya girmişse Budist olsun. İslam’da ikrar esas alınacaksa ve o kişiye de sorulacaksa ondan alacağınız cevaba göre ne derdiniz? Var mı öyle bir kitleyi kafanıza göre yargılamak? Afrikanın her hangi bir yerine giden orada yerlilerle karşılaşan biri siizn mantığınıza göre iptidai mi oluyor? Hadi söylemek istemezdim söyleyeyim, siz plaja gittiniz diye onlardan biri mi oldunuz? Hani sorduğunuz şekliyle soralım oraya ihya için neden gitmediniz? Hani o cıbıldak kızları dine davet etseydiniz olmaz mıydı? Tekraren soralım siz keyfi gittiniz o ise program çekimi için gitti. Sizce bir Müslüman putperestlerin tapınağına giremez mi? Onlar terbiyeli edepli ise bunu söyleyemez mi? Söylerse inancınız mı zarar görecek? Sahi inancınız bu kadar zayıf mı?
3-      “Hıristiyanlığı ve Yahudiliği İbrahimi bir din olarak kabul edip,” tırnak içine  aldığımız kısmı soralım. İbrahim ya da İbrahim’i din ne demektir? Azıcık tahsili olan her kes bunun Hazreti İbrahim’in sorundan gelen peygamberlerle adlandırılan dinler olduğunu bilir.  Bunları Museviler ve İseviler olarak düşünebilirsiniz.  Ehli kitap olan dinlerdir, bunlar..  
4-       “Yahudi ve Hıristiyanlarla ittifakımız var diyen bir zihniyet…” gereksiz bir fikir diyelim. Bu ittifakın varlığına inandınız ya da var olduğunu biliyorsunuz belgesini yayınlasanıza. Yok duyum olduğunu söylerseniz.  2010 yılı son gününde hatırlarsanız habertürk’te  programa çıkmıştınız ve söylediğiniz bir çok şeyin yanında Şanlı Urfa vilayetinde mühtedi bir profesör hakkında iftiralı konuşmanız olmuştu. Canlı yayına bağlanan Hüseyin Gülerce olayın gerçeğini söylemişti. Siz de zan ederim utanmıştınız. Bir kez daha böyle duruma düşmeniz yakışık kalır mı?
5-      “Onlar gözleri ile gördükleri halde görmezden gelir, kulakları ile duydukları halde duymazlıktan gelir, kalpleri ile idrak ettikleri halde anlamazlıktan gelirler…” B u da bir ayettir. Aynı şekilde size söylense ne derdiniz?  Öyle ya ortaya konulan eleştirilere göre siz doğru tarafta durmuyorsunuz. Allah katında muaf da olmadığınıza göre bu son bitiriş cümlelerinize ne demeli.
Sonuç olarak diyorsunuz ya
Allah sonumuzu hayreylesin….”
Duanıza amin

Hiç yorum yok: